|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı :
2006/111
Karar Sayısı : 2006/112
Karar Günü : 15.12.2006
İPTAL DAVASININ KONUSU :
31.5.2006 günlü,
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunu’nun;
1)
3. maddenin
(29) numaralı bendinin,
2)
18. maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan “... genel sağlık
sigortası dahil prim ve her türlü borçlarının ödenmiş
olması şartıyla...” ibaresinin,
3)
19. maddesinin
dördüncü ve beşinci fıkralarının,
4)
27. maddesinin birinci
fıkrasının,
5)
28. maddesinin ikinci
fıkrasının,
6)
29. maddesinin ikinci ve
üçüncü fıkralarının tümüyle, birinci ve beşinci
fıkralarının ise Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar
yönünden,
7)
30. maddesinin dördüncü
fıkrasının,
8)
31. maddesinin birinci
fıkrasının,
9)
40. maddesindeki Cetvelin
8., 12., 13. ve 14. sıralarında yer alan düzenlemelerin,
10)
46. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarının,
11)
55. maddesinin ikinci
fıkrasının,
12)
63. maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendindeki “…18 yaşını doldurmamış
veya 45 yaşından gün almış kişilerin diş protezlerinin
72 inci maddeye göre belirlenen tutarının % 50’si.”
İbaresinin ve ikinci fıkrasının,
13)
67. maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendinin,
14)
68. maddesinin ikinci
fıkrasının, tüm genel sağlık sigortalıları yönünden,
ikinci ve son tümcelerinin de emekli ve malûllük aylığı
alan, dul aylığı alan ve yetim aylığı alan sigortalılar
yönünden,
15)
73. maddesinin dördüncü
fıkrasının,
16)
80. maddesinin birinci ve
ikinci fıkralarının, Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar
yönünden,
17)
81. maddesinin birinci fıkrasının (c) ve (e)
bentlerinin,
18)
106. maddesinin;
a)
(2) numaralı fıkrasındaki
“...diğer maddeleri,” ibaresinin, Bağ-Kur
kapsamındaki sigortalılar yönünden,
b)
(8) numaralı fıkrasındaki
“...30 ilâ 39 uncu maddeleri,...” ibaresinin, TC.
Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden,
19)
Geçici 1. maddesinin
beşinci fıkrasının,
20)
Geçici 2. maddesinin
birinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentlerinin,
Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamına giren sigortalılar yönünden,
21)
Geçici 4. maddesinin ikinci
ve dokuzuncu fıkralarının,
22)
Geçici 6. maddesinin
yedinci fıkrasının (a) bendinin,
23)
Geçici 9. maddesinin
birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarının,
Anayasa’nın 2., 5., 6., 7.,
8., 10., 11., 13., 17., 49., 56., 60., 73., 90., 123.
ve 153. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve
1)
3. maddesinin (29) numaralı bendinin,
2)
18. maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan “... genel sağlık sigortası dahil
prim ve her türlü borçlarının ödenmiş olması
şartıyla...” ibaresinin,
3)
19. maddesinin dördüncü ve
beşinci fıkralarının,
4)
27. maddesinin birinci
fıkrasının,
5)
28. maddesinin ikinci fıkrasının,
6)
29. maddesinin ikinci ve
üçüncü fıkralarının,
7)
30. maddesinin dördüncü
fıkrasının,
8)
40. maddesinde yer alan
cetvelin 8., 12., 13. ve 14. sıralarındaki
düzenlemelerin,
9)
46. maddesinin dördüncü ve
beşinci fıkralarının,
10)
55. maddesinin ikinci fıkrasının,
11)
63. maddesinin, birinci
fıkrasının (d) bendinde yer alan “...18 yaşını
doldurmamış veya 45 yaşından gün almış kişilerin”
ibaresi ile “...nın %50’si.” ibaresinin ve ikinci
fıkrasının,
12)
67. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin,
13)
68. maddesinin ikinci fıkrasının, tüm genel sağlık
sigortalıları yönünden, ikinci ve son tümcelerinin de
emekli ve malûllük aylığı alan, dul aylığı alan ve yetim
aylığı alan sigortalılar yönünden,
14)
73. maddesinin dördüncü
fıkrasının,
15)
80. maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendinin “...ile prim, ikramiye ve bu
nitelikteki her çeşit istihkaktan o ay için yapılan
ödemelerin brüt toplamı...” bölümünün, TC. Emekli
Sandığı iştirakçileri yönünden,
16)
81. maddesinin birinci
fıkrasının (c) ve (e) bentlerinin,
17)
106. maddesinin;
a)
(2) numaralı fıkrasındaki
“...diğer maddeleri,” ibaresinin, Bağ-Kur
kapsamındaki sigortalılar yönünden,
b)
(8) numaralı fıkrasındaki
“...30 ilâ 39 uncu maddeleri,...” ibaresinin, TC.
Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden,
18)
Geçici 1. maddesinin
beşinci fıkrasının,
19)
Geçici 4. maddesinin
dokuzuncu fıkrasının,
20)
Geçici 9. maddesinin
birinci fıkrasının TC. Emekli Sandığı iştirakçisi
sigortalılar ile Bağ-Kur kapsamındaki sigortalılar
yönünden,
Yürürlüğünün durdurulmasına
karar verilmesi istemidir.
I - İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ
İptal istemini içeren
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER tarafından verilen
16.6.2006 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü
şöyledir:
“III- İPTAL
İSTEMİNİN GEREKÇESİ
5510 sayılı
“Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu”
ile, Devlet memurları ve diğer kamu görevlileri, hizmet
akdine dayalı ücretle çalışanlar, tarımsal işlerde
ücretle çalışanlar, kendi hesabına çalışanlar ve
tarımsal alanda kendi hesabına çalışanları kapsayan beş
ayrı emeklilik rejiminin, aktüeryal olarak hak ve
yükümlülüklerin eşit olacağı tek emeklilik rejiminde
buluşturulması amaçlanmaktadır.
Yasa,
sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortasından
yararlanacak kişileri, işverenleri, sağlık hizmeti
sunucularını, bu Yasa’nın uygulanması yönünden gerçek
kişiler ile her türlü kamu ve özel hukuk tüzelkişilerini
ve tüzelkişiliği olmayan diğer kurum ve kuruluşları
kapsamaktadır.
Yasa’da,
sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası yönünden
kişileri güvenceye alacak düzenlemeler yapılmakta; bu
bağlamda, sigortalardan yararlanacak kişiler ve
sağlanacak haklar, bu haklardan yararlanma koşulları,
finansman ve karşılanma yöntemleri belirlenmekte; sosyal
sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişine
ilişkin ilke ve yöntemlere yer verilmektedir.
1- 5510
sayılı Yasa’nın kimi maddelerinin ya da bu maddelerin
kimi kurallarının Anayasa’nın “sosyal devlet” ve
“eşitlik” ilkeleri ile “sosyal güvenlik hakkı” yönünden
incelenmesi gerekmektedir.
Anayasa’nın
sözkonusu kuralları yukarıda anılan maddeler yönünden
ortak gerekçe oluşturacağından, öncelikle “sosyal
devlet” ve “eşitlik” ilkeleri ile Anayasa’da herkes için
öngörülen “sosyal güvenlik hakkı” üzerinde durulması
gerekmektedir.
Anayasa’nın
2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin, toplumun huzuru,
ulusal dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan
haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu
belirtilmiş; “sosyal devlet” niteliği, Türkiye
Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri arasında sayılmıştır.
Madde
gerekçesinde belirtildiği gibi, sosyal devlet, çalışan,
ancak, çalışması karşılığı elde ettiği ürün ile mutlu
olabilmek için tasarladığı maddi ve manevi değerlere
ulaşamayan kişilere yardımcı olmayı ilke edinen
devlettir.
Sosyal
devlet, bireyin huzur ve gönencini gerçekleştiren ve
güvenceye alan, kişi ve toplum arasında denge kuran,
emek ve sermaye ilişkilerini dengeli olarak düzenleyen,
çalışanların insanca yaşaması ve çalışma yaşamının
kararlılık içinde gelişmesi için sosyal, ekonomik ve
mali önlemleri alarak çalışanları koruyan, işsizliği
önleyici ve ulusal gelirin adalete uygun biçimde
dağılmasını sağlayıcı önlemleri alan, adaletli bir hukuk
düzeni kuran ve bunu sürdürmeye kendini yükümlü sayan,
hukuka bağlı devlettir.
Anayasa
Mahkemesi’nin konuya ilişkin tüm kararlarına egemen olan
görüşe göre de, sosyal devletin görevi, kişinin doğuştan
sahip olduğu onurlu bir yaşam sürdürmesini, maddi ve
manevi varlığını bu yönde geliştirmesi için gerekli
koşulları, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak
gerçek eşitliği, yani sosyal adaleti, sosyal gönenci,
sosyal güvenliği ve toplumsal dengeyi sağlamaktır.
Nitekim,
Anayasa’nın 5. maddesinde, kişilerin ve toplumun gönenç,
huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve
özgürlüklerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal,
ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak, insanın maddi ve
manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları
hazırlamak Devlet’in temel amaç ve görevleri arasında
sayılmıştır.
Sosyal
devlette sosyal güvenlik sistemi, yalnızca aktüeryal
dengeye dayalı bir düzenek olarak oluşturulamaz. Sosyal
güvenliği salt aktüeryal denge olgusu düşüncesiyle
oluşturmak, “sosyal devlet” ilkesini savsaklamak
anlamına gelir ki, bunu, Anayasa’nın 2. maddesiyle
bağdaştırmak olanaksızdır.
Devletin
“sosyal” niteliği, aktüeryal denge ile sosyal devlet
ilkesi arasında uyum sağlanmasını; sosyal güvenlik
sisteminden kaynaklanan açıkların, başka bir deyişle
sosyal güvenlik yükünün gerektiğinde devletçe
karşılanmasını zorunlu kılar.
Ayrıca,
hukuk devletinin amaç edindiği kişinin korunması da,
toplumda sosyal güvenliğin, sosyal gönencin ve sosyal
adaletin sağlanmasıyla gerçekleştirilebilmektedir.
Cumhuriyet’in nitelikleri arasında yer verilen sosyal
hukuk devleti ilkesi uyarınca, toplumda yoksul ve
gereksinim duyan insanlara Devlet’çe yardım yapılarak,
onlara insan onuruna yaraşır asgari yaşam düzeyinin
sağlanması, böylece, sosyal adaletin ve sosyal devlet
ilkesinin gerçekleşmesine elverişli ortam yaratılması
gerekmektedir.
Sosyal
devletin görevleri arasında yer alan insan onuruna
yaraşır asgari yaşam düzeyinin sağlanması, herkese
çalışma olanağı yaratılması, çalışanlara adaletli ve
dengeli ücret verilmesi ve çalışamayacak durumda
olanların sosyal güvenlik önlemleri ile korunması
anlamını taşımaktadır.
Sosyal
güvenliğin de içinde bulunduğu sosyal hakların devletçe
tanınmış olması yeterli değildir. Bu hakların
gerçekleşmesi için devletin olumlu edimde bulunması,
sosyal güvenlik alanında oluşturulacak kural ve
kurumların da, Anayasa’nın sözüne ve özüne, bu bağlamda
sosyal hukuk devleti ilkesine uygun olması zorunludur.
Uluslararası hukuk belgelerinde ve çağdaş anayasalarda
olduğu gibi, Anayasamızda da sosyal güvenlik hakkına,
“Temel Haklar ve Ödevler” bölümünde “sosyal ve ekonomik
haklar “ arasında yer verilmiştir.
Anayasa’nın
60. maddesinde, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip
olduğu; Devlet’in, bu güvenliği sağlayacak gerekli
önlemleri alıp örgütü kuracağı belirtilmiştir.
Maddede,
sosyal güvenlik, bireyler yönünden “hak”, Devlet
yönünden “ödev” olarak öngörülmüştür. Anayasa koyucu,
Devlet’i yalnızca sosyal güvenliği sağlayacak önlemleri
almak ve gerekli örgütü kurmakla görevlendirmemiş, aynı
zamanda bunu Devlet’in yükümlülüğü olarak görmüştür.
Sosyal
güvenlik hakkının, yurttaşlarının sosyal durumu ve
gönenciyle ilgilenen, onlara insanlık onuruna yaraşır
asgari yaşama düzeyi sağlayan “sosyal devlet”in gereği
ve zorunlu sonucu olduğu tartışmasızdır.
Sosyal
güvenlik, geliri ne olursa olsun bireylere belirli
sosyal riskler karşısında ekonomik güvence sağlanmasını,
onun kimi zararlara uğrama olasılığına karşı
korunmasını, sosyal zararların tehlikeleri karşısında
bireyin ekonomik yönden güçlü kılınmasını
gerektirmektedir.
Çağdaş
toplumlarda bu niteliği ile sosyal güvenliğin
sağlanması, bireylerin geleceklerini güvence altına
almaya, mutluluğunu, huzurunu ve gönencini sağlamaya
yönelik etkinliklerin en önemlilerinden biri olarak
kabul edilmektedir.
Sosyal
güvenliğin işlevlerinin yerine getirilmesini amaçlayan
kurallar ve kurumların tümü sosyal güvenlik sistemini
oluşturmaktadır. Toplumsal dayanışmanın kurumsal duruma
getirilmesini anlatan sosyal güvenlik sistemi,
Devlet’in, Anayasa’nın 60. maddesi gereğince kurmakla
görevli ve yükümlü olduğu sosyal güvenlik örgütü ile
yine Devlet’in sosyal güvenliği sağlamak için alacağı
önlemlerin tümünü kapsamaktadır.
Anayasa’nın
65. maddesinde, Devlet’in, sosyal ve ekonomik alanlarda
Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin
amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek, mali
kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği
belirtilmiştir. Ancak, bu kural Devlet’e, Anayasa
Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı gibi, yurttaşlar
için hak, kendisi için ödev olan sosyal güvenliği
sağlama görevini yerine getirirken, sosyal
sigortacılığın teknik gereklerine uygun kimi
sınırlamalar yapma hakkı tanımakta, sosyal güvenlik
hakkını kullanılamayacak duruma getiren önlemler alma
yetkisi vermemektedir.
Nitekim,
maddede, Devlet’e sosyal hakları mali kaynaklarının
yeterliliği ölçüsünde gerçekleştirme olanağı tanınırken,
“bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözetme”
koşulu da konulmuştur.
Yine
Anayasa Mahkemesi’nin 23.02.2001 günlü, E.1999/42,
K.2001/41 sayılı kararında belirtildiği gibi, sosyal
güvenlik sisteminde yapılan değişikliklerin, hukuk
devletinde olması gereken hukuk güvenliğini
zedelemeyecek biçimde “adil, makul ve ölçülü” olması
zorunludur.
Bu
yaklaşım, emekli olabilmek için öngörülen prim ödeme gün
sayısı, prime esas aylık tutarı ve prim oranı,
emekliliğe hak kazanabilme ile emekli aylığına hak
kazanmada yaş sınırları, yaşlılık aylığı bağlama oranı,
yaşlılık aylığı hesaplama yöntemi, aylıklarda sağlanacak
yıllık artış tutarı ve sağlık gibi konularda getirilen
kuralların adil, makul ve ölçülü olmasını
gerektirmektedir.
Öte yandan,
Anayasa’nın 10. maddesinde, herkesin dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve
benzeri nedenlerle ayırım gözetilmeksizin yasa önünde
eşit olduğu belirtilmiştir.
Anayasa
Mahkemesi’nin birçok kararında da açıklandığı gibi, yasa
önünde eşitlik, hukuksal durumları aynı olanlar için söz
konusudur. Eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal
eşitlik öngörülmektedir.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin
yasalarca aynı işleme
bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa karşısında
ayırım yapılmasını ve
ayrıcalık tanınmasını önlemektir.
Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kişi ve topluluklara
ayrı kurallar uygulanarak
yasa
karşısında eşitliğin zedelenmesi önlenmiştir.
Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik
kuralları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı
hukuksal durumlar ayrı
kurallara bağlı
tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmiş
olmaz.
Ancak, nitelikleri ve durumları özdeş olanlar için
değişik kurallar konulamaz.
Anayasa Mahkemesi’nin 06.01.2005 günlü, E.2001/479,
K.2005/1 sayılı
kararında belirtildiği gibi, Anayasa’nın 2. ve 60.
maddeleri uyarınca, Devlet’çe, sosyal
güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanmasına elverişli
ortamın yaratılması ve bu
anlamda
sosyal güvenlik alanında getirilecek bir haktan, aynı
sosyal güvenlik kurumu
içinde yer alan ve
temelde birbirine yakın konumda bulunan tüm
sigortalıların
“dengeli ve makûl”
ölçüler içinde yararlanmalarını öngören düzenlemelerin
gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Yine bu kararda, aynı sosyal güvenlik sistemi içinde
bulunan, aynı sosyal
risklere karşı asgari ölçüde güvence altına alınan ve
aynı kurallara bağlanan
sigortalıların aynı hukuksal statü içinde özdeş durumda
bulunan kişiler olduğu, aynı
durumdaki kişilerin,
yasanın öngördüğü haklardan aynı esaslara göre
yararlandırılmalarının ise eşitlik ilkesinin gereği
bulunduğu açıklanmıştır.
Bu açıklamalardan sonra, 5510 sayılı Yasa’nın kimi
maddeleri ya da bu
maddelerin kimi kurallarının sosyal hukuk devleti ve
eşitlik ilkeleri, sosyal güvenlik
hakkı
yönünden incelenmesi, bu kurallarda “adil, makul ve
ölçülü” olma ölçütünün
gözetilip
gözetilmediğinin ortaya konulması gerekmektedir.
a- 5510 sayılı Yasa’nın,
- 28. maddesinin ikinci fıkrasında,
“İlk defa bu Kanuna göre sigortalı sayılanlara;
a)
Kadın ise
58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olmaları ve en az 9000
gün malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması
şartıyla yaşlılık aylığı
bağlanır.
b) (a) bendinde belirtilen yaş şartı;
1) 1/1/2036 ilâ 31/12/2037 tarihleri arasında kadın için
59, erkek için 61,
2) 1/1/2038 ilâ 31/12/2039 tarihleri arasında kadın için
60, erkek için 62,
3) 1/1/2040 ilâ 31/12/2041 tarihleri arasında kadın için
61, erkek için 63,
4) 1/1/2042 ilâ 31/12/2043 tarihleri arasında kadın için
62, erkek için 64,
5) 1/1/2044 ilâ 31/12/2045 tarihleri arasında kadın için
63, erkek için 65,
6) 1/1/2046 ilâ 31/12/2047 tarihleri arasında kadın için
64, erkek için 65,
7) 1/1/2048 tarihinden itibaren ise kadın ve erkek için
65,
olarak uygulanır.”
- Geçici 6.
maddesinin yedinci fıkrasının (a) bendinde de,
“Aylık
bağlama şartları bakımından bu Kanunun 4 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı
sayılarak aylık bağlanacaklar için;
a) 28 inci
maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen 9000
günlük süre ilk defa;
1)
1/1/2007 ilâ 31/12/2007 tarihleri arasında sigortalı
sayılanlar için 7100 gün olarak,
2)
1/1/2008 tarihinden itibaren sigortalı sayılanlar için
ise her takvim yılı başında 7100 güne 100 gün eklenmek
suretiyle 9000 günü geçmemek üzere,
…
uygulanır.”
düzenlemesine yer verilmiştir. Düzenlemelerde,
-
01.01.2007’den sonra sigorta kapsamına girenlere aylık
bağlanmasının koşulları, kadın için 58, erkek için 60
yaşını doldurmuş ve en az 9000 gün prim bildirilmiş
olmak biçiminde belirlenmekte,
- Yaş
sınırı, 01.01.2036’dan başlayarak kadınlar için
01.01.2048’e, erkekler için 01.01.2044’e kadar
artırılıp, 65’e yükseltilmekte,
- Hizmet
akdi ile çalışanlar için prim ödeme gün sayısı yönünden
kademeli geçiş öngörülmekte; 2007 yılında sigortalı
olanlar için 7100 gün prim bildirme koşulu aranırken,
izleyen yıllarda sigortalı olanlar için bu sınırın
7100’e her yıl için 100 eklenerek bulunacağı
belirtilmektedir.
Ülkemizde
ortalama yaşama süresinin 66 yıl olduğu, gelecek 50 yıl
içinde bu Yasa ile koşulları iyileştirilemeyecek
çalışanlar yönünden bu sınırın çok fazla
yükseltilemeyeceği gözetildiğinde, Yasa ile tüm
sigortalılar yönünden emekli aylığı bağlama yaş
sınırının zaman içinde de olsa 65’e yükseltilmesinin;
sürekli çalışma olanağı işverenin inisiyatifinde bulunan
sigortalılar yönünden de prim ödeme gün sayısının 9000’e
çıkarılmasının, gelecek kuşakların emeklilik hakkına
kavuşmasını olanaksız kılacağı, bu niteliği ile adil,
makul ve ölçülü olmadığı açıktır.
Ayrıca,
hizmet akdi ile çalışanlar yönünden prim ödeme gün
sayısının 7000’den 9000’e çıkarılması, Türkiye
gerçekleriyle bağdaşmadığı gibi, esnek çalışmanın,
sendikasızlaştırmanın, kayıtdışı çalıştırmanın ve yoğun
işsizliğin yaşandığı ülkemizde gerçekçi de
görünmemektedir.
Üstelik,
emekli olabilme yaşı ile aylık bağlama yaşı arasındaki
kimi durumlarda uzun yılları içeren fark da ölçüsüzlüğün
bir başka göstergesidir. Örneğin, 01.01.2007 gününde, 18
yaşında iken sosyal sigorta kapsamına giren, 43 yaşında
emekli olma hakkı kazanan bir sigortalı, ancak 22 yıl
sonra, 65 yaşında aylığa hak kazanabilecektir.
Yukarıda da
belirtildiği gibi, Yasa’nın 28. maddesinde, emeklilik
yaşının, 01.01.2007 gününden sonra ilk kez sigortalı
olacaklar yönünden kadın için 58, erkek için 60 olarak
belirlenmesine karşın, bu yaş koşulu 2036 yılından
başlayarak kademeli olarak artırılmakta ve emeklilik
yaşı 65’e yükseltilmektedir.
Bu
düzenlemeye göre, kadın için 58, erkek için 60 yaşını
01.01.2036 gününden önce dolduramayan sigortalılar,
emeklilik yaşını kademeli olarak yükselten kurala bağlı
olacak ve bunun sonucunda, kendisine emekli aylığı
bağlanabilmesi için 65’e kadar uzanan yaşları beklemek
zorunda kalacaklardır. Ayrıca, yine bu durum nedeniyle,
aynı gün işe başlayan ve prim ödeme süreleri eşit olan
farklı yaşlardaki sigortalılar, yaşlılık aylığına aynı
yılda hak kazanamayacaklardır.
Başka bir
anlatımla, Yasa’nın 28. maddesinin ikinci fıkrasının (a)
bendinde, 01.01.2007’den sonra ilk kez sigortalı olanlar
için öngörülen kadın için 58, erkek için 60 yaş sınırı,
ancak sırasıyla 30 ve 32 yaşlarında göreve başlayanlar
yönünden geçerlidir. Yaş küçüldükçe, 2036 yılından sonra
artırılan yaş sınırı nedeniyle bekleme süresi
artmaktadır. Örneğin, 01.01.2007’de sigorta kapsamına
giren bir kadın sigortalı 30 yaşında ise, 58 yaşına
ulaştığı 2035 yılında; 18 yaşında ise, 65 yaşına
ulaştığı 2054 yılında yaşlılık aylığına hak
kazanabilecektir.
b- 5510
sayılı Yasa’nın,
- 29.
maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında,
“Yaşlılık
aylığına hak kazanan sigortalıların aylığı, aşağıdaki
hükümlere göre belirlenecek ortalama aylık kazancı ile
aylık bağlama oranının çarpımı sonucunda bulunan
tutardır.
Ortalama
aylık kazanç, sigortalının her yıla ait prime esas
kazancının, kazancın ait olduğu yıldan itibaren aylık
talep tarihine kadar geçen yıllar için, her yıl
gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenerek
bulunan kazançlar toplamının, itibarî hizmet süresi ile
fiilî hizmet süresi zammı hariç toplam prim ödeme gün
sayısına bölünmesi suretiyle hesaplanan ortalama günlük
kazancın otuz katıdır.
Aylık
bağlama oranı, sigortalının malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortalarına tâbi geçen toplam prim ödeme gün sayısının
her 360 günü için 2015 yılı sonuna kadar % 2,5;
2016 yılı başından itibaren ise % 2 olarak uygulanır. Bu
hesaplamada 360 günden eksik süreler orantılı olarak
dikkate alınır. Ancak aylık bağlama oranı % 90’ı
geçemez.”,
-31.
maddesinin birinci fıkrasında,
“Sigortalı
olarak çalıştığı işten ayrılan veya işyerini kapatan ve
yaşlılık aylığı bağlanması için gerekli yaş şartını
doldurduğu halde malûllük ve yaşlılık aylığı
bağlanmasına hak kazanamayan sigortalıya, bu Kanunun 4
üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bendi
kapsamında ise kendi adına bildirilen, (b) bendi
kapsamında ise ödediği malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primlerinin her yıla ait tutarı, primin ait
olduğu yıldan itibaren yazılı istek tarihine kadar geçen
yıllar için, her yılın gerçekleşen güncelleme katsayısı
ile güncellenerek toptan ödeme şeklinde verilir.”,
- 3.
maddesinin 29. fıkrasında,
“Güncelleme
katsayısı: 4 üncü madde kapsamında sigortalı
sayılanların, her yılın Kasım ayına ait kanunî süresi
içinde verilen belgelerindeki prim tahakkukları
üzerinden bulunacak ortalama prime esas günlük kazancın,
bir önceki yılın aynı ayına ait ortalama prime esas
günlük kazanca göre değişim oranı ile her yılın Aralık
ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından
açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel
indeksindeki değişim oranının toplamının yarışma (1) tam
sayısının ilave edilmesi sonucunda bulunan değeri,
ifade
eder.”,
- Geçici
2. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d)
bentlerinde,
“Bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten önce 17/7/1964 tarihli ve 506
sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983
tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983
tarihli ve 2926 sayılı, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı
kanunlara ve 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun
geçici 20 nci maddesine tâbi sandıklara tâbi olanlara
bağlanacak yaşlılık aylıkları aşağıdaki şekilde
hesaplanır:
a)
Sigortalının veya iştirakçinin bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihe kadar geçen sürelerdeki prim ödeme gün
sayılarına veya fiilî hizmet süresine ait aylık; bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki kanun
hükümlerine göre, aylık talep tarihindeki toplam prim
ödeme gün sayısı veya fiilî hizmet süresi üzerinden, bu
Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla hesaplanacak
aylığının bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadarki
prim ödeme gün sayısı veya fiilî hizmet süresi ile
orantılı bölümü, aylık başlangıç tarihine kadar
geçen yıllar için, her yıl gerçekleşen güncelleme
katsayısı ile çarpılarak hesaplanır.
b)
Sigortalının veya iştirakçinin bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten sonra geçen sürelerdeki prim ödeme gün
sayılarına ait aylığı, aylık talep tarihindeki toplam
prim ödeme gün sayısı üzerinden 29 uncu madde
hükümlerine göre hesaplanacak aylığının, bu Kanunun
yürürlük tarihinden sonraki prim ödeme gün sayısına
orantılı bölümü kadardır.
c) Aylık,
(a) ve (b) bentlerine göre hesaplanan kısmî aylıkların
toplamından oluşur. Aylıklar ayrıca 29 uncu maddenin son
fıkrasına göre artırılarak belirlenir.
d)
8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun ek 48 inci
maddesi ile ek 68 inci, ek 73 üncü ve 27/7/1967 tarihli
ve 926 sayılı Kanunun ek 18 inci maddesi ve ilgili diğer
maddeleri esas alınarak hak edilen makam veya yüksek
hâkimlik, temsil veya görev tazminatları ve ek
göstergeler, bu maddenin (a) bendinde belirtilen kısmî
aylıkların hesabında dikkate alınır. Ancak (a) bendine
göre yapılacak hesaplama açısından bu hükmün uygulanması
sonucu daha yüksek ek göstergeye hak kazanılmış olması,
8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun ek 70 inci
maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin
uygulanmasında esas alınacak ek göstergelerin
yükseltilerek uygulanması hakkını doğurmaz.”,
düzenlemelerine yer verilmiştir.
Görüldüğü
gibi 29. maddenin,
- Birinci
fıkrasında, yaşlılık aylığının, ilgilinin ortalama aylık
kazancı ile aylık bağlama oranının çarpımıyla
hesaplanacağı belirtilmiş,
- İkinci
fıkrasında da, “Ortalama aylık kazanç”, sigortalının her
yıla ilişkin prime esas kazancının, kazancın ilişkin
olduğu yıldan başlayarak aylık istem gününe kadar geçen
yıllar için, her yıl gerçekleşen güncelleme katsayısı
ile güncellenerek bulunan kazançlar toplamının, itibarî
hizmet süresi ile fiilî hizmet süresi zammı dışında,
toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesiyle hesaplanan
ortalama günlük kazancın 30 katı olarak tanımlanmıştır.
Yaşlılık
aylığının hesaplanmasında “ortalama aylık kazanç”ın esas
alınması, bugün için Sosyal Sigortalar Kurumu’na bağlı
sigortalılar yönünden önemli yenilik getirmemektedir.
Sosyal
Sigortalar Kurumu sigortalıları yönünden eski ve yeni
sistem arasındaki fark, ilkinde prime esas kazanç, her
takvim yılı itibariyle Türkiye İstatistik Kurumu’nca
açıklanan tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve
gayrisafi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı
kadar ayrı ayrı arttırılarak, emekli olunan güne kadar
güncelleştirilmekte iken, bu kez güncelleşme işinin
“güncelleştirme katsayısı” esas alınarak yapılmasından
ibarettir.
Getirilen
kural, Bağ-Kur sigortalıları ve özellikle TC Emekli
Sandığı iştirakçileri yönünden önemli yenilik
içermektedir.
Yasa’yla
Bağ-Kur’a bağlı sigortalılar yönünden basamak sistemi
kaldırılarak, bunların prime esas günlük kazanç alt
sınırı ile üst sınırı arasında kendilerinin bildireceği
günlük kazancın prime esas alınması öngörülmüş;
dolayısıyla bunların yaşlılık aylıklarının hesaplanması
yöntemi de değiştirilmiştir.
Yaşlılık
aylığının hesaplanması yönteminde en köklü değişiklik TC
Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden yapılmıştır.
TC Emekli
Sandığı iştirakçilerinin emekli aylıklarının nasıl
hesaplanacağı 5434 sayılı Yasa’nın 41 ve ek 70.
maddelerinde gösterilmektedir. Bu maddelere göre, emekli
aylığı bağlanmasına esas aylık, memur aylık katsayısı
ile emekli olunan günde bulunulan emeklilik keseneğine
esas derece ve kademe göstergesi ve çalışma yaşamı
boyunca elde edilen en yüksek ek gösterge çarpımından
oluşmakta; emeklilere ayrıca her ay kıdem aylığı, taban
aylığı, zam ve tazminat ödemesi karşılığında yasada
gösterilen oranın, en yüksek Devlet memuru aylığının
brüt tutarına uygulanması suretiyle hesaplanan emeklilik
tazminatı ödenmektedir.
5434 sayılı
Yasa’nın ek 68. maddesine göre de, makam tazminatı ile
yüksek yargıçlık tazminatı ödenmesini gerektiren
görevlerde bulunduktan sonra emekliye ayrılanların,
bulundukları en üst görevin makam, yüksek yargıçlık,
temsil ve görev tazminatları emekli aylıklarına
eklenmektedir.
Özetle, TC
Emekli Sandığı iştirakçilerinin emekli aylıklarının
hesaplanmasında, iştirakçinin bulunduğu en son görevinin
aylığı ve yapılan ödemelerin brüt tutarları gözönünde
buldurulmakta; böylece, çalışırken her ay ele geçen
tutar ile emekli olunduğunda alınacak tutar arasındaki
fark çok azaltılmış bulunmaktadır.
Oysa, 5510
sayılı Yasa’da, TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden
de yukarıda açıklanan yöntem benimsenmiştir. Bu yöntem
uyarınca, Devlet memurunun, göreve başladığı yıllarda
daha düşük olan aylık öğeleri üzerinden hesaplanan prime
esas kazançları yaşlılık aylığının belirlenmesinde de
dikkate alınacak ve sonuca etkili olacaktır.
Bu durumun,
yaşlılık aylığı bağlama oranının da düşürüldüğü göz
önünde bulundurulduğunda, kamu görevlilerine bağlanacak
yaşlılık aylıklarının bugüne göre daha düşük olmasına
yol açacağı ve çalışırken ele geçen toplam tutar ile
emekli olunduğunda alınacak toplam tutar arasındaki
farkın yeniden artacağı ortadadır.
Günümüzde
uygulanan emekli aylıklarının, insan onuruna yaraşır
asgari yaşama düzeyini sağlamaktan uzak olduğu
gözetildiğinde, bu tutarları daha da azaltan yeni
kuralın adil, makul ve ölçülü olmadığı; emeklilerin
ulusal gelirden hak ettikleri payı almalarını önleyeceği
açıktır.
Ayrıca,
Yasa’nın geçici 2. maddesinde, çalışanların 01.01.2007
gününe kadar sosyal güvenlik kurumlarına bağlı geçen
süreleri için yaşlılık aylıklarının eski kurallara, bu
günden sonraki sürelerine ilişkin yaşlılık aylıklarının
Yasa kurallarına göre hesap edilerek her iki tutarın
toplamının yaşlılık aylığını oluşturacağı belirtilmiştir
ki, bu konunun, özellikle aynı görevde çalışmış ve
çalışmakta olanların emekli aylıkları ile ölenlerin dul
ve yetimlerinin aylıkları arasında fark oluşturacağı; bu
farkın, eşitlik ilkesine aykırı olduğu ve adaletsizlik
yaratacağı ortadadır.
Öte yandan,
Yasa’nın 29. maddesinin üçüncü fıkrasında, aylık bağlama
oranının, toplam prim ödeme gün sayısının her 360 günü,
yani her yıl için 2015 yılı sonuna kadar % 2.5, 2016
yılından başlayarak % 2 olduğu belirtilmiştir.
Yine
maddede, aylık bağlama oranının % 90’ı geçemeyeceği de
kurala bağlanmıştır.
Bugün için
aylık bağlama oranı, Sosyal Sigortalar Kurumu ile
Bağ-Kur’a bağlı sigortalılar yönünden her yıl için
ortalama % 2.6, TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden
ise 25 yıl için yıllık % 3, sonraki yıllar için yıllık %
1’dir.
Ayrıca,
bugünkü sistemde TC Emekli Sandığı iştirakçileri
yönünden aylık bağlama oranında üst sınır % 100’dür.
Aylık
bağlama oranının düşürülmesinin daha az emekli aylığı
anlamına geleceği, bu durumun, çalışanların emeklilik
statüsü yönünden olumsuz bir gelişme yaratacağı açıktır.
c- 5510
sayılı Yasa’nın,
- 55.
maddesinin ikinci fıkrasında,
“Bu Kanuna
göre bağlanan gelir ve aylıklar, her yılın Ocak ve
Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli olmak üzere, bir
önceki altı aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu
tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici
fiyatları genel indeksindeki değişim oranı kadar
artırılarak belirlenir.”,
- 29.
maddesinin son fıkrasında,
“Yukarıdaki
şekilde hesaplanan aylığın başlangıç tarihinin yılın ilk
altı aylık dönemine rastlaması halinde 55 inci maddenin
ikinci fıkrasına göre Ocak ödeme dönemi için gelir ve
aylıklara uygulanan artış oranı kadar artırılarak, yılın
ikinci altı aylık dönemine rastlaması halinde ise
öncelikle Ocak ödeme dönemi, daha sonra Temmuz ödeme
dönemi için gelir ve aylıklara uygulanan artış oranları
kadar artırılarak, sigortalının aylık başlangıç
tarihindeki aylığı hesaplanır.”,
Geçici 1.
maddesinin beşinci fıkrasında,
-
“Bağlanmış aylık ve gelirler, 55 inci maddenin ikinci
fıkrasına göre artırılır.”, düzenlemelerine yer
verilmiştir.
Yasa’nın
55. maddesinin ikinci fıkrasında, bu Yasa’ya göre
bağlanan gelir ve aylıkların, her yılın Ocak ve Temmuz
ödeme günlerinden geçerli olmak üzere, bir önceki altı
aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu’nca
açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel
indeksindeki değişim oranı kadar artırılarak
belirleneceği vurgulanmış; 29. maddesinin son
fıkrasında, bağlanacak yaşlılık aylığında 55. madde
kuralının nasıl dikkate alınacağı belirtilmiş; geçici 1.
maddenin beşinci fıkrasında da, bu kuralın 5510 sayılı
Yasa’nın yürürlüğe girmesinden önce bağlanmış aylık ve
gelirler için de uygulanması öngörülmüştür.
Oysa, 5434
sayılı Yasa’nın ek 9. maddesinin birinci fıkrasında,
yasalarla yapılacak değişiklikler sonunda aylık
tutarlarında oluşacak yükselmelerin, aynı rütbe, kadro
unvanı ve dereceden bağlanmış bulunan emekli, adî
malûllük, vazife malûllüğü, dul ve yetim aylıklarına da
uygulanması esası getirilmiştir.
Bu
düzenleme, 25.08.1999 günlü, 4447 sayılı Yasa’nın 24.
maddesiyle değiştirilerek, Yasa’nın yürürlüğe girdiği
08.09.1999’dan önce emekli, adî malûllük, vazife
malûllüğü ile dul ve yetim aylığı alanların bu
aylıklarının, Yasa’nın yürürlüğe girdiği günden;
Yasa’nın yürürlüğünden sonra bağlanacak emekli, adî
malûllük, vazife malûllüğü ile dul ve yetim aylıklarının
ise, bağlandığı günden sonraki ilk memur aylık artış
gününden başlayarak her ay bir önceki aya ilişkin
Türkiye İstatistik Kurumu’nca açıklanan en son temel
yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksi değişim
oranına göre belirlenmesi öngörülmüştür.
Görüldüğü
gibi, önceki ve sonraki emekliler arasındaki gelir
farkını giderecek düzenlemeye, 4447 sayılı Yasa
döneminde olduğu gibi 5510 sayılı Yasa’da da yer
verilmemiştir. Bu durum, bir yandan emeklilerin ulusal
gelirden hak ettikleri payı almalarına engel olacak, öte
yandan da, aynı görevi yapmış önceki ve sonraki
emekliler arasında, hakkaniyete aykırı biçimde gelir
farkı yaratacaktır.
Anayasa
Mahkemesi’nin 4447 sayılı Yasa’ya ilişkin 23.02.2001
günlü, E. 1999/42, K.2001/41 sayılı kararında,
“5434
sayılı Yasa’nın ek 9. maddesinin birinci fıkrasının
değişikliğinden önce, eski emeklilerle yeni emekliler
arasında herhangi bir eşitsizlik doğması engellenmiş
iken, yeni düzenlemeyle emekli aylıklarındaki artışın
gösterge ve ek göstergelerdeki artışa göre hesaplanması
esasından vazgeçilerek, aylığın enflasyon oranındaki
artışa göre hesaplanması kabul edilmiş, böylece çalışan
memurların maaş artışı ile emekli memurların maaş artışı
arasında olduğu gibi, daha önce aynı görevlerde bulunan
eski ve yeni emeklilerin maaşları arasında da büyük
farkların ortaya çıkmasına neden olacak bir sistem
getirilmiştir.
Bu durum,
Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesini
zedelemektedir.
Eşitlik
temeline dayanan adil bir hukuk düzeni kurmak, hukuk
devletinin en önemli işlevlerinden biri olduğundan
hukuksal eşitlik sağlanmadan hukuk devleti ilkesinin
gerçekleşmeyeceği açıktır.”
gerekçesine
yer verilerek, 4447 sayılı Yasa’nın, 5434 sayılı
Yasa’nın ek 9. maddesini değiştiren kuralı, Anayasa’nın
2 ve 10. maddelerine aykırı görülerek iptal edilmiştir.
Bunun
üzerine, 5434 sayılı Yasa’nın ek 9. madde kuralının
yeniden yasalaştırılması ya da benzer bir yasal
düzenleme yapılması gerekirken, 5510 sayılı Yasa’nın 55.
maddesinde, 4447 sayılı Yasa benzeri bir kurala yer
verilmiştir.
Bu durum,
55. madde kuralının, Anayasa’nın 2 ve 10. maddelerine
açıkça aykırı olduğunu göstermektedir.
Yasa’nın
geçici 1. maddesinde, 55. madde kuralının bağlanmış
aylık ve gelirlere de uygulanmasının öngörülmesi sonuca
etkili değildir. Çünkü, bu düzenleme, yalnızca eski ve
yeni emekli aylıklarının aynı esasa göre, enflasyon
oranında artırılmasına ilişkin olup, Anayasa Mahkemesi
kararında belirtilen ve aynı görevde çalışan memurlar
ile bu görevlerden emekli olanların aylık artışları
arasındaki farkı giderecek, 5434 sayılı Yasa’nın ek 9.
maddesine benzer bir içerik taşımamaktadır.
Yasa’da,
emekli aylıklarının, yasal kesin ölçütler yerine piyasa
koşullarına dayanan yönetsel keyfi ölçütlerle
artırılmasının öngörülmesi de hukuk devleti ilkesine
aykırılık oluşturmaktadır.
Ayrıca,
emekli aylıklarının yalnızca yıllık TÜFE oranı kadar
artırılması, ulusal gelirdeki artış payının, başka bir
deyişle gönenç payının emekli aylıklarına
yansıtılmaması, emeklilerin ulusal gelirden aldıkları
payın daha da gerilemesine neden olacaktır ki, bu da,
sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
d- 5510
sayılı Yasa’nın,
- 80.
maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında,
“4 üncü
maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri
kapsamındaki sigortalıların prime esas kazançlarının
hesabında;
a) Hak
edilen ücretler ile prim, ikramiye ve bu nitelikteki her
çeşit istihkaktan o ay için yapılan ödemelerin brüt
toplamı esas alınır.
b) Ölüm,
doğum ve evlenme yardımları, görev yollukları, kıdem
tazminatı, iş sonu tazminatı veya kıdem tazminatı
mahiyetindeki toplu ödeme, keşif ücreti, ihbar ve kasa
tazminatları, emekli ikramiyesi ile Bakanlıkça tutarları
yıllar itibarıyla belirlenecek yemek, çocuk ve aile
zamları, özel sağlık sigortalarına ve bireysel emeklilik
sistemine ödenen ve aylık toplamı asgarî ücretin %
30’unu geçmeyen özel sağlık sigortası primi ve bireysel
emeklilik katkı payları tutarları, görevin yerine
getirilmesi için zorunlu olarak yapılan aynî yardımlar
ile Bakanlıkça belirlenecek diğer aynî yardımların
asgarî ücretin % 30’unu geçmeyen kısmı, prime esas
kazanca tâbi tutulmaz.
c) Bu
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine
tâbi sigortalılara ödenen döner sermaye katkı payları ve
döner sermayelerden başka adla yapılan bu nitelikteki
her türlü ödemeler ile ikramiyeler ve benzeri
ödemelerden en yüksek Devlet memuru aylığının % 200’ünü
aşan kısmı prime esas kazanca tâbi tutulmaz.
Yukarıdaki
fıkranın (b) ve (c) bentlerinde belirtilen istisnalar
dışında her ne adla yapılırsa yapılsın tüm ödemeler
prime esas kazanca tâbi tutulur. Diğer kanunlardaki
prime tâbi tutulmaması gerektiğine dair muafiyet ve
istisnalar bu Kanunun uygulanmasında dikkate alınmaz.”,
- 46.
maddesinin dördüncü fıkrasının birinci tümcesinde,
“Kamu
görevlilerinin kısa ve uzun vadeli sigorta kollarının
uygulaması bakımından prime esas kazançlarının
tespitinde 82 nci maddede belirtilen üst sınır
aranmaz.”,
düzenlemelerine yer verilmiştir.
Görüldüğü
gibi, Yasa’nın 80. maddesinde, prime esas kazançlar
düzenlenmiş; tüm ödemeler keseneğe bağlı tutulacağı için
TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden önemli
değişiklikler getirilmiştir.
80.
maddenin birinci ve ikinci fıkralarında, TC Emekli
Sandığı iştirakçisi olanların aylık prime esas
kazançlarının belirlenmesinde yapılan ödemelerin tümünün
brüt tutarlarının gözönünde bulundurulacağı
öngörülmektedir. Oysa, bugünkü sistemde zam ve tazminat
ödemelerinin yasada hesap biçimi belirtilen sınırlı
tutarı emeklilik keseneğine bağlı tutulmaktadır.
Ayrıca,
Yasa’nın 82. maddesinde, tüm sigortalılar yönünden,
prime esas kazancın hesaplanmasında alt ve üst sınır
getirilmişken, 46. maddesinde, kamu görevlilerinin prime
esas kazançlarının saptanmasında 82. maddedeki üst
sınırın aranmayacağı belirtilmiştir. Böylece, kamu
görevlilerinin tüm aylık gelirlerinden prim kesintisi
yapılması olanaklı kılınmıştır.
Bu durumda,
TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden, çalışanlar
için prim oranı %14’e düşürülmesine karşın, prime esas
matrahın artması nedeniyle görev aylıklarında azalma
olması kaçınılmazdır.
Bunun
içindir ki, Yasa’nın geçici 4. maddesinin dokuzuncu
fıkrasında, eski ve yeni matrahlar arasındaki farka
ilişkin sigorta priminin iki yıl süreyle kurumca
karşılanması öngörülmüştür. Böylece, görev
aylıklarındaki azalma iki yıl ertelenmiş olmaktadır.
Sonuç
olarak, yukarıda (a), (b), (c) ve (d) bölümlerinde
belirtilen gerekçelerle, 5510 sayılı Yasa’nın,
- 3.
maddesinin 29. fıkrası,
- 28.
maddesinin ikinci fıkrası,
- 29.
maddesinin birinci, ikinci, üçüncü ve son fıkraları,
- 31.
maddesinin birinci fıkrası,
- 46.
maddesinin dördüncü fıkrasının birinci tümcesi,
- 55.
maddesinin ikinci fıkrası,
- 80.
maddesinin birinci ve ikinci fıkraları,
- Geçici
1. maddesinin beşinci fıkrası,
- Geçici
2. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d)
bentleri,
- Geçici
6. maddesinin yedinci fıkrasının (a) bendi,
Anayasa’nın
sosyal hukuk devleti ve eşitlik ilkeleri ile sosyal
güvenlik hakkı kuralına aykırı düşmektedir.
2- 5510
sayılı Yasa’nın 40. maddesinde, kimi ağır ve yıpratıcı
işlerde çalışanlar için 506 ve 5434 sayılı Yasalarda
öngörülen fiilî hizmet süresi zammı, sosyal güvenlik
kurumlarına göre farklılıkları kaldırılarak yeniden
düzenlenmiştir.
Maddede,
sigortalıların hizmet sürelerine fiilî hizmet süresi
zammı eklenmesini gerektiren işyerleri ve/veya işler ile
sigortalıların bu işyerlerinde ve/veya işlerde geçen
çalışma sürelerinin her 360 günü için fiilî hizmet zammı
olarak eklenecek süreler gösterilmiş; hesaplanan fiilî
hizmet süresi zammının, yer altı işlerinde sürekli ya da
dönüşümlü olarak çalışanların maden işyerlerinde geçen
hizmetleri ayrık olmak üzere, en çok 8 yılının uzun
vadeli sigorta kolları uygulamasında prim ödeme gün
sayısına eklenmesi ve bunun, üç yılı geçmemek koşuluyla
yarısının emeklilik yaş sınırlarından indirilmesi
öngörülmüştür.
Bu
düzenleme, fiilî hizmet zammı eklenmesi gereken kimi
ağır ve çalışanı yıpratıcı işleri yapanlar arasında
ayırıma yol açması nedeniyle eşitsizlik yaratmaktadır.
Gerçekten,
Yasa’nın 40. maddesinde yer verilen ve fiilî hizmet
süresi zammını gerektiren işyerleri ve işler ile
sigortalıları gösteren cetvel incelendiğinde,
- 12.
sırada, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu’nda haber
hizmeti yapan ve haber hizmetlerinde fiilen
çalışanlardan unvanları sayılanların TRT Kurumu haber
hizmetlerinde,
- 14.
sırada, Devlet Tiyatrosu sanatçıları ile
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası şef ve üyelerinin,
Devlet Tiyatroları ile Cumhurbaşkanlığı Senfoni
Orkestrası’nda,
geçen
çalışmaları nedeniyle fiilî hizmet süresi zammından
yararlanmalarına olanak tanındığı; ancak, aynı ya da
benzer etkinlikleri özel televizyon kuruluşları ve özel
tiyatro ya da orkestralarda yürütenlerin fiilî hizmet
süresi zammından yararlandırılmadığı görülmektedir.
Anayasa’nın
10. maddesinde, herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasal düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
nedenlerle ayırım gözetilmeksizin yasa önünde eşit
olduğu belirtilmiştir.
Anayasa
Mahkemesi’nin birçok kararında vurguladığı gibi, yasa
önünde eşitlik, hukuksal durumları aynı olanlar için söz
konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik
öngörülmektedir.
Eşitlik
ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin
yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve
kişilere yasa karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını önlemektir.
Bu ilkeyle,
aynı durumda bulunan kişi ve topluluklara ayrı kurallar
uygulanarak yasa karşısında eşitliğin zedelenmesi
önlenmiştir.
Durum ve
konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir.
Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik
ilkesi zedelenmiş olmaz. Nitelikleri ve durumları özdeş
olanlar için değişik kurallar konulamaz.
Öte yandan,
Anayasa Mahkemesi’nin 06.01.2005 günlü, E.2001/479,
K.2005/1 sayılı kararında belirtildiği gibi, Anayasa’nın
2. ve 60. maddeleri uyarınca, Devlet’çe, sosyal
güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanmasına elverişli
ortamın yaratılması ve bu anlamda sosyal güvenlik
alanında getirilecek bir haktan, aynı sosyal güvenlik
kurumu içinde yer alan ve temelde birbirine yakın
konumda bulunan tüm sigortalıların “dengeli ve makûl”
ölçüler içinde yararlanmalarını öngören düzenlemelerin
gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Yine bu
kararda, aynı sosyal güvenlik sistemi içinde bulunan,
aynı sosyal risklere karşı asgarî ölçüde güvence altına
alınan ve aynı kurallara bağlanan sigortalıların aynı
hukuksal statü içinde özdeş durumda bulunan kişiler
olduğu, aynı durumdaki kişilerin, yasanın öngördüğü
haklardan aynı esaslara göre yararlandırılmalarının ise
eşitlik ilkesinin gereği bulunduğu açıklanmıştır.
Yasa’nın
40. maddesinde yer verilen ve fiilî hizmet süresi zammı
verilmesini gerektiren işyerleri ve işler ile
sigortalıları gösteren cetvel bu ilke ve kararlar
çerçevesinde değerlendirildiğinde, Türkiye
Radyo-Televizyon Kurumu’nda haber hizmeti yapan ve haber
hizmetlerinde çalışanlar ile Devlet Tiyatrosu
sanatçıları ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının
şef ve üyelerinin fiilî hizmet süresi zammından
yararlanmalarına olanak tanındığı; ancak, aynı ya da
benzer etkinlikleri özel televizyon kuruluşları, özel
tiyatrolar ve orkestralarda yürütenlerin fiilî hizmet
süresi zammından yararlandırılmadığı görülmektedir.
Oysa,
televizyon haber hizmetlerini TRT Kurumu’nda yürütenler
ile özel televizyon kuruluşlarında yürütenler arasında,
bu etkinliğin gerektirdiği teknik uygulamalar ile
çalışanların görev ve sorumlulukları arasında,
çalışanların yıpranması yönünden bir fark
bulunmamaktadır. Aynı durum, Devlet Tiyatroları ve
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası sanatçıları ile özel
tiyatro ve orkestra sanatçıları yönünden de geçerlidir.
Yasa’nın
temel yaklaşımı, Devlet memurları, hizmet akdine göre
ücretle çalışanlar, tarım işlerinde ücretle çalışanlar,
kendi hesabına çalışanlar ve tarımda kendi hesabına
çalışanları kapsayan beş ayrı emeklilik rejiminin,
aktüeryal olarak hak ve yükümlülüklerin eşit olacağı tek
bir emeklilik statüsüne dönüştürülmesi olduğuna göre,
kurumlarının ve bağlı oldukları çalışma rejiminin,
anılan sigortalıların fiilî hizmet süresi zammından
yararlanıp, yararlanmamasında ayrım yapılmasına dayanak
olamayacağı açıktır.
Nitekim,
aynı cetvelin,
- 3.
sırasında, Türkiye Denizcilik İşletmeleri ya da Kıyı
Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü
ile özel sektör denizcilik firmaları arasında bir ayrım
yapılmadan gemi adamları, gemi ateşçileri ve dalgıçlar
denizde,
- 6.
sırasında, Türk Hava Yolları ile diğer özel havayolu
firmaları arasında ayrım yapılmadan, havayollarının
uçucu personeli uçakta,
geçen
çalışmaları için fiilî hizmet süresi
zammından eşit biçimde yararlandırılmıştır.
Bu
nedenlerle, Yasa’nın 40. maddesinde yer verilen cetvelin
12. ve 14. sıralarındaki düzenlemeler, Anayasa’nın 2. ve
10. maddelerinde yazılı hukuk devleti ve eşitlik
ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
3- 5510
sayılı Yasa’nın 63. maddesinin birinci fıkrasının (d)
bendinde,
“Kişilerin
hastalanmaları halinde ayakta veya yatarak; ağız ve diş
muayenesi, diş hekiminin göreceği lüzum üzerine ağız ve
diş hastalıklarının teşhisi için gereken klinik
muayeneler, laboratuar tetkik ve tahlilleri ile diğer
tanı yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak
tıbbî müdahale ve tedaviler, diş çekimi, konservatif diş
tedavisi ve kanal tedavisi, hasta takibi, travmaya ve
onkolojik tedaviye bağlı protez uygulamaları, ağız ve
diş hastalıkları ile ilgili acil sağlık hizmetleri, 18
yaşını doldurmamış kişilerin ortodontik diş tedavileri
ile 18 yaşını doldurmamış veya 45 yaşından gün almış
kişilerin diş protezlerinin 72 nci maddeye göre
belirlenen tutarının % 50’si.”
denilerek,
ağız ve diş tedavisinde giderleri Kurum’ca ödenecek
hizmetler sayılmıştır.
Kurala
göre, 18-45 yaş arasındaki kişilerin diş protez
giderleri Kurum’ca karşılanmayacak; 18 yaşını
doldurmayanlar ile 45 yaş ve üzerindeki kişilerin diş
protez giderlerinin de ancak yarısı Kurum’ca
ödenecektir.
Anayasa’nın
56. maddesinde, sağlık hizmetlerinin yaygın biçimde
yerine getirilmesi için yasayla genel sağlık sigortası
kurulabileceği belirtilmiştir.
5510 sayılı
Yasa’yla, sosyal güvenlik sistemi yeniden
yapılandırılırken, Türkiye’de yaşayan herkese sağlanacak
sağlık hizmeti giderlerinin karşılanmasının eşit ve tek
statüye bağlanması öngörülmektedir. Böylece,
yurttaşların sağlık giderleri yönünden sosyal güvenlik
kapsamına alınması sağlanmaktadır.
Yasa’nın
üçüncü kısmında, “Genel Sağlık Sigortası”na ilişkin
kurallara yer verilmiş; 61. maddesiyle de, yalnız sosyal
sigorta kapsamındaki sigortalılar değil, bunların
yanında Türk yurttaşı olan ya da Türkiye’de yerleşik
herkes genel sağlık sigortası kapsamına alınmıştır.
Yasa’nın
63. maddesinde, genel sağlık sigortalıları ile bakmakla
yükümlü oldukları kişilerin, giderleri Sosyal Güvenlik
Kurumu’nca karşılanacak sağlık hizmetleri
düzenlenmiştir.
Ne var ki,
Yasa’nın 63. maddesinin (d) bendinde yukarıdaki kurala
yer verilerek, diş protez giderlerinde yaşa bağlı
sınırlama getirilmiş, birey yaşamının dönemleri arasında
farklı uygulama öngörülmüştür.
Diş protez
gereksinimi, kişilerin biyolojik yapıları, yaşam
koşulları ve beslenmelerine bağlı olarak ortaya çıkacak
bir sağlık hakkıdır. Bir başka deyişle diş protezine ne
zaman gereksinim duyulacağı, belirtilen etmenlere bağlı
olarak kişiden kişiye farklılık göstermektedir.
Toplumumuzda diş protezinin, yine aynı etmenlere bağlı
olarak çok genç yaşlarda ortaya çıkan sağlık sorunu
olduğu da bir gerçektir.
Bu durumda,
diş protez giderlerinin 18-45 yaş arasında ödenmemesi,
18 yaşını doldurmayanlar ile 45 yaş üzerindekiler için
bu giderlerin yarısının ödenmesine ilişkin kural,
Anayasa’da yer verilen sosyal devlet ilkesiyle, sosyal
güvenlik hakkıyla ve Anayasa’nın 56. maddesindeki
Devlet’in “herkesin yaşamını, beden ve ruh sağlığı
içinde sürdürmesini sağlamak” yükümlülüğüyle
bağdaşmamaktadır.
Anayasa’nın
65. maddesinde, Devlet’in, sosyal ve ekonomik alanlarda
Anayasa ile belirlenen görevlerini, mali kaynaklarının
yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği belirtilmiş ise
de, bu kuralın, Anayasa Mahkemesi kararlarında da
açıklandığı gibi, sosyal güvenlik hakkını ortadan
kaldıran ya da onu kullanılamayacak ölçüde sınırlayan
biçimde uygulanmaması gerekmektedir.
4- 5510
sayılı Yasa’nın geçici 4. maddesinin ikinci fıkrasında,
“Kamu
görevlilerinin emeklilik ikramiyeleri, 8/6/1949 tarihli
ve 5434 sayılı Kanun hükümlerince hesaplanarak bu
Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir yıl süreyle,
8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi
ve bu Kanunla mülga 24/5/1983 tarihli ve 2829 sayılı
Kanun ile personel kanunlarına göre Kurumca ödenir ve
ilgili kurumlardan tahsilat, anılan maddedeki usûlle
yapılır. Bir yıllık sürenin dolmasından itibaren emekli
ikramiyeleri 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun 89
uncu maddesi hükümlerine göre kamu görevlisinin son defa
çalıştığı kurumunca, çalıştığı son kurumun
özelleştirilmesi halinde ise Hazinece ödenir.”
düzenlemesine yer verilmiştir.
Maddede,
emekli ikramiyesine ilişkin kural korunmakta, ancak,
ödemeyi yapacak kurum değiştirilmektedir.
5434 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Yasası’nın 89.
maddesine göre, emekli ikramiyesi Emekli Sandığı’nca
ödenmekte ve ödenen tutar daha sonra görevlinin son
çalıştığı kurumdan geri alınmaktadır.
Oysa, 5510
sayılı Yasa’nın geçici 4. maddesinin ikinci fıkrasında,
emekli ikramiyelerinin bir yıl daha Sosyal Güvenlik
Kurumu’nca ödenmesi, bir yıldan sonra ise ödemenin
doğrudan son çalışılan kurumca yapılması
öngörülmektedir.Kimi kamu kurum ve kuruluşlarının,
özellikle yerel yönetimlerin mali zorluk nedeniyle
hizmet akdi ile çalışan işçilerin kıdem tazminatlarını
ödemekte güçlük içinde bulundukları bir gerçektir.
Yapılan
düzenleme ile, memurlar ve diğer kamu görevlileri emekli
ikramiyesini alabilmek yönünden aynı güç koşullar içine
itilmektedir.
Normal
işleyen bir düzenden, riski Kurum yerine çalışanlar
üzerine taşıyan bir sisteme geçmenin, görevi çalışanı
korumak olan sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmayacağı
açıktır.
Ayrıca,
emekli ikramiyesini ödeyecek kurumu değiştiren kalıcı
düzenlemenin geçici maddeyle yapılmasının yasa yapma
tekniğine uygun düşmediğini ve bunun hukuk devleti
ilkesiyle bağdaşmadığını da vurgulamak gerekir.
5- 5510
sayılı Yasa’nın geçici 9. maddesinin ilk üç fıkrasında,
“4 üncü
maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında olup da
8.9.1999 tarihinden bu Kanunun yürürlük tarihine kadar
ilk defa sigortalı sayılanlar; kadın ise 58, erkek ise
60 yaşını doldurmak ve 7000 gün malûllük, yaşlılık ve
ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla veya kadın
ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmak ve 25 yıldan beri
sigortalı bulunmak ve en az 4500 gün malûllük, yaşlılık
ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla yaşlılık
aylığından yararlanırlar.
4 üncü
maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında olup da
8.9.1999 tarihinden bu Kanunun yürürlük tarihine kadar
ilk defa sigortalı sayılanlar; kadın ise 60, erkek ise
62 yaşını doldurmak ve en az onbeş tam yıl malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemek şartıyla kısmî
yaşlılık aylığından yararlanırlar.
17.10.1983
tarihli ve 2925 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olup
da 8.9.1999 tarihinden bu Kanunun yürürlük tarihine
kadar ilk defa sigortalı sayılanlar; kadın ise 58, erkek
ise 60 yaşını doldurmak ve onbeş yıldan beri sigortalı
olup 3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları
primi ödemek şartıyla yaşlılık aylığından
yararlanırlar.”
düzenlemesine yer verilmiştir.
Böylece,
08.09.1999 ile Yasa’nın yürürlüğe gireceği 01.01.2007
günleri arasında, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası
ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Yasası
kapsamında ilk kez sigortalı olanların, sigortalı
oldukları günde geçerli koşullarla yaşlılık aylığına hak
kazanma olanakları korunmuştur.
Yine aynı
günler arasında ilk kez Bağ-Kur kapsamında sigortalı
olanların, kadın için 60, erkek için 62 yaşını doldurmak
ve en az onbeş tam yıl malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primi ödemek koşuluyla “kısmi yaşlılık
aylığı”ndan yararlanma olanakları da korunmuştur.
Buna
karşılık, Yasa’da aynı günler arasında ilk kez Emekli
Sandığı ile ilgilendirilmelerini gerektiren görevlere
atananların emekli aylığına, yine ilk kez Bağ-Kur’a tâbi
olmayı gerektiren etkinliklere başlayanların ise “tam
yaşlılık aylığı”na hak kazanabilmeleri için, iştirakçi
ya da sigortalı oldukları gün geçerli olan koşullara
bağlı olduklarını belirten bir geçiş kuralına yer
verilmemiştir.Öte yandan, 5434 sayılı Emekli Sandığı
Yasası’nın emekli aylığı bağlanacak durumların
belirlendiği 39. maddesi ile 1479 sayılı Esnaf ve
Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Yasası’nın yaşlılık aylığından yararlanma
koşullarının düzenlendiği 35. maddesi, Yasa’nın 106.
maddesinin 2. ve 8. fıkralarıyla yürürlükten
kaldırılmaktadır.
Dolayısıyla, bu durumda olanların emeklilik ya da tam
yaşlılık aylığına hak kazanmasında yaş sınırı, fiilî
hizmet süresi ve prim ödeme gün sayısı gibi koşulları
belirleyen herhangi bir düzenleme kalmamakta; başka bir
anlatımla, 08.09.1999-01.01.2007 günleri arasında
iştirakçi olanlar ile Bağ-Kur kapsamında sigortalı
olanların nasıl ve hangi koşullarla emeklilik haklarına
kavuşacakları konusu belirsiz bırakılmaktadır.
Bu
kişilerin emeklilik koşullarının Yasa’nın 28. maddesiyle
düzenlendiğinden söz edilmesi de olanaksızdır. Çünkü,
Yasa’nın 28. maddesinde, Yasa’nın yürürlüğe girmesinden,
yani 01.01.2007 gününden sonra ilk kez sigortalı
olacakların yaşlılık aylığından yararlanma koşulları
düzenlenmektedir.
Yasa’nın
geçici 9. maddesinde, 08.09.1999-01.01.2007 günleri
arasında Emekli Sandığı iştirakçisi olanlar ile Bağ-Kur
kapsamında sigortalı olanların nasıl ve hangi koşullarla
emeklilik haklarına, bu bağlamda yaşlılık aylığına
kavuşacakları belirsiz bırakılarak, bu kişilerin sosyal
güvenlik haklarının belki de en önemli öğesi olan
emeklilik hakkını kullanamaz duruma getirilmeleri
Anayasa’nın 2, 5 ve 60. maddeleriyle bağdaşmamaktadır.
IV- SONUÇ:
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, 31.05.2006 günlü,
5510 sayılı “Sosyal
Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu”nun,
a- - 28. maddesinin ikinci fıkrasının,
-31.
maddesinin birinci
fıkrasının,
- 40. maddesindeki cetvelin 12. ve 14. sıralarındaki
düzenlemelerin,
- 46.
maddesinin dördüncü fıkrasının birinci tümcesinin,
- 55. maddesinin ikinci fıkrasının,
- 63.
maddesinin birinci fıkrasının (d) bendindeki
“... 18 yaşını
doldurmamış veya 45 yaşından gün almış kişilerin diş
protezlerinin 72 nci maddeye
göre belirlenen
tutarının % 50’si.” ibaresinin,
- Geçici 1. maddesinin beşinci fıkrasının,
- Geçici 4. maddesinin ikinci fıkrasının,
- Geçici 6. maddesinin yedinci fıkrasının (a) bendinin,
-
Geçici 9.
maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarının,
Anayasa’nın 2., 5., 10., 56. ve 60. maddelerine aykırı
olmaları nedeniyle,
b- 3. maddesinin 29. fıkrasının,
- 29. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü ve son
fıkralarının,-
80. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının,
- Geçici 2. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c)
ve (d) bentlerinin,
ise, Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamına giren
sigortalılar yönünden, yine Anayasa’nın aynı maddelerine
aykırı olmaları nedeniyle,
iptallerine karar verilmesini arzederim.”
İptal ve yürürlüğün
durdurulması istemlerini içeren, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Üyeleri Haluk KOÇ ve Kemal KILIÇDAROĞLU ile
birlikte 116 Milletvekili tarafından verilen 14/7/2006
günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir :
“III. GEREKÇE
1) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 3 üncü Maddesinin Yirmidokuzuncu Fıkrasının
Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 3 üncü
maddesinin yirmidokuzuncu fıkrasında güncelleme
katsayısı; “4 üncü madde kapsamında sigortalı
sayılanların, her yılın Kasım ayına ait kanunî süresi
içinde verilen belgelerindeki prim tahakkukları
üzerinden bulunacak ortalama prime esas günlük kazancın,
bir önceki yılın aynı ayına ait ortalama prime esas
günlük kazanca göre değişim oranı ile her yılın Aralık
ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından
açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel
indeksindeki değişim oranının toplamının yarısına (1)
tam sayısının ilave edilmesi sonucunda bulunan değeri
ifade eder”, şeklinde tanımlanmıştır.
506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanununun 8.9.1999 gün ve 4447 sayılı Kanunun
7 inci maddesiyle değişik 61 inci maddesinin ikinci
fıkrasında, “Sigortalının her takvim
yılına ait prime esas kazancı, kazancın ait olduğu
takvim yılından itibaren aylık talep tarihine kadar
geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına göre
Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son
temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları
indeksindeki artış oranı ve gayrisafi yurt içi hasıla
sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı
artırılarak bulunan yıllık kazançlar toplamının, toplam
prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak
ortalama günlük kazancın 360 katı, aylığın
hesaplanmasına esas ortalama yıllık kazancı oluşturur.”
denilmiştir.
Bu hüküm ile, Anayasa’nın 2
inci maddesinde yer verilen sosyal hukuk devletinin
temel görevlerinden olan ve Anayasa’nın 60 ıncı
maddesinde ifadesini bulan sosyal güvenlik hakkının,
günün koşullarına uygun, adil ve hakkaniyet ilkelerine
göre sağlanarak emeklinin değişen ekonomik koşullar
karşısında korunması ve refahtan pay alması amaçlanmış
olmasına karşın, yapılan söz konusu düzenlemeyle
emeklinin refahtan pay alması engellenerek sigortalıya
bağlanacak emekli aylığının düşürülmesi öngörülmüştür.
Anayasa’nın 2 nci
maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk
devleti olduğu belirtilmiştir. Bu maddede belirtilen
sosyal hukuk devleti, temel hak ve özgürlükleri en geniş
ölçüde gerçekleştiren ve güvence altına alan, toplumsal
gerekleri ve toplum yararını gözeten, kişi ve toplum
yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı en
üst düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler
karşısında koruyarak eşitliği, sosyal adaleti sağlayan,
çalışma hayatının gelişmesi için önlemler alarak
çalışanları koruyan, sosyal güvenlik sorunlarını çözmeyi
yüklenmiş Devlettir.
Bu niteliği itibariyle
sosyal hukuk devletinin temel görevi de, değişen
ekonomik koşullar karşısında sigortalıyı korumak, refah
düzeyini artırmaktır. İptali istenen düzenlemenin ise,
refahtan pay almasını engelleyerek değişen ekonomik
koşullar karşısında sigortalıyı koruyup refah düzeyini
arttırmadığı için Anayasa’nın 2 nci maddesine; sosyal
devletin asli görevlerinden olan vatandaşların sosyal
güvenlik haklarını sağlama ödevini yerine getirmesine de
engel oluşturduğu için de Anayasa’nın 60 ıncı maddesine
aykırı düştüğü açıktır.
Diğer yandan Anayasa’nın 5
inci maddesinde de, “kişilerin ve toplumun refah, huzur
ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve
hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,
ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi
ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamaya çalışmak”, devletin temel amaç ve görevleri
arasında sayılmıştır.
Anayasa Mahkemesi de bir
kararında 2 nci maddeyi 5 inci madde ile birlikte
değerlendirmiş ve sosyal güvenliğe ilişkin çerçeveyi şu
şekilde tanımlamıştır:
“…devletin temel amaç ve
görevleri arasında insanın maddi ve manevi varlığının
gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışmak,
kişiyi mutlu kılmak, onların hayat mücadelesini
kolaylaştırmak, insan haysiyetine uygun bir ortam içinde
yaşamalarını sağlamak gibi hususlar da yer alırlar.
Gerçekten yarattığı gelecek güvencesiyle bu mutluluğa
hizmet eden araçlardan biri de sosyal güvenliğin temin
edilmiş olmasıdır”( E.1986/16, K. 1986/25, k.t.
21.10.1986, AMKD, Sayı 22, s.290-291).
İptali istenen ibarenin
ise, sigortalıyı prim borcu nedeniyle iş göremezlik
ödeneğinden yoksun bırakarak gelecek güvencesini
mutluluk ve huzurunu tehlikeye düşürmek gibi sonuçlar
yarattığı; sosyal güvenlik hakkını, sosyal hukuk devleti
ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan
engelleri kaldırmak yerine, engeller koyduğu ortadadır.
Bu nedenle iptali istenen
ibare, Anayasa’nın 5 inci maddesine de aykırıdır.
İptali istenen ibarenin
Anayasa’nın 60 ncı maddesinde ifade edilen sosyal
güvenlik hakkını sosyal adalet ilkesiyle ve demokratik
toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacak biçimde,
ölçüsüzce ve özünü zedeleyerek sınırlandırdığı; bu
nedenle Anayasa’nın 13 üncü maddesine de aykırı düştüğü
yadsınamaz.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir
kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden
Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve
E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf.
225).
Açıklanan nedenlerle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 3 üncü maddesinin
yirmidokuzuncu fıkrası, Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11
inci, 13 ünü ve 60 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
2) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 18 inci Maddesinin İkinci Fıkrasında yer alan
“genel sağlık sigortası dahil prim ve her türlü
borçlarının ödenmiş olması şartıyla” İbaresinin
Anayasa’ya Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Kanunun 18 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki
iptali istenen ibare ile; bu Kanunun 4 üncü maddenin
birinci fıkrasının (b) bendine göre sigortalı
sayılanların (Bir veya birden fazla işveren tarafından
çalıştırılan; film, tiyatro, sahne, gösteri, ses ve saz
sanatçıları ile müzik, resim, heykel, dekoratif ve
benzeri diğer uğraşları içine alan bütün güzel sanat
kollarında çalışanlardan, düşünürlerden ve yazarlardan
hizmet akdi ile çalışanların) hastalıkları halinde
geçici iş göremezlik ödeneğinden yararlanmaları prim
borçlarının bulunmaması koşuluna bağlanmıştır.
Sosyal fondan yararlanmak
için fona katkıda bulunmak gereklidir. Sağlanacak yarar,
nimet ve külfet ortaklığı şeklindedir. Ancak iş göremez
duruma gelenin yardımdan yararlanması prim borcunun
bulunmaması koşuluna bağlanamaz. Çünkü sosyal
dayanışmanın, tam bir alışveriş gibi görülemeyeceği
kuşkusuzdur. Gerek işyerini güçlükle ayakta tutan, uzun
süre işsiz kalarak güç koşullarda işyeri açan bir
serbest meslek mensubunun, gerekse hizmet akdi ile
çalışan bir sigortalının prim borcu olduğu için iş
göremezlik ödeneğinden yoksun bırakılması,
“sosyal güvenlik”
ve “sosyal dayanışma” ilkelerine ters düşer.
Gerçekten, sigortalıya
sağlanacak “sosyal güvenlik”in “sosyal
dayanışma”dan ayrı düşünülüp ayrı tutulması
olanaksızdır. Anayasanın ikinci maddesiyle öngördüğü
demokratik, laik, milli ve insan haklarına dayalı sosyal
bir hukuk Devletinde bireyler, yalnız kendi çıkarlarının
belirdiği yerlerde ve yalnız kendi çıkarları ölçüsünde
yer alan kişiler değillerdir. Herkesin sahip olduğu
sosyal güvenlik hakkını sağlamak için Devlet’e sosyal
güvenliği sağlayacak tedbirleri alma ve sosyal
sigortalar ve sosyal yardım teşkilatı kurdurmak ödevinin
Anayasanın 60 ıncı maddesi ile verilmiş olmasının bir
anlamı budur.
Sosyal Hukuk Devleti ilkesi
içinde yer alan sosyal adalet, sosyal refah ve sosyal
güvenlik kavramları tüm yurttaşları kapsar. Toplum
yararının birey yararına üstün tutulması, sosyal hukuk
devletinin temelini oluşturur. Ancak bunda güdülen amaç
sonuçta yine bireylerin mutluluğunun sağlanmasıdır.
Anayasa’nın 2 nci
maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk
devleti olduğu belirtilmiştir. Bu maddede belirtilen
sosyal hukuk devleti, temel hak ve özgürlükleri en geniş
ölçüde gerçekleştiren ve güvence altına alan, toplumsal
gerekleri ve toplum yararını gözeten, kişi ve toplum
yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı en
üst düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler
karşısında koruyarak eşitliği, sosyal adaleti sağlayan,
çalışma hayatının gelişmesi için önlemler alarak
çalışanları koruyan, sosyal güvenlik sorunlarını çözmeyi
yüklenmiş, ülkenin kalkınmasıyla birlikte ulusal gelirin
sosyal katmanlar arasında adaletli biçimde sağlanmasını
amaç edinmiş devlettir. Güçsüzleri güçlülere ezdirmemek
ilkesi, herkesi, bu arada çalışanları, emeklilerle
yaşlıları, durumlarına uygun düzenlemelerle, sağlıklı,
mutlu ve güven içinde yaşatmayı gerektirir.
Anayasa Mahkemesinin
17.10.1972 tarih ve E.1972/16, K.1972/49 sayılı
kararında da, “Anayasanın 2. maddesi uyarınca Türkiye
Cumhuriyeti, sosyal bir hukuk Devletidir. Sosyal hukuk
devletidir, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak
gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve böylece toplumsal
dengeyi sağlamakla yükümlü Devlet demektir Çağdaş uygar
görüşü ve Anayasa’nın temel yapı ve felsefesine göre
gerçek hukuk devleti ancak toplumsal Devlet anlayışı
içinde ise bir anlam kazanır. Hukuk devletinin amaç
edindiği kişiliğin korunması, toplumda sosyal güvenliğin
ve sosyal adaletin sağlanması yoluyla
gerçekleştirilebilir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu nedenle , iptali istenen
ibare Anayasa’nın 2 nci ve 60 ıncı maddelerine
aykırıdır.
Öte yandan, Anayasa
Mahkemesinin 2 nci maddeyi 5 inci madde ile birlikte
değerlendirdiği ve sosyal güvenliğe ilişkin çerçeveyi
belirlediği 21.10.1986 gün ve E.1986/16, K. 1986/25
sayılı kararı esas alındığında, yukarıda gerekçede (1)
numaralı başlık altında belirtilen nedenlerle, iptali
istenen düzenlemenin Anayasa’nın 5 inci maddesine de
aykırı düştüğünü söylemek gerekmektedir.
İptali istenen düzenlemenin
Anayasa’nın 60 ıncı maddesinde ifade edilen sosyal
güvenlik hakkını, sosyal devlet ilkesi ve demokratik
toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacak biçimde,
ölçüsüzce ve özünü zedeleyerek sınırlandırdığı; bu
nedenle Anayasa’nın 13 üncü maddesine de aykırı düştüğü
yadsınamaz.
Anayasa’nın 90 ıncı
maddesine göre, yürürlüğe konulmuş temel hak ve
özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla
yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle
çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma
hükümlerinin esas alınması kabul edilmiştir.
Sosyal güvenlik hakkını
vurgulayan uluslararası sosyal politikanın en önemli
belgelerinden biri 1948 tarihli Birleşmiş Milletler
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesidir. Anayasa
Mahkemesinin çeşitli kararlarında da Bildirgenin 22 nci
maddesinde yer alan “Herkes, toplumun bir ferdi olarak
sosyal güvenlik hakkına sahiptir; sosyal güvenlik,
bireyin onuru, kişiliğinin geliştirilmesi için
kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların tatmin
edilmesine dayanır.” ilkesine atıfta bulunulmuştur.
Bildirgenin, tamamlayıcı
olarak görülebilecek 25 inci maddesinde ise her insanın
yiyecek, giyecek, konut, tıbbi bakım ve gerekli
toplumsal hizmetler de dahil olmak üzere, kendisinin ve
ailesinin sağlığını ve refahını sağlayacak uzun bir
yaşam düzeyine hakkı olduğu; işsizlik, hastalık,
sakatlık ya da geçim olanaklarından iradesi dışında
yoksun kaldığı diğer hallerde, güvenlik hakkına sahip
olduğu vurgusuyla sosyal güvenlik hakkı, temel insan
hakları arasında sayılmaktadır.
Bu nedenle, iptali istenen
ibare Anayasa’nın 90 ıncı maddesine de aykırıdır.
Öte yandan, söz konusu ibarede yer
verilen “her türlü borç” kavramının hangi tür borçları
kapsadığı, bir başka deyişle içeriği belirsizdir.
Anayasa’nın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devletinin
unsurlarından biri de, vatandaşlarına hukuk güvenliği
sağlamasıdır. Hukuk güvenliği, kurallarda
<<belirlilik>>
ve <<öngörülebilirlik>> gerektirir. Hukuk devletinde
yargı denetiminin sağlanabilmesi için yönetimin görev ve
yetkilerinin sınırının yasalarda açıkça gösterilmesi bir
zorunluluktur.
Bu
durumda, iptali istenen kural
belirlilik ve öngörülebilirlik özelliklerini taşımaması
nedeniyle de hukuk devleti ilkesi ile de
bağdaşmamaktadır.Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir
kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden
Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve
E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf.
225).
Açıklanan nedenlerle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 18 inci maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan “genel sağlık sigortası dahil prim
ve her türlü borçlarının ödenmiş olması şartıyla”
ibaresi Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11 inci, 13 üncü, 60
ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
3) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 19 uncu Maddesinin Dördüncü Fıkrasının
Anayasa’ya Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin dördüncü fıkrası
ile; bu Kanunun 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b)
bendine göre sigortalı sayılanlara (Bir veya birden
fazla işveren tarafından çalıştırılan; film, tiyatro,
sahne, gösteri, ses ve saz sanatçıları ile müzik, resim,
heykel, dekoratif ve benzeri diğer uğraşları içine alan
bütün güzel sanat kollarında çalışanlardan,
düşünürlerden ve yazarlardan hizmet akdi ile
çalışanlara) sürekli iş göremezlik geliri bağlanabilmesi
için, kendi sigortalılığından dolayı, genel sağlık
sigortası dahil prim ve her türlü borçlarının ödenmiş
olması zorunluğu getirilmiştir.
Bu Kanunun 4 üncü maddenin
birinci fıkrasının (b) bendine göre sigortalı
sayılanların prim ve her türlü borçları için sürekli iş
göremezlik geliri bağlanmasından yoksun bırakılması;
“sosyal güvenlik” ,”sosyal dayanışma” ve “belirlilik”
ilkelerine ters düştüğü ve 1948 tarihli Birleşmiş
Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile
bağdaşmadığı için yukarıda (1) ve (2) numaralı başlıklar
altında etraflıca belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 2
nci, 5 inci, 11 inci,13 üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı
maddelerine aykırıdır.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir
kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden
Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve
E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf.
225).
Açıklanan nedenlerle
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 19 uncu maddesinin
dördüncü fıkrası Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11 inci, 13
üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
4) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 19 uncu Maddesinin Beşinci Fıkrasının Anayasa’ya
Aykırılığı
5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 19 uncu
maddesinin iptali istenen beşinci fıkrasında; Bu Kanunun
4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamında bulunan sigortalılardan, kurumlarınca sürekli
iş göremezlik nedeniyle görevlerine son verilenlerden;
malûllük veya yaşlılık aylığına hak kazanamayan
sigortalılara sürekli tam iş göremezlik geliri
bağlanarak sürekli iş göremezlik derecesine göre
hesaplanacak sürekli iş göremezlik gelir tutarı ile
sürekli tam iş göremezlik geliri arasındaki farkın,
sigortalının görevine son veren kurum tarafından, Sosyal
Güvenlik Kurumu’na ödenmesi öngörülerek aynı statüdeki
ve hatta aynı kurumdaki sigortalılar arasında,
Anayasa’nın 10 uncu maddesindeki “kanun önünde eşitlik”
ilkesine aykırı olarak, farklı uygulamalara olanak
sağlayan bir düzenleme yapılmıştır.
Böyle bir düzenleme, aynı
kurumda çalışan ve aynı iş kazasında aynı oranda sakat
kalan ve bu nedenle işten çıkartılan memur ile işçi
arasında büyük ölçüde fark yaratacak bir uygulama
yapılması sonucunu doğurabilecektir. Örneğin, her
ikisinin aylık ücreti de 1000 YTL ise ve % 20 oranında
sakat kalmışlarsa, memura 700 YTL gelir bağlanırken
işçiye 140 YTL gelir bağlanacaktır. Makul bir nedene
bağlanamayacak bu farkın, kanun önünde eşitlik ilkesi ve
dolayısıyla Anayasa’nın 10 uncu maddesi ile
bağdaşmayacağı açıktır.
Yine 19 uncu maddenin
beşinci fıkrasının (b) bendine göre de, söz konusu
kapsamdaki sigortalılardan malûllük veya yaşlılık
aylığına hak kazananlara diğer sigortalılardan farklı
olarak sürekli iş göremezlik derecesine göre gelir
bağlanacaktır.
Bir sosyal güvenlik
kuruluşu olan Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamı içinde
bulunan, aynı sosyal risklere karşı asgari ölçülerde
güvence altına alınan ve aynı kurallara bağlı olan
sigortalılar, aynı hukuki statü içinde özdeş durumda
bulunan kişilerdir. Aynı durumda bulunan kişilerin
yasanın öngördüğü haklardan aynı esaslara göre
yararlandırılmaları da Anayasa’nın 10 uncu maddesinde
ifade edilen eşitlik ilkesinin gereğidir.
İptali istenen düzenleme
ise aynı hukuki statüde bulunan sigortalıların yasanın
öngördüğü haklardan farklı esaslara göre
yararlandırılmaları sonucu doğuracağı için kanun önünde
eşitlik ilkesine aykırıdır.Diğer taraftan, Anayasaya
aykırı bir hükmün hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleri ve dolayısıyla Anayasa’nın 2 ve
11 inci maddeleriyle bağdaşmayacağı da açıktır.
Açıklanan nedenlerle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 19 uncu maddesinin
beşinci fıkrası, Anayasa’nın 2 nci, 10 inci ve 11 inci
maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
5) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun “Malûllük aylığının hesaplanması, başlangıcı,
kesilmesi ve yeniden bağlanması” Başlıklı 27 inci
Maddesinin Birinci Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Kanunun 27 nci maddesinin iptali istenen birinci
fıkrasında “Malûllük aylığı; prim ödeme gün sayısı 9000
günden az olan sigortalılar için 9000 gün üzerinden,
9000 gün ve daha fazla olanlar için ise toplam prim
ödeme gün sayısı üzerinden, 29 uncu madde hükümlerine
göre hesaplanır. Sigortalı başka birinin sürekli
bakımına muhtaç ise tespit edilen aylık bağlama oranı 10
puan artırılır” denilmiştir.
Bu düzenlemeye göre, 5510
sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 1.1.2007 tarihinden
itibaren sigortalı olacak birisi için malullük aylığı
bağlama oranı %55 ve başka birinin bakımına muhtaç ise
%65 olacaktır. 2015 tarihinden itibaren ise bu oranlar
%50 ve %60 olacaktır.
506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunun 55 inci maddesine göre; Ortalama
yıllık kazancın % 60 ının 1/12 si oranında malûllük
aylığı bağlanır. Sigortalı başka birinin bakımına muhtaç
durumda ise bu oran %70’e çıkarılır.
1479 sayılı Esnaf ve
Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kurumu Kanunun 30 uncu maddesine göre
malûllük aylığı, sigortalının sigortalılık süresi içinde
prim ödediği gelir basamaklarının, bu basamaklardaki
prim ödeme süreleri de dikkate alınarak, aylık başlangıç
tarihinde yürürlükte bulunan gelir tablosu üzerinden
hesaplanacak ağırlıklı ortalamasının %65’ idir. Başka
birinin bakımına muhtaç durumda ise %75’idir. 2926
sayılı Yasanın 14 üncü maddesine göre ise bu oranlar %70
ve %80 olarak belirlenmiştir.
5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 53 üncü maddesine
göre malûliyet aylığı 15 yıl üzerinden ve maaşının %65’i
oranında bağlanmaktadır. Ayrıca, vazife malûllüğünde;
malûliyet derecesine göre söz konusu maaşa zam
yapılmaktadır. Örneğin 1. derece %60 zamlı
uygulanmaktadır.
5510 sayılı Kanunun 27 nci
maddesinin iptali istenen birinci fıkrasının öngördüğü
düzenleme çerçevesinde malûliyet aylığı 9000 gün
üzerinden hesaplandığında, aylık bağlama oranı %55’e
veya birinin bakımına muhtaç durumda ise %65’e tekabül
etmektedir. Dolayısıyla, 506, 1479, 2926 ve 5434 sayılı
Kanunlara tabi sigortalılar açısından bugün mevcut olan
koruma düzeyinin gerisinde kalan bir sosyal güvenlik
düzeyi getirilmektedir. Ayrıca, yaşlılık aylığının
hesaplanmasında aylık bağlama oranlarındaki düşüşler ile
güncelleme katsayısı nedeniyle ortaya çıkması muhtemel
reel kayıpların da gerilemeye ilave edilerek
değerlendirileceği tabiidir.
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı
“Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun
“Malûllük aylığının hesaplanması, başlangıcı, kesilmesi
ve yeniden bağlanması” Başlıklı 27 inci maddesinin
birinci fıkrası, sigortalıların malüliyet aylıklarını
düşürerek sigortalılar açısından koruma düzeyini önemli
ölçüde geriletip sosyal dışlayıcılığı engelleyen asgari
bir sınırın varlığını göz önünde tutmayarak Sosyal
Devletin asli görevlerinden olan vatandaşların sosyal
güvenlik haklarını sağlama ödevlini adil, makul ve
ölçüsüzce sınırlandırdığından “sosyal devlet”,
demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve
“ölçülülük” ilkeleri ile bağdaşmamakta ve aşağıda (6) ve
(7) numaralı başlıklar altında etraflıca belirtilen
nedenlerle Anayasa’nın 2 nci ve 5 inci , 11 inci, 13
üncü , 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine
aykırı olup, iptali gerekmektedir.
6) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 28 inci Maddesinin İkinci Fıkrasının Anayasa’ya
Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Kanunun 28 inci maddesinin iptali istenen ikinci
fıkrasının (a) bendinde , ilk defa bu Kanuna göre
sigortalı sayılacaklar yönünden yani 01.01.2007
gününden başlayarak emeklilik yaşının, kadın için 58,
erkek için 60 olarak belirlenmesine karşın, bu yaş
koşulu anılan fıkranın (b) bendinde, 2036 yılından
başlayarak kademeli olarak artırılmakta ve emeklilik
yaşı 65’e yükseltilmektedir.
Bu düzenlemeye göre, kadın
için 58, erkek için 60 yaşını 01.01.2036 gününden önce
dolduramayan sigortalılar, emeklilik yaşını kademeli
olarak yükselten kurala bağlı olacak ve bunun sonucunda,
kendisine emekli aylığı bağlanabilmesi için 65’e kadar
uzanan yaşları beklemek zorunda kalacaklardır. Ayrıca,
yine bu durum nedeniyle, aynı gün işe başlayan ve prim
ödeme süreleri eşit olan farklı yaşlardaki sigortalılar,
yaşlılık aylığına aynı yılda hak kazanamayacaklardır.
Diğer bir anlatımla, 5510
sayılı Kanunun 28 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a)
bendinde, 01.01.2007’den sonra ilk defa sigortalı
sayılanlar için öngörülen kadın için 58, erkek için 60
yaş sınırı, ancak sırasıyla 30 ve 32 yaşlarında göreve
başlayanlar yönünden geçerlidir. Yaş küçüldükçe, 2036
yılından sonra artırılan yaş sınırı nedeniyle bekleme
süresi artmaktadır. Örneğin, 01.01.2007’de sigorta
kapsamına giren bir kadın sigortalı 30 yaşında ise 58
yaşına ulaştığı 2035 yılında; 18 yaşında ise, 65 yaşına
ulaştığı 2054 yılında yaşlılık aylığına hak
kazanabilecektir. Böyle bir durumun, Anayasa’nın 10 uncu
maddesinde ifade edilen “kanun önünde eşitlik” ilkesi
ile bağdaşmayacağı açıktır.
Ayrıca söz konusu fıkranın
(a) bendinde, yaş artışı yanında emekli olabilmek için
9000 gün prim ödenmesi koşulu getirilmiştir.Normal
koşullarda bugün bir SSK’lı kadın 58, erkek ise 60
yaşını doldurmak ve en az 7000 gün prim ödemek koşuluyla
emekli olabilmektedir. İptali istenen hüküm ile,
01.01.2007’den sonra ilk defa sigortalı sayılanlar için
prim ödeme gün sayısı 9000 güne çıkarılmaktadır.
22.5.2003 tarih ve 4853 sayılı İş Kanununun uygulandığı,
esnek çalışma düzeninin ve kayıt dışı istihdamın giderek
yaygınlaşmakta olduğu, milyonlarca işçinin ancak
mevsimlik işçi olarak çalışabildiği koşullarda 9000
günlük prim ödeme gereğinin yerine getirilmesinin (kamu
ve sendikalı işyerleri dışında) hemen hemen olanaksız
olduğu çok açıktır.
Ülkemizde ortalama yaşama
süresinin 66 yıl olduğu gözetildiğinde, Yasa ile tüm
sigortalılar yönünden emekli aylığı bağlama yaş
sınırının zaman içinde de olsa 65’e yükseltilmesinin ve
sürekli çalışma olanağı işverenin inisiyatifinde olan
sigortalılar yönünden de prim ödeme gün sayısının 9000’e
çıkarılmasının, gelecek kuşakların emeklilik hakkına
kavuşmasını olanaksız kılacağı, bu niteliği ile adil,
makul ve ölçülü olmadığı açıktır.
İşçiler için prim ödeme gün
sayısının 7000’den 9000 güne çıkarılması, Türkiye
gerçekleriyle bağdaşmadığı gibi, esnek çalışmanın,
sendikasızlaştırmanın, kayıtdışı çalıştırmanın ve yoğun
işsizliğin yaşandığı ülkemizde 9000 prim ödeme günü
gerçekçi de görünmemektedir. Böyle bir düzenlemenin
anlamı, sendikasız işçilere düşük prim ödeme gün sayısı
üzerinden emekli olmanın yolunu açmaktır. Bu da
işçilerin yaşlılıklarında düşük emekli aylığı almaları
sonucunu doğuracaktır. Eğer bir sosyal sigorta sistemi,
kişilerin emekliliklerinde yoksulluk sınırının altında
aylık almalarını öngörüyorsa, o sisteme “sosyal güvenlik
sistemi” denemez. Olsa olsa o sistem, “yoksullara asgari
ödenek sağlama sistemi” olur..
Üstelik, emekli olabilme
yaşı ile aylık bağlama yaşı arasındaki kimi durumlarda
uzun yılları içeren fark da ölçüsüzlüğün bir başka
göstergesidir. Örneğin, 01.01.2007 gününde, 18 yaşında
iken sosyal sigorta kapsamına giren, 43 yaşında emekli
olma hakkı kazanan bir sigortalı, ancak 22 yıl sonra, 65
yaşında aylığa hak kazanabilecektir.
Anayasa’nın 5 nci
maddesinde, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve
mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve
hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde sınırlayan siyasal,
ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi
ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamaya çalışmak, devletin temel amaç ve görevleri
arasında sayılmıştır.
Anayasanın 60 ıncı maddesi
ile de, herkesin sahip olduğu sosyal güvenlik hakkını
sağlamak için Devlet’e sosyal güvenliği sağlayacak
tedbirleri alma ve sosyal sigortalar ve sosyal yardım
teşkilatı kurdurmak ödevi verilmiştir. Bu maddede,
sosyal güvenlik, bireyler yönünden “hak”, Devlet
yönünden “ödev” olarak öngörülmüştür. Anayasa koyucu,
Devlet’i yalnızca sosyal güvenliği sağlayacak önlemleri
almak ve gerekli örgütü kurmakla görevlendirmemiş, aynı
zamanda bunu Devlet’in yükümlülüğü olarak görmüştür.
Hukukun üstünlüğünün egemen
olduğu bir devlette, hukuk güvenliğinin sağlanması hukuk
devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşuludur.
Sosyal hukuk devleti, toplum ve
çalışma yaşamında adalete ve eşitliğe dayalı bir hukuk
düzeni kurmak durumundadır. Böyle bir hukuk düzeni ise,
her alanda olduğu gibi, sosyal güvenliğe ilişkin
düzenlemelerde de, eşitlik, hukuk istikrarı, hukuk
güvenliği ve kazanılmış hakların korunması ilkelerinin
gözetilmesini zorunlu kılmaktadır.
Yaşlılık, gerçekleşmesi yönünden diğer
sosyal risklerden ayrı bir özelliğe sahiptir. Yasalarda
<<emeklilik yaşı>>nın
kesin olması nedeniyle, sigortalı, yarınını bu güvenlik
içinde planlamaktadır. Sosyal devlet, sosyal adaletin,
refahın ve güvenliğin gerçekleşmesini sağlayan
devlettir. Sosyal güvenlik kuruluşları, çalışanların
geleceğine ilişkin güvenini sağlamak durumundadır. Bu
sağlanamadığı takdirde sosyal güvenlik kavramından da
bahsedilemez. Bu nedenle, sosyal güvenlik sisteminde
yapılan değişikliklerin hukuk devletinde olması gereken
hukuk güvenliğini zedelemeyecek biçimde adil, makul ve
ölçülü olması zorunludur (Anayasa Mahkemesi’nin
23.02.2001 günlü, E.1999/42, K.2001/41 sayılı kararı)
Anayasa Mahkemesi
kararlarına göre hukuk devleti, “vatandaşlarına ve
onların haklarına saygılı” devlet demektir. Yıllar önce,
o günkü düzenlemeler çerçevesinde çalışmaya başlayan ve
hayatını buna göre programlayan insanların, yolun
yarısında haklarının elinden alınması hukuk dışı bir
muameledir. Çünkü, Anayasa Mahkemesi’ne göre sosyal
hukuk devleti “adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu
sürdürmeye kendini yükümlü sayan Devlet’tir. Devlet
yönetimi ciddi bir iştir, devlet, yurttaşlarına karşı,
oyunun yarısında “ben oynamıyorum” diyemez.
Bilindiği gibi sosyal
sigortalar sözleşmesi bir iltihakı sözleşme (katılma
sözleşmesi)dir. Bu sözleşmenin kurallarını tek taraflı
olarak Devlet koymuştur. Bir kısım vatandaşlar da o
kuralları benimseyerek sözleşmeye katılmışlardır.
Katılımcılar (sigortalılar) işe başlayıp çalışmalarına
devam ederken hatta bazıları yolun tam sonuna varmakta
iken, Devlet “Ben kuralları değiştiriyorum!” demektedir.
Kişilerin koşulları kanunla
belirlenmiş bir statüye, devlete ve hukuki istikrara
güvenerek girmelerinden ve kamu görevlisi olmalarından
sonra bu statüde kanunla makul nedeni olmayan ve ölçüsüz
biçimde hakları kısıtlayıcı ve özünden zedeleyici
değişiklikler yapılması; hukuk güvenliği, kazanılmış
hakların korunması ve dolayısı ile hukuk devleti ilkesi
ile bağdaşmadığından, iptali istenen söz konusu
düzenleme Anayasa’nın 2 nci ve 13 üncü maddelerine
aykırı düşmektedir.
Genel gerekçede, Türkiye’de
sistemin kurgusundan kaynaklanan hatalar nedeni ile
sosyal güvenlik reformu yapılması gerektiği
belirtilerek, sosyal güvenlikte gelir azaltıcı faktörler
sayılmıştır. Buna göre, erken emeklilik, prime esas
kazancın düşük gösterilmesi, kayıt dışı istihdamın
yüksekliği, prim tahsilat oranının düşüklüğü, af ve
ödeme kolaylığı gibi uygulamalarla prim ödeme eğiliminin
azalması, prime esas kazanç sınırlarının düşüklüğü ve
fon gelirlerinin yetersizliği ana unsurlar olarak
sayılmıştır. Yine genel gerekçede, son üç yıldır İMF ile
yapılan ekonomik istikrar paketi savunulmakta, mali
disiplinin sağlanması için sosyal güvenlikte reform
yapılmasının gerekliliği ifade edilmektedir. Kamu
açıklarının önemli bir bölümü olarak gösterilen sosyal
güvenlik kurumlarının açıklarının bütçeden
karşılanmasında zorluklar anlatılarak, bunların kontrol
altına alınması gerektiği ifade edilmiştir. Diğer bir
anlatımla, bu Yasa ile devletin katkısını
sınırlandıracağı belirtilmektedir. Bunun anlamının ise,
Sosyal Devletin asli görevlerinden olan vatandaşların
eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik haklarını sağlama
ödevlerinin adil, makul ve ölçüsüzce sınırlandırılması
olduğu kuşkusuzdur.
Öte yandan iptali istenen
bu kural, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesi ile bağdaşmadığından yukarıda (2)
numaralı başlık altında bildirilen nedenlerle
Anayasa’nın 90 ıncı maddesine de aykırıdır.
Anayasa’nın 65 nci
maddesinde, Devlet’in, sosyal ve ekonomik alanlarda
Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin
amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek, mali
kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği
belirtilmiştir. Ancak, Anayasa Mahkemesi kararlarında da
belirtildiği gibi, Devlet, yurttaşlar için hak, kendisi
için ödev olan sosyal güvenliği sağlama görevini yerine
getirirken, sosyal sigortacılığın teknik gereklerine
uygun kimi sınırlamalar yapabilirse de, sosyal güvenlik
hakkını kullanılamayacak duruma getiren önlemler alamaz.
Özellikle enflasyon ve
siyasi müdahaleler sosyal güvenlik sistemlerinin
finansal temellerini sarsmıştır. Devletin temel
niteliklerinden olan sosyal devlet ilkesini
gerçekleştirmenin temel aracı ve yöntemi olan sosyal
güvenlik hakkını sağlamakla yükümlü bu kurumların
geliştirilmesi ve güçlendirilmesi, devletin yükümlülüğü
altındayken, Anayasal görevlerle donatılmış kurumların
mali yapılarını zayıflatan tutarsız politikalar
süreklilik kazanmıştır.
Ancak, bu durum, sosyal
güvenlik kapsamında olanların haklarının kısıtlanmasını
gerektirmez. Çünkü, “sosyal sigorta kuruluşlarının güçlü
mali yapıda tutulmasından sorumlu olan devlet’tir
(1990/28). Anayasa Mahkemesi, daha önceki kararlarında,
“siyasal iktidarların, sosyal sigorta kuruluşlarının
yönetiminde, sosyal sigortacılığın teknik gereklerine
uyarak hareket etmek zorunda olduklarını” belirtmiş ve
“kuruluşların aktüeryal dengesini bozacak davranışlardan
ve düzenlemelerden kaçınması” için uyarmış ve “tersi
durumda kuruluşların mali gereksinimlerinin, aktüaryal
dengeyi bozan yasaları çıkaran devletçe karşılanması
gerektiğini”de belirtmiştir (Anayasa Mahkemesi’nin
27.02.2001 tarihli E.1999/43, K.2001/46 sayılı kararı).
Yukarıda etraflıca
belirtilen nedenlerle dava konusu kurallar, hukuk
güvenliği ile sosyal ve ekonomik hakları yaşama
geçirmekle yükümlü sosyal hukuk devleti ilkesiyle
bağdaşmadığından ve ölçüsüz biçimde hakları kısıtlayıcı
değişiklikler getirdiğinden Anayasa’nın 2 nci ve 5. inci
,13 üncü ve 60 ıncı maddelerine aykırıdır.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir
kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden
Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve
E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf.
225).
Bu nedenle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı
“Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 28
inci maddesinin ikinci
fıkrası, Anayasa’nın 2 nci
ve 5. inci , 11 inci, 13 üncü , 60 ıncı ve 90 ıncı
maddelerine aykırı
olup, iptali gerekmektedir.
7) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 29 uncu Maddesinin İkinci ve Üçüncü
Fıkralarının Anayasa’ya Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı
“Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 29
uncu maddesinin
birinci fıkrasında,
yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıların aylığının;
iptal istenen ikinci ve üçüncü fıkralar hükümlerine göre
belirlenecek ortalama aylık kazancı ile aylık bağlama
oranının çarpımıyla bulunan tutar olduğu
belirtilmiştir.
5510 sayılı
Kanunun 29 uncu maddesinin ikinci fıkrasında, “ortalama
aylık kazanç”, sigortalının her yıla ilişkin prime esas
kazancının, kazancın ilişkin olduğu yıldan başlayarak
aylık istem gününe kadar geçen yıllar için, her yıl
gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenerek
bulunan kazançlar toplamının, itibari hizmet süresi ile
fiili hizmet süresi zammı dışında, toplam prim ödeme gün
sayısına bölünmesiyle hesaplanan ortalama günlük
kazancın 30 katı olarak öngörülmüştür.
Güncelleme katsayısı bu
Kanunun 3 üncü maddesinde, 4 üncü madde kapsamında
sigortalı sayılanların, her yılın Kasım ayına ait kanunî
süresi içinde verilen belgelerindeki prim tahakkukları
üzerinden bulunacak ortalama prime esas günlük kazancın,
bir önceki yılın aynı ayına ait ortalama prime esas
günlük kazanca göre değişim oranı ile her yılın Aralık
ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından
açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel
indeksindeki değişim oranının toplamının yarısına (1)
tam sayısının ilave edilmesi sonucunda bulunan değer
olarak tanımlanmıştır.
506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunun 61 inci maddesinde, “sigortalının her
takvim yılına ait prime esas kazancı, kazancın ait
olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine
kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına
göre açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler
tüketici fiyatları endeksi artış oranı ve gayri safi
yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı
ayrı arttırılarak bulunan yıllık kazançlar toplamının,
toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle
bulunacak ortalama günlük kazancın 360 katı, aylığın
hesaplanmasına esas ortalama yıllık kazancı oluşturur.”
hükmü yer almaktadır.
1479 sayılı Esnaf ve
Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kurumu Kanunun 36 ncı maddesine göre yaşlılık
aylığı, sigortalının, sigortalılık süresi içinde aylar
itibariyle prim ödediği gelir basamaklarının, bu
basamaklardaki prim ödeme süreleri de dikkate alınarak,
aylık başlangıç tarihinde yürürlükte bulunan gelir
tablosu üzerinden hesaplanacak ağırlıklı ortalamanın
aylık bağlama oranı ile çarpılması suretiyle hesaplanır.
5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunun 41 inci maddesinin
(a) fıkrasında, 657 sayılı Yasanın 43 üncü maddesinde
yer alan gösterge tablosu ve personel yasalarındaki ek
göstergelerin esas alınacağı, (b) bendinde ise emekli
adi malûllük ve vazife malûllüğü aylıklarının (a)
fıkrasına göre tespit edilen rakamların her yıl Bütçe
Yasasında tespit edilen katsayı ile çarpılması sonunda
bulunacak tutarın, fiili ve itibari hizmet toplamı 25
yıl olanlara %75’inin ödenmesi öngörülmektedir. Bu
tutara uygulanacak %75’lik oran, hizmeti 25 yıldan az
olanlara her tam yıl için %1 eksiltilmekte, fazla
olanlara ise her tam yıl için %1 artırılmaktadır.
Ayrıca, 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunun ek 68. maddesine göre
de, makam tazminatı ile hakimlik tazminatı ödenmesini
gerektiren görevlerde toplam 2 yıl bulunduktan sonra
emekliye ayrılanların, bulundukları en üst görevin
makam, yüksek hakimlik, temsil ve görev tazminatları
emekli aylıklarına eklenmektedir.
Öte yandan, 5510 sayılı
Kanunun 29 uncu maddesinin iptali istenen üçüncü
fıkrasında, aylık bağlama oranının, sigortalının
malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi geçen
toplam prim ödeme gün sayısının her 360 günü, yani her
yıl için 2015 yılı sonuna kadar % 2,5, 2016 yılından
başlayarak % 2 olarak uygulanacağı belirtilmiştir.
Yine bu fıkrada, aylık
bağlama oranının % 90’ı geçemeyeceği de kurala
bağlanmıştır.
5510 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanun öncesi aylık bağlama oranına ilişkin
yasal durum şöyledir:
506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunun 61 inci maddesinin üçüncü fıkrasında
aylık bağlama oranı, sigortalının toplam prim ödeme gün
sayısının ilk 3.600 gününün her 360 günü için %3.5,
sonraki 5.400 gününün her 360 günü için % 2 ve daha
sonraki her 360 gün için %1.5 oranlarının toplamı olarak
düzenlenmiştir.
1479 sayılı Esnaf ve
Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kurumu Kanunun 36 ncı maddesinin ikinci
fıkrasında aylık bağlama oranı sigortalının toplam
sigortalılık süresinin ilk on tam yılının her bir yılı
için %3,5 takip eden onbeş tam yılın her bir yılı için
%2 ve yirmibeş yıldan fazla her bir tam yıl için %1,5
oranlarının toplamıdır.
5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunun 41 inci maddesinin
(a) fıkrasında 657 sayılı Kanunun 43 üncü maddesinde yer
alan gösterge tablosu ve personel yasalarındaki ek
göstergeler esas alınması ve (b) bendinde ise emekli adi
malûllük ve vazife malûllüğü aylıklarının (a) fıkrasına
göre tespit edilen rakamların her yıl Bütçe Yasasında
tespit edilen katsayı ile çarpılması sonunda bulunacak
tutarın fiili ve itibari hizmet toplamı 25 yıl olanlara
%75’i, az olanlara her tam yıl için %1 eksiltilmekte
fazla olanlara her yıl için %1 artırılmaktadır.
Görüldüğü üzere iptali
istenen kurallar ile yapılan düzenleme sonucunda; 506,
1479 ve 5434 sayılı Kanunlara tabi sigortalılar
açısından güncelleme katsayısı ve aylık bağlama
oranlarında düşüşler meydana gelmiş, diğer bir anlatımla
daha az emekli aylığı bağlanması ve dolayısıyla yaşlılık
riski karşısında koruma düzeyinde önemli ölçüde
azalmalar olması gibi sonuçlar ortaya çıkmıştır.
Aylıklardaki bu düşüşten
mevcut sigortalılar da yeni ve eski sistemde
geçirdikleri süreye bağlı olarak çeşitli düzeylerde
etkilenmektedir.
Günümüzde uygulanan emekli
aylıklarının, insan onuruna yaraşır asgari yaşama
düzeyini ve emeklilerin ulusal gelirden hak ettikleri
payı almalarını sağlayamayacağı gözetildiğinde, bu
tutarları daha da azaltan iptali istenen kuralların
adil, makul ve ölçülü olmadığı ve dolayısıyla
Anayasa’nın 13 üncü maddesine aykırı bir biçimde sosyal
güvenlik hakkını sınırlandırdığı açıktır.
Anayasa Mahkemesinin bir
kararında “ölçülülük ilkesi”nin çerçevesi açık bir
biçimde ortaya konulmaktadır.
“… bir sınırlamanın
demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğundan
söz edilebilmesi için hakkın özüne dokunmaması, makul ve
kabul edilebilir ölçüyü aşmaması gerekir. Başka bir
anlatımla, temel hak ve hürriyetler sınırlanırken
sınırlama ile öngörülen amaç arasında makul ve adaletli
bir denge kurulmalıdır.”(E.1999/1, K.1999/33,
k.t.20.7.1999, AMKD Sayı:36, s.579)
Öte yandan bir devletin
“sosyal bir hukuk devleti” olma düzeyi ekonomik ve
sosyal hakların gerçekleştirilme derecesi ile yakından
ilişkili olmakla birlikte, sosyal dışlayıcılığı
engelleyen asgari bir sınırın varlığı göz önünde
bulundurulmalıdır. Bu çerçevede sosyal devleti, herkes
için, insan haysiyetine yaraşır asgari bir hayat
düzeyini gerçekleştirmekle yükümlü devlet olarak
tanımlamak da olanaklıdır.
Bireyin, devlete ve topluma
karşı korunmasını sağlayan kişi haklarından farklı
olarak, ekonomik ve sosyal haklar “isteme hakları”
kategorisi içindedir. Zira bireyin toplum ve devletten,
sosyal güvenlik, sağlık, eğitim ve öğrenim, çevre,
konut, ailenin korunması, kamu yararının korunması gibi
birçok toplumsal ihtiyacın yerine getirilmesini
istemesi, hak düzeyinde tanınmıştır.
İptali istenen kurallar,
sosyal dışlayıcılığı engelleyen asgari bir sınırın
varlığını göz önünde tutmadığından “sosyal devlet”
ilkesi ile de bağdaşmamakta, dolayısıyla Anayasa’nın 2
nci maddesine aykırı düşmektedir.
Diğer yandan Anayasa’nın 5
inci maddesinde de, “kişilerin ve toplumun refah, huzur
ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve
hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,
ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi
ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamaya çalışmak”, devletin temel amaç ve görevleri
arasında sayılmıştır.
Anayasa Mahkemesi bir
kararında da, 2 nci maddeyi 5 inci madde ile birlikte
değerlendirmiş ve sosyal güvenliğe ilişkin çerçeveyi şu
şekilde tanımlamıştır:
“…devletin temel amaç ve
görevleri arasında insanın maddi ve manevi varlığının
gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışmak,
kişiyi mutlu kılmak, onların hayat mücadelesini
kolaylaştırmak, insan haysiyetine uygun bir ortam içinde
yaşamalarını sağlamak gibi hususlar da yer alırlar.
Gerçekten yarattığı gelecek güvencesiyle bu mutluluğa
hizmet eden araçlardan biri de sosyal güvenliğin temin
edilmiş olmasıdır”( E.1986/16, K. 1986/25, k.t.
21.10.1986, AMKD, Sayı 22, s.290-291).
İptali istenen fıkralardaki
hükümlerin ise kişinin temel hak ve hürriyetlerini
sınırlayan engelleri ortadan kaldırmak yerine yeni
engeller yarattığı ortadadır.
Bu nedenle, 5510 sayılı
Kanunun 29 uncu maddesinin iptali istenen ikinci ve
üçüncü fıkraları Anayasa’nın 5 inci maddesine de
aykırıdır.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir
kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden
Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve
E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf.
225).
Yine iptali istenen bu kurallar, 1948 tarihli Birleşmiş
Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile
bağdaşmadığından yukarıda (1) numaralı başlık altında
bildirilen nedenlerle Anayasa’nın 90 ıncı maddesine de
aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 29 uncu maddesinin
ikinci ve üçüncü fıkraları Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11
inci, 13 üncü ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup, iptal
edilmeleri gerekmektedir.
8) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 30 uncu Maddesinin Dördüncü Fıkrasının
Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 30 uncu
maddesinin iptali istenen dördüncü fıkrasında, “Yaşlılık
aylığı almakta iken sigortalı olarak yeniden çalışmaya
başlayanlardan veya kendi adına ve hesabına bağımsız
çalışacağını beyan edenlerden aylıklarının kesilmemesi
için yazılı istekte bulunanların yaşlılık aylıklarının
ödenmesine devam edilir. Bunlardan 80 inci maddeye göre
tespit edilen prime esas kazançlar üzerinden 81 inci
maddenin (e) bendi gereğince sosyal güvenlik destek
primi alınır.” hükmü yer almaktadır.
81. maddenin (e) bendine
göre yaşlılık aylığı almakta iken bu Yasaya tabi bir
işte çalışanlara uygulanacak sosyal güvenlik destek prim
oranı, (a), (c) ve (f) bentlerinde belirtilen prim
oranlarının toplamı kadardır.
81. maddenin (g) bendine
göre de, kendi adına ve hesabına çalışan sigortalılar,
sosyal güvenlik destek priminin tamamını kendileri
ödeyecektir.
Söz konusu (a), (c) ve (f)
bentlerinde belirtilen prim oranları toplandığında,
sosyal güvenlik destek primi, prime esas kazancın %33,5
ila %39’u arasında değişmektedir. Bunun %14’ü sigortalı
hissesi geriye kalanı işveren hissesidir.
Diğer bir deyişle,
sigortalı olarak yeniden çalışmaya başlayan emeklilerin
prime esas kazançlarından %14, kendi adına ve hesabına
çalışanların prime esas kazançlarından ise %33,5 ila
%39’u arasında sosyal güvenlik destek primi
kesilecektir. Ayrıca, emekli sigortalı çalıştıran
işveren de çalıştırdığı sigortalının prime esas
kazancının %19,5 ila %25’u arasında sosyal güvenlik
destek primi ödeyecektir.
Oysa, 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanununun 63 üncü maddesinin (B) fıkrasına
göre yaşlılık aylığı almakta iken sigortalı bir işte
çalışmaya başlayanların 78 inci maddeye göre tespit
edilen prime esas kazançları üzerinden 1/4 ü sigortalı,
¾ ü işveren hissesi olmak üzere % 24 oranında sosyal
güvenlik destek primi kesilmektedir. Serbest avukat ve
noterler için sosyal yardım zammı dahil yaşlılık
aylıklarının % 15 i oranında sosyal güvenlik destek
primi kesilmektedir.
Görüldüğü üzere, sigortalı
bir işte çalışmaya başlayan emeklilerin prime esas
kazançları üzerinden alınmakta olan %24 oranındaki
sosyal güvenlik destek primi, 5510 sayılı Kanunla %33,5
ila %39’a kadar, %7,5 olan çalışan hissesi de %14’e
kadar yükseltilmektedir.
Yine, 1479 sayılı Esnaf ve
Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kurumu Kanununun ek 20 nci maddesinin birinci
fıkrasına göre, yaşlılık aylığı bağlananlardan,
çalışmalarına devam edenlerin veya daha sonra çalışmaya
başlayanların, sosyal yardım zammı dahil tahakkuk eden
aylıklarından, aylığın bağlandığı veya tekrar çalışmaya
başlanıldığı tarihi takip eden aybaşından itibaren,
çalışmalarının sona erdiği ay dahil % 10 oranında sosyal
güvenlik destek primi kesilmektedir. Söz konusu ek 20
nci maddenin üçüncü fıkrasına göre diğer sosyal güvenlik
yasalarına göre yaşlılık ve malûllük aylığı
bağlananlardan, çalışmaya başlayanlar ise, çalışmaya
başladıkları ayı takip eden ay başından itibaren,
çalışmalarının sona erdiği ay dahil, onikinci gelir
basamağının %10’u oranında sosyal güvenlik destek primi
ödemektedirler.
5510 sayılı Kanunun 80 inci
maddesine göre, kendi nam ve hesabına çalışanların aylık
prime esas kazançları, prime esas günlük kazanç alt
sınırı ile üst sınırı arasında kalmak koşulu ile
kendileri tarafından beyan edilecek günlük kazancın otuz
katıdır. Sosyal güvenlik primi de beyan edilen bu kazanç
üzerinden alınacaktır.
Dolayısıyla, Bağ-Kur’dan
emekli olup, emekli aylıklarından % 10 oranında sosyal
güvenlik destek primi ödeyerek çalışmalarına devam
edenler veya daha sonra çalışmaya başlayanlar ile diğer
sosyal güvenlik yasalarına göre yaşlılık ve malûllük
aylığı bağlanan ve onikinci gelir basamağının %10’u
oranında sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışmaya
başlayanlar, yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte kendi
adına ve hesabına çalışmaları halinde beyan edecekleri
prime esas kazancın %33,5 ila %39’unu sosyal güvenlik
destek primi olarak ödeyeceklerdir, Bu primin tamamını
kendileri ödeyeceklerdir.
5510 sayılı Kanun ile;
Devlet memurları ve diğer kamu görevlileri, hizmet
akdine dayalı ücretle çalışanlar, tarımsal işlerde
ücretle çalışanlar, kendi hesabına çalışanlar ve
tarımsal alanda kendi hesabına çalışanları kapsayan beş
ayrı emeklilik rejiminin, aktüeryal olarak hak ve
yükümlülüklerin eşit olacağı tek bir emeklilik rejimine
dönüştürülmesi öngörülmüş olduğundan sosyal güvenlik
destek priminde yapılan bu artışlar açısından çeşitli
sosyal güvenlik kurumundan emekli olan sigortalılar
yönünden bir ayrım yapılması söz konusu olamaz.
Sosyal güvenlik destek
priminde yapılan bu artışlar sistemin açık yükünün
mevcut sigortalılara bindirilmesine yol açacak başlıca
düzenlemelerden biridir. Yurttaşlarımızın emeklilik
dönemlerinde de çalışmaya devam etmelerinin nedeni
kazanma hırsı veya servet edinme arzusu değil, insan
onuruna yaraşmayan yaşlılık aylığı ile geçinmek zorunda
bırakılmalarıdır. Sosyal güvenlik destek primi
oranlarındaki bu artışlar, tüm emekli sigortalıların
çalışma hayatı dışına itilmeleri sonucunu doğuracaktır
İptali istenen kural bu
bakımdan, sosyal dışlayıcılığı engelleyen asgari bir
sınırın varlığını göz önünde tutmadığından “sosyal
devlet” ilkesi ile bağdaşmamakta ve sosyal devletin
asli görevlerinden olan vatandaşların sosyal güvenlik
haklarını sağlama ödevini gereğince yerine getirmesini
engelleyerek vatandaşların sosyal güvenlik haklarını
adil ve makul olmayan biçimde, ölçüsüzce
sınırlandırdığından yukarıda (7) numaralı başlık altında
etraflıca belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 2 nci , 5
inci, 13 üncü ve 60 ıncı maddelerine aykırı düşmektedir.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir
kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden
Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve
E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf.
225).
Yine iptali istenen bu kurallar, 1948 tarihli Birleşmiş
Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne aykırı
düştüğünden yukarıda (2) numaralı başlık altında
bildirilen nedenlerle Anayasa’nın 90 ıncı maddesi ile de
bağdaşmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 30 uncu maddesinin
dördüncü fıkrası, Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11 inci, 13
üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
9) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 40 ıncı Maddesinde yer verilen Cetvelin 8
inci,12 nci, 13 üncü ve 14 üncü sırasındaki
Düzenlemelerin Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 40
ıncı maddesinde, 506 sayılı Yasa’nın ek 5 inci maddesi
ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanunun 32 nci maddesine göre, kimi ağır ve yıpratıcı
işler için “itibari hizmet ya da fiili hizmet süresi
zammı” adıyla farklı esas ve sürelerde verilmekte olan
fiili hizmet süreleri, sosyal güvenlik kurumlarına göre
farklılıkları kaldırılarak yeniden düzenlenmiştir.
Bu maddede, sigortalıların
hizmet sürelerine fiili hizmet süresi zammı eklenmesini
gerektiren işyerleri ve/veya işler ile sigortalıların bu
işyerlerinde ve/veya işlerde geçen çalışma sürelerinin
her 360 günü için fiili hizmet zammı olarak eklenecek
süreler gösterilmiş; hesaplanan fiili hizmet süresi
zammının, yer altı işlerinde sürekli ya da dönüşümlü
olarak çalışanların maden işyerlerinde geçen hizmetleri
ayrık olmak üzere, en çok 8 yılının uzun vadeli sigorta
kolları uygulamasında prim ödeme gün sayısına eklenmesi
ve bunun, üç yılı geçmemek koşuluyla yarısının emeklilik
yaş sınırlarından indirilmesi öngörülmüştür.
Ancak bu düzenleme ile,
fiili hizmet zammı eklenmesi gereken kimi ağır ve
çalışanı yıpratıcı işleri yapanlar arasında ayırım
yapılmış olduğundan aynı hukuksal durumda bulunanlar
arasında eşitsizliğe yol açılmıştır. Şöyle ki;
Söz konusu 40 ıncı maddede
yer verilen ve fiili hizmet süresi zammını gerektiren
işyerleri ve işler ile sigortalıları gösteren cetvel
incelendiğinde,
- 8. sırada, emniyet ve
polis mesleğinde çalışanlar ile Milli İstihbarat
Teşkilatı mensuplarından unvanı sayılanların Emniyet ve
Milli İstihbarat Teşkilatında,
- 12. sırada, Türkiye
Radyo-Televizyon Kurumu’nda haber hizmeti yapan ve haber
hizmetlerinde fiilen çalışanlardan unvanları
sayılanların TRT Kurumu haber hizmetlerinde,
- 13. sırada, Ziraî
mücadele ve ziraî karantina teknik ve idarî işleri ile
salgın, bulaşıcı, paraziter hayvan hastalıkları ile
mücadele işlerinde vazife gören memur ve hizmetlilerin
Tarım Bakanlığı Ziraî Mücadele ve Karantina Teşkilatı
ile Veteriner Teşkilatında ,
14. sırada, Devlet
Tiyatrosu sanatçıları ile Cumhurbaşkanlığı Senfoni
Orkestrası şef ve üyelerinin, Devlet Tiyatroları ile
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda,
geçen çalışmaları nedeniyle
fiili hizmet süresi zammından yararlanmalarının mümkün
kılındığı, buna karşın aynı ya da benzer çalışmaları
özel televizyon kuruluşları ve özel tiyatro ya da
orkestralarda yürütenlerin fiili hizmet süresi zammından
yararlandırılmadıkları görülmektedir.
Anayasa’nın 10 uncu
maddesinde, herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasal
düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
nedenlerle ayırım gözetilmeksizin yasa önünde eşit
olduğu belirtilmiştir.
nayasa Mahkemesi’nin pek
çok kararında vurgulandığı gibi yasa önünde eşitlik
ilkesi, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı
anlamına gelmemekle birlikte, yasaların uygulanmasında
birbirinin aynı durumda olanlar ayrı kuralların
uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplumların
yaratılmasını engellemektedir. Kimi yurttaşların haklı
bir nedene dayanılarak değişik kurallara bağlı
tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmamakta,
hatta bunların durumu ve konumlarındaki özellikleri,
kimi kişi ya da topluluklar için değişik kuralları ve
değişik uygulamaları gerekli kılmakta, özelliklere ve
aykırılıklara dayandığı için haklı olan nedenler, ayrı
düzenlemeyi aykırı değil, geçerli kılarsa da, aynı
durumda olanlar için ayrı düzenleme aykırılık oluşturur.
Anayasa ile eylemli değil hukuki eşitlik
amaçlanmaktadır. Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesinin
çiğnenmemesi için, aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı
hukuksal durumların ayrı kurallara bağlı tutulması
gerekmektedir. Başka bir anlatımla, kişisel durumları ve
nitelikleri özdeş olanlar arasında, konulan kurallarla
değişik uygulamaların yapılmaması gerekmektedir. Ancak,
durumlardaki değişikliğin doğurduğu zorunlulukların kamu
yararı ya da başka haklı nedenlere dayanılarak yasalarla
farklı uygulamalar getirilmesi durumunda Anayasa’nın
eşitlik ilkesinin çiğnendiği sonucu çıkarılamaz.
(Anayasa Mahkemesinin 18.10.2005 tarihli, E.2003/7,
K.2005/71 sayılı kararı).
Öte yandan, Anayasa
Mahkemesi’nin 06.01.2005 günlü, E.2001/479, K.2005/1
sayılı kararında belirtildiği gibi, Anayasa’nın 2 nci ve
60 ıncı maddeleri uyarınca, Devlet’çe, sosyal güvenliğin
ve sosyal adaletin sağlanmasına elverişli ortamın
yaratılması ve bu anlamda sosyal güvenlik alanında
getirilecek bir haktan, aynı sosyal güvenlik kurumu
içinde yer alan ve temelde birbirine yakın konumda
bulunan tüm sigortalıların “dengeli ve makul” ölçüler
içinde yararlanmalarını öngören düzenlemelerin
gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Yine bu kararda, aynı
sosyal güvenlik sistemi içinde bulunan, aynı sosyal
risklere karşı asgari ölçüde güvence altına alınan ve
aynı kurallara bağlanan sigortalıların aynı hukuksal
statü içinde özdeş durumda bulunan kişiler olduğu, aynı
durumdaki kişilerin, yasanın öngördüğü haklardan aynı
esaslara göre yararlandırılmalarının ise eşitlik
ilkesinin gereği bulunduğu açıklanmıştır.
5510 sayılı Kanunun 40 ıncı
maddesinde yer verilen ve fiili hizmet süresi zammı
verilmesini gerektiren işyerleri ve işler ile
sigortalıları gösteren cetvel Anayasa’nın 10 uncu
maddesinde ifade edilen “eşitlik ilkesi” ile Anayasa
Mahkemesi’nin yukarıda değinilen kararları çerçevesinde
değerlendirildiğinde, Türkiye Radyo-Televizyon
Kurumu’nda haber hizmeti yapan ve haber hizmetlerinde
çalışanlar ile Devlet Tiyatrosu sanatçıları ve
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının şef ve üyelerinin
fiili hizmet süresi zammından yararlanmalarına olanak
tanındığı; ancak, aynı ya da benzer etkinlikleri özel
televizyon kuruluşları, özel tiyatrolar ve orkestralarda
yürütenlerin fiili hizmet süresi zammından
yararlandırılmadığı görülmektedir.
Öte yandan, özel güvenlik
hizmetinde çalışanlar da fiili hizmet süresi zammından
yararlandırılmamaktadır. 10.6.2004 tarih ve 5188 sayılı
Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun 1 inci
maddesinde, “Bu Kanunun amacı, kamu güvenliğini
tamamlayıcı mahiyetteki özel güvenlik hizmetlerinin
yerine getirilmesine ilişkin esas ve usulleri
belirlemektir” denilmiş ve şirketlerin özel güvenlik
alanında faaliyette bulunmasının İçişleri Bakanlığının
iznine tâbi olduğu belirtilmiş ve özel güvenlik
görevlilerinin silah taşıma dahil bütün yetkileri bu
Kanun ile belirlenmiştir. Bu nedenle, özel güvenlik
hizmetlerinin gerektirdiği teknik uygulamalar ile
emniyet ve polis mesleğinde çalışanların görev ve
sorumlulukları arasında, çalışanların yıpranması
yönünden bir fark bulunmadığından özel güvenlik
görevlilerinin fiili hizmet süresi zammından
yararlandırılmamaları da, Anayasa’nın 10 uncu maddesinde
ifade edilen eşitlik ilkesi ile bağdaşmamaktadır.
Yine, Ziraî mücadele ve
ziraî karantina teknik ve idarî işleri ile salgın,
bulaşıcı, paraziter hayvan hastalıkları ile mücadele
işlerinde Tarım Bakanlığı Ziraî Mücadele ve Karantina
Teşkilatı ile Veteriner Teşkilatında vazife gören memur
ve hizmetliler fiili hizmet süresi zammından
yararlandırıldıkları halde, aynı ya da benzer işleri
gören özel sektörde çalışan veterinerlerin bu zamdan
yararlandırılmamaları da eşitlik ilkesine aykırıdır.
Diğer taraftan hayvan
hastalıkları ile mücadele işlerinde çalışan veteriner,
vazife gören memur ve hizmetliler fiili hizmet süresi
zammından yararlandırılmalarına karşın insan sağlığı
konusunda çalışan doktor ve diğer sağlık personelinin de
bu zamdan yararlandırılmamasının da eşitlik ilkesi ile
bağdaşmayacağı açıktır. Çünkü, doktor ve diğer sağlık
personeli de benzer tehlikelerle yüz yüze bir çalışma
yaşamı sürdürmektedirler.
5510 sayılı Kanunun temel
amacının, Devlet memurları ve diğer kamu görevlileri,
hizmet akdine dayalı ücretle çalışanlar, tarımsal
işlerde ücretle çalışanlar, kendi hesabına çalışanlar ve
tarımsal alanda kendi hesabına çalışanları kapsayan beş
ayrı emeklilik rejiminin, aktüeryal olarak hak ve
yükümlülüklerin eşit olacağı tek bir emeklilik rejimine
dönüştürülmesi olduğundan, kurumlarının ve bağlı
oldukları çalışma rejiminin, anılan sigortalıların fiili
hizmet süresi zammından yararlanıp, yararlanmamasında
ayrım yapılmasına dayanak, diğer bir anlatımla değişik
kurallara bağlı tutulmaları için haklı bir neden
olamayacağı açıktır.
Nitekim, aynı cetvelin,
- 3 üncü sırasında, Türkiye
Denizcilik İşletmeleri ya da Kıyı Emniyeti ve Gemi
Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile özel sektör
denizcilik firmaları arasında bir ayrım yapılmadan gemi
adamları, gemi ateşçileri ve dalgıçlar denizde,
- 6 ncı sırasında, Türk
Hava Yolları ile diğer özel havayolu firmaları arasında
ayrım yapılmadan, havayollarının uçucu personeli uçakta,
geçen çalışmaları için
fiili hizmet süresi zammından eşit biçimde
yararlandırılmıştır.
Oysa, televizyon haber
hizmetlerini TRT Kurumu’nda yürütenler ile özel
televizyon kuruluşlarında yürütenler arasında, bu
etkinliğin gerektirdiği teknik uygulamalar ile
çalışanların görev ve sorumlulukları arasında,
çalışanların yıpranması yönünden bir fark
bulunmamaktadır. Aynı durum, Devlet Tiyatroları ve
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası sanatçıları ile özel
tiyatro ve orkestra sanatçıları yönünden de geçerlidir.
Bu durumda, haber
hizmetlerini özel televizyon kuruluşlarında yürütenler
ile özel tiyatro ve orkestra sanatçılarının; haber
hizmetlerini TRT Kurumu’nda yürütenler ile özel tiyatro
ve orkestra sanatçılarının hukuksal durumları, diğer bir
anlatımla kişisel durumları ve nitelikleri özdeş
olduğundan ayrı kurallara bağlı tutulmaları, Anayasa’nın
10 uncu maddesinde ifade edilen eşitlik ilkesiyle
bağdaşmamaktadır.
Anayasaya aykırı bir hükmün
hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı
ilkeleri ve dolayısıyla Anayasa’nın 2 ve 11 inci
maddeleriyle bağdaşmayacağı da açıktır.
Açıklanan nedenlerle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 40 ıncı maddesinde yer
verilen Cetvelin 8 inci,12 nci, 13 üncü ve 14 üncü
sırasındaki düzenlemeler Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu ve
11 inci maddelerine aykırı olup, iptalleri
gerekmektedir.
0) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 46 ncı Maddesinin Dördüncü Fıkrasının Anayasa’ya
Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 82 nci
maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Kanun gereğince
alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas
tutulan günlük kazancın alt sınırı, asgarî ücretin
otuzda biri, üst sınırı ise günlük kazanç alt sınırının
6,5 katıdır. “ denilmek suretiyle tüm sigortalılar
yönünden, prime esas kazancın hesaplanmasında alt ve üst
sınır getirilmişken, 5510 sayılı Kanunun 46 ncı
maddesinin iptali istenen dördüncü fıkrasının ilk
cümlesinde “Kamu görevlilerinin kısa ve uzun vadeli
sigorta kollarının uygulaması bakımından prime esas
kazançlarının tespitinde 82 nci maddede belirtilen üst
sınır aranmaz.” hükmü getirilerek kamu görevlilerinin
prime esas kazançlarının saptanmasında bu maddedeki üst
sınırın aranmayacağı belirtilmiştir. Bu düzenlemenin,
kamu görevlilerinin tüm aylık gelirlerinden prim
kesintisi yapılmasının olanaklı kılındığı anlamını
taşıdığı açıktır.
Bu durumda, TC Emekli
Sandığı iştirakçileri yönünden, çalışanlar için prim
oranı % 14’e düşürülmesine karşın, prime esas matrahın
artması nedeniyle görev aylıklarında azalma olması
kaçınılmazdır.
Bu nedenledir ki, bu
Kanunun geçici 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrasında,
eski ve yeni matrahlar arasındaki farka ilişkin sigorta
priminin iki yıl süreyle kurumca karşılanması
öngörülmüştür. Bu suretle, görev aylıklarındaki azalma
iki yıl ertelenmiş ve memurların matrah farkına tekabül
eden ilave primin iki yıl çalıştıkları kurumlar
tarafından ödenmesi öngörülmüştür.
Memurlarda prime esas ücret
tavanı olmayacağı için, asgari ücretin 6.5 katını aşan
aylık ücret alan yüksek gelirli kamu çalışanlarının
ödeyeceği prim miktarı daha da artacak; diğer
sigortalıların prime esas kazanç matrahı asgari ücretin
6.5 katı olan 3 bin 451.5 YTL ile sınırlanacak iken,
prim, tazminat ve diğer gelirleriyle birlikte toplam
geliri bu rakamı aşan memurların tüm kazançları prime
esas kazanç olarak kabul edilecektir.
Böyle bir düzenlemenin ise,
Anayasa’nın sosyal hukuk devleti ve eşitlik ilkeleriyle
bağdaşmadığı açıktır.
Sosyal hukuk devleti,
toplum ve çalışma yaşamında adalete ve eşitliğe dayalı
bir hukuk düzeni kurmak durumundadır. Böyle bir hukuk
düzeni ise, her alanda olduğu gibi, sosyal güvenliğe
ilişkin düzenlemelerde de, eşitlik, hukuk istikrarı,
hukuk güvenliği ve kazanılmış hakların korunması
ilkelerinin gözetilmesini zorunlu kılmaktadır.
Bir sosyal
güvenlik kuruluşu olan Sosyal Güvenlik Kurumu
kapsamı içinde bulunan, aynı sosyal risklere karşı
asgari ölçülerde güvence altına alınan ve aynı kurallara
bağlı olan sigortalılar, aynı hukuki statü içinde özdeş
durumda bulunan kişilerdir. Aynı durumda bulunan
kişilerin yasanın öngördüğü haklardan aynı esaslara göre
yararlandırılmaları da eşitlik ilkesinin gereğidir.
Öte yandan, Anayasa
Mahkemesi’nin 06.01.2005 günlü, E.2001/479, K.2005/1
sayılı kararında belirtildiği gibi, Anayasa’nın 2 nci ve
60 ıncı maddeleri uyarınca, Devlet’çe, sosyal güvenliğin
ve sosyal adaletin sağlanmasına elverişli ortamın
yaratılması ve bu anlamda sosyal güvenlik alanında
getirilecek bir haktan, aynı sosyal güvenlik kurumu
içinde yer alan ve temelde birbirine yakın konumda
bulunan tüm sigortalıların “dengeli ve makul” ölçüler
içinde yararlanmalarını öngören düzenlemelerin
gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle. 5510 sayılı
Kanunun 46 ncı maddesinin iptali istenen dördüncü
fıkrasının ilk cümlesi Anayasa’nın 2 nci ,10 uncu ve 60
ıncı maddelerine aykırıdır.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir
kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden
Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve
E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf.
225).
Yine iptali istenen bu kurallar, 1948 tarihli Birleşmiş
Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile
bağdaşmadığından yukarıda (2) numaralı başlık altında
bildirilen nedenlerle Anayasa’nın 90 ıncı maddesine de
aykırıdır.
Yine (1) numaralı başlık
altında etraflıca açıklandığı üzere Anayasa
Mahkemesi’nin sosyal güvenliğe ilişkin çerçeveyi
tanımlayan ve Anayasa’nın 2 nci maddesini 5 inci maddesi
ile birlikte değerlendirdiği 21.10.1986 tarih ve
E.1986/16, K. 1986/25 sayılı kararı esas alındığında,
iptali istenen söz konusu kuralın Anayasa’nın 5 inci
maddesine de aykırı düştüğü görülmektedir.
5510 sayılı Kanunun
dördüncü fıkrasının iptali istenen birinci cümlesi ile
ikinci cümlesi uygulama bakımından ayrılamaz nitelikte
yakın ilişki içindedir. Bu ilişkiden dolayı, ikinci
cümle de, birici cümle için söz konusu olan gerekçelerle
Anayasaya aykırı düşmektedir.
Açıklanan nedenlerle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 46 ncı maddesinin
dördüncü fıkrası Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 10 uncu, 11
inci, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
11) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 46 ncı Maddesinin Beşinci Fıkrası
5510 Kanunun 46 ncı
maddesinin iptali istenen beşinci fıkrasında, “4 üncü
maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında
bulunanlara geçici iş göremezlik ödeneği verildiği
sürece, bunların uzun vadeli sigorta kolları primleri
ile genel sağlık sigortası primleri işverenlerince
ödenmeye devam edilir.” denilmiştir.
Böyle bir düzenleme
nedeniyle, aynı tarihte ve aynı kurumda işe başlayıp
çalıştıkları sürece hastalık nedeniyle 2 yıl istirahatlı
kalan memur ve işçiden, memur 25 yılda emeklilik hakkını
elde ederken, işçi 27 yıl çalıştıktan9 sonra emeklilik
hakkını kazanabilecektir.
Bir sosyal güvenlik
kuruluşu olan Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamı içinde
bulunan, aynı sosyal risklere karşı asgari ölçülerde
güvence altına alınan ve aynı kurallara bağlı olan
sigortalılar, aynı hukuki statü içinde özdeş durumda
bulunan kişilerdir. Aynı durumda bulunan kişilerin
yasanın öngördüğü haklardan aynı esaslara göre
yararlandırılmaları da Anayasa’nın 10 uncu maddesinde
ifade edilen eşitlik ilkesinin gereğidir.
5510 sayılı Kanunun temel
amacı, Devlet memurları ve diğer kamu görevlileri,
hizmet akdine dayalı ücretle çalışanlar, tarımsal
işlerde ücretle çalışanlar, kendi hesabına çalışanlar ve
tarımsal alanda kendi hesabına çalışanları kapsayan beş
ayrı emeklilik rejiminin, aktüeryal olarak hak ve
yükümlülüklerin eşit olacağı tek bir emeklilik rejimine
dönüştürülmesi olduğundan, bu Kanunun 4 üncü maddenin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında bulunan
sigortalıların değişik kurallara bağlı tutulmaları için
haklı bir neden olamayacağı açıktır. Bu durumda, iptali
istenen kuralın Anayasa’nın 10 uncu maddesindeki
“eşitlik ilkesi” ile bağdaşmadığı açıktır.
Diğer taraftan, Anayasaya
aykırı bir hükmün hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleri ve dolayısıyla Anayasa’nın 2 ve
11 inci maddeleriyle bağdaşmayacağı da kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 46 ncı maddesinin beşinci
fıkrası, Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu ve 11 inci
maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
12) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 55 inci Maddesinin İkinci Fıkrasının Anayasa’ya
Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 55 inci
maddesinin iptali istenen ikinci fıkrasında “Bu Kanuna
göre bağlanan gelir ve aylıklar, her yılın Ocak ve
Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli olmak üzere, bir
önceki altı aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu
tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici
fiyatları genel indeksindeki değişim oranı kadar
artırılarak belirlenir.” denilmiş; geçici 1 inci
maddesinin yine iptali istenen ikinci fıkrasında da
“Bağlanmış aylık ve gelirler, 55 inci maddenin ikinci
fıkrasına göre artırılır.” hükmüne yer verilmiştir.
5434 sayılı Yasa’nın ek 9.
maddesinin birinci fıkrası 25.08.1999 tarih ve 4447
sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle değiştirilerek,
Kanunun yürürlüğe girdiği 08.09.1999’dan önce emekli,
adi malullük, vazife malullüğü ile dul ve yetim aylığı
alanların bu aylıklarının, Kanunun yürürlüğe girdiği
günden; Kanunun yürürlüğünden sonra bağlanacak emekli,
adi malullük, vazife malullüğü ile dul ve yetim
aylıklarının ise, bağlandığı günden sonraki ilk memur
aylık artış gününden başlayarak her ay bir önceki aya
ilişkin Türkiye İstatistik Kurumu’nca açıklanan en son
temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksi
değişim oranına göre belirlenmesi öngörülmüştür.
İptali istenen düzenlemeden
de anlaşılacağı üzere, önceki ve sonraki emekliler
arasındaki gelir farkını giderecek düzenlemeye, 4447
sayılı Kanun döneminde olduğu gibi 5510 sayılı Kanunda
da yer verilmemiştir.
Yapılan bu düzenleme, 4447
sayılı Kanunun söz konusu 24 üncü maddesiyle
değiştirilen 5434 sayılı Kanun’un Ek 9. maddesinin
birinci fıkrasının Anayasa Mahkemesi tarafından
Anayasa’ya aykırı görülerek iptal edilmiş olmasına
rağmen, Anayasa’nın 153 üncü maddesi dikkate
alınmaksızın, çalışan memurların maaş artışı ile emekli
memurların maaş artışı arasında olduğu gibi, daha önce
aynı görevlerde bulunan eski ve yeni emeklilerin
maaşları arasında da büyük farkların ortaya çıkmasına
neden olacak bir sistem getirilmiş ve 5510 sayılı
Kanunun 55 inci maddesine iptali istenen kural olarak
konulmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin söz
konusu 23.2 2001 tarih ve E.1999/42, K.2001/ 41 sayılı
kararında aynen şöyle denilmiştir:
“4447 sayılı Yasa’nın 24.
maddesi ile 5434 sayılı Yasa’nın Ek 9. maddesinin
birinci fıkrası değiştirilmiştir. Buna göre, Yasa’nın
yürürlüğe girdiği tarihten önce emekli, adi malüllük,
vazife malüllüğü ile dul ve yetim aylığı alanların bu
aylıkları Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren;
Kanunun yürürlüğünden sonra bağlanacak emekli, adi
malüllük, vazife malüllüğü ile dul ve yetim aylıkları
ise bağlandığı tarihten sonraki ilk memur maaş artış
tarihinden itibaren her ay bir önceki aya ilişkin Devlet
İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel
yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksi değişim
oranına göre belirlenecektir.
Bu değişiklikle yasal kesin
ölçüler yerine, piyasa şartlarına dayanan yönetsel keyfi
ölçüler getirilerek hukuk devleti ilkesine aykırılık
oluşturulmuştur.
Anayasa’nın 128.
maddesinde, Devletin kamu hizmetlerinin gerektirdiği
asli ve sürekli görevleri memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle göreceği, memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ile aylık ve
ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla
düzenleneceği öngörülmüştür.
Devlet memurlarının
çalıştıkları ve emekli oldukları döneme ilişkin hak ve
yükümlülükleri yasalarla düzenlenmiştir.
Emekli Sandığı Kanunu’nun
“Emekli Aylığı” başlıklı 41. maddesinin (a) fıkrasında;
emekli, adi malüllük ve vazife malüllüğü aylıklarının
hesaplanmasında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun
43. maddesinde yer alan gösterge tablosu ve personel
kanunlarındaki ek göstergelerin esas alınacağı
belirtilmiştir. Buna göre, çalışmakta olan devlet memuru
ile emekli olan memurun aylıklarının hesaplanması,
yasadaki belirli oranlar gözönünde bulundurularak aynı
esasa dayanılarak yapılacaktır.
Anayasa Mahkemesi 4447
sayılı Kanuna ilişkin 23.02.2001 tarih ve E.1999/42,
K.2001/141 sayılı kararında,
5434 sayılı Yasa’nın Ek 9.
maddesinin birinci fıkrasının değişikliğinden önce, eski
emeklilerle yeni emekliler arasında herhangi bir
eşitsizlik doğması engellenmiş iken, yeni düzenlemeyle
emekli aylıklarındaki artışın gösterge ve ek
göstergelerdeki artışa göre hesaplanması esasından
vazgeçilerek, aylığın enflasyon oranındaki artışa göre
hesaplanması kabul edilmiş, böylece çalışan memurların
maaş artışı ile emekli memurların maaş artışı arasında
olduğu gibi daha önce aynı görevlerde bulunan eski ve
yeni emeklilerin maaşları arasında da büyük farkların
ortaya çıkmasına neden olacak bir sistem getirilmiştir.
Bu durum Anayasa’nın 10.
maddesindeki eşitlik ilkesini zedelemektedir.
Eşitlik temeline dayanan
adil bir hukuk düzeni kurmak, hukuk devletinin en önemli
işlevlerinden biri olduğundan hukuksal eşitlik
sağlanmadan hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmeyeceği
açıktır.
Bu nedenlerle, dava konusu
kural Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırıdır.
İptali gerekir.”
gerekçesi ile 4447 sayılı
Kanun’un 5434 sayılı Kanun’un ek 9 uncu maddesini
değiştiren kuralını, Anayasa’nın 2 nci ve 10 uncu
maddelerine aykırı bulup iptal etmiştir.
Bu durum, Anayasa
Mahkemesi’nin yukarıdaki gerekçe ile iptal ettiği
kuralla yapılan düzenleme açısından tümüyle benzer olan
iptali istenen kuralın da, Anayasa’nın 2 nci ve 10 uncu
maddelerine aykırı olduğunu göstermektedir.
5510 sayılı Kanunun geçici
1 inci maddesinde, 55 inci madde kuralının bağlanmış
aylık ve gelirlere de uygulanmasının öngörülmesi sonuca
etkili değildir. Çünkü, bu düzenleme, yalnızca eski ve
yeni emekli aylıklarının aynı esasa göre, enflasyon
oranında artırılmasına ilişkin olup, Anayasa Mahkemesi
kararında belirtilen ve aynı görevde çalışan memurlar
ile bu görevlerden emekli olanların aylık artışları
arasındaki farkı giderecek, 5434 sayılı Yasa’nın ek 9
uncu maddesine benzer bir içerik taşımamaktadır.
Bu düzenleme ile emekli
aylıklarının, yasal kesin ölçütler yerine piyasa
koşullarına dayanan yönetsel keyfi ölçütlerle
artırılmasının öngörülmesi de hukuk devleti ilkesine
aykırılık oluşturmaktadır.
Ayrıca, emekli aylıklarının
yalnızca yıllık TÜFE oranı kadar artırılması, ulusal
gelirdeki artış payının, başka bir deyişle gönenç
payının emekli aylıklarına yansıtılmaması, emeklilerin
ulusal gelirden aldıkları payın daha da gerilemesine
neden olacaktır ki, bu da, Anayasa’nın 2 nci maddesinde
ifade edilen “sosyal hukuk devleti” ilkesiyle
bağdaşmamaktadır.
Öte yandan Anayasa’nın 153
üncü maddesinin son fıkrası Anayasa Mahkemesi
kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar hükmü ile
Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı yasama organının da
yasa çıkaramayacağını ifade etmiş olmaktadır.
Anayasa’nın bu hükmü gereğince, yasama organı Anayasa
Mahkemesi’nin Anayasaya aykırı görerek iptal ettiği bir
kuralın aynını ya da değişik ifadelerle benzerini
yasalaştırmaması gerekir. Yasama organı, Anayasa
Mahkemesi’nin iptal kararlarından sonra aynı konuda yeni
bir yasa yaparken Anayasa Mahkemesi’nin kararının
gerekçesinde gösterilen iptal nedenlerini dikkate
almalıdır. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarıyla bağlılık,
özellikle yasama organı yönünden, Anayasa Mahkemesi
kararlarındaki iptal gerekçesiyle de bağlılığı içerir.
Bu durumda söz konusu
kuralın Anayasa’nın 153 üncü maddesindeki Anayasa
Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesine aykırılığı
nedeniyle de iptali gerekir.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir
kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden
Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve
E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf.
225).
Açıklanan nedenlerle
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 55 inci maddesinin
ikinci fıkrası, Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu, 11 inci ve
153 üncü maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
13) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 63 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının (d)
bendindeki “18 yaşını doldurmamış veya 45 yaşından gün
almış kişilerin” İbaresi ile “nın % 50’si.” İbaresinin
Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı
Kanunun 63 üncü maddesinde, genel sağlık sigortalıları
ile bakmakla yükümlü oldukları kişilerin, giderleri
Sosyal Güvenlik Kurumu’nca karşılanacak sağlık
hizmetleri düzenlenmiştir.
63 üncü
maddenin birinci fıkrasının iptali istenen (d)
bendinde,
“Kişilerin
hastalanmaları halinde ayakta veya yatarak; ağız ve diş
muayenesi, diş hekiminin göreceği lüzum üzerine ağız ve
diş hastalıklarının teşhisi için gereken klinik
muayeneler, laboratuar tetkik ve tahlilleri ile diğer
tanı yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak
tıbbi müdahale ve tedaviler, diş çekimi, konservatif diş
tedavisi ve kanal tedavisi, hasta takibi, travmaya ve
onkolojik tedaviye bağlı protez uygulamaları, ağız ve
diş hastalıkları ile ilgili acil sağlık hizmetleri, 18
yaşını doldurmamış kişilerin ortodontik diş tedavileri
ile 18 yaşını doldurmamış veya 45 yaşından gün almış
kişilerin diş protezlerinin 72 nci maddeye göre
belirlenen tutarının % 50’si.”
denilerek,
ağız ve diş tedavisinde giderleri Sosyal Güvenlik Kurumu
tarafından ödenecek sağlık hizmetleri sayılmıştır.
Söz konusu
(d) bendine göre, 18-45 yaş arasındaki (18 yaşını
doldurmuş veya 45 yaşından gün almamış) kişilerin diş
protez giderleri Kurum’ca karşılanmayacak; 45 yaş ve
üzerindeki kişilerin diş protez giderlerinin de ancak
yarısı Kurum’ca ödenecektir.
Böyle bir
düzenleme, Anayasa’da yer verilen sosyal devlet
ilkesiyle,
bağdaşmamaktadır.
Anayasa’nın 2 nci
maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti, temel hak ve
özgürlükleri en geniş ölçüde gerçekleştiren ve güvence
altına alan, toplumsal gerekleri ve toplum yararını
gözeten, kişi ve toplum yararı arasında denge kuran,
toplumsal dayanışmayı en üst düzeyde gerçekleştiren ve
sosyal dışlayıcılığı engelleyen asgari bir sınırın
varlığını göz önünde tutan devlettir.
Bu nedenle
diş protez giderlerinin 18-45 yaş arasında olanlara
Kurum’ca ödenmeyeceği, 18 yaşını doldurmamış olanlar ile
45 ve yukarı yaşlarda ise yalnızca % 50’sinin
ödeneceğine ilişkin iptali istenen ibareler,
toplumsal dayanışmanın en üst düzeyde
gerçekleştirilmesini ve sosyal dışlayıcılığı engelleyen
asgari bir sınırın varlığını göz önünde tutmadığından
“sosyal devlet” ilkesi ile ve sosyal güvenlik hakkı ile
bağdaşmamakta, dolayısıyla Anayasa’nın 2 nci maddesine
aykırı düşmektedir.
Yine yukarıda (1) numaralı
başlık altında etraflıca açıklandığı üzere, Anayasa
Mahkemesi’nin sosyal güvenliğe ilişkin çerçeveyi
Anayasa’nın 2 nci maddesini 5 inci maddesiyle birlikte
değerlendirerek tanımlayan 21.10.1986 tarih ve
E.1986/16, K. 1986/25 sayılı kararı esas alındığında,
iptali istenen söz konusu ibareler Anayasa’nın 5 inci
maddesine de aykırı düşmektedir.
Öte yandan bir sosyal güvenlik
kuruluşu olan Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamı içinde
bulunan, aynı sosyal risklere karşı asgari ölçülerde
güvence altına alınan ve aynı kurallara bağlı olan
sigortalılar, aynı hukuki statü içinde özdeş durumda
bulunan kişilerdir. Aynı durumda bulunan kişilerin
yasanın öngördüğü haklardan aynı esaslara göre
yararlandırılmaları da eşitlik ilkesinin gereğidir.
18-45 yaş
arasındaki kişiler ile 45 yaş ve üzerindeki kişiler,
diş protez giderlerinin ödenmesi açısından diğer
sigortalılarla aynı hukuki
statü içinde özdeş durumda bulunan kişiler olup, bunlara
söz konusu giderlerin hiç ya da
belirlenen tutarının %
50’sinin ödenmesi için hiçbir haklı neden
bulunmamaktadır. Bu durumda iptali istenen ibareler,
Anayasa’nın 10 uncu
maddesinde ifade edilen eşitlik ilkesine de aykırı
düşmektedir.
İptali
istenen ibareler, Anayasa’nın 56 ncı maddesindeki
Devlet’in “herkesin yaşamını, beden ve ruh sağlığı
içinde sürdürmesini sağlamak” yükümlülüğüyle de
bağdaşmamaktadır.
Bu maddenin
gerekçesinde “Maddenin getirdiği yenilik “Genel Sağlık
Sigortası” dır. Bu sigortanın kuruluş ve işleyişi ile
ilgili Anayasada belirtilen ilke şudur: Vatandaşlar
katılma payı ödeyecekler, yoksul ve dar gelirli
vatandaşlara ise Devlet yardım temin edecektir.”
denilmiştir. Bir insanın, insan onuruna yaraşan asgari
bir yaşam düzeyi içinde yaşayabilmesi için gerekli diğer
bir koşul da, hastalandığında tedavi olabilmesidir.
(Gözler K., Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Bursa 2002,
s.145).
Bu nedenle
söz konusu ibareler, Anayasa’nın 56 ncı maddesine de
aykırıdır:
Öte yandan iptali istenen
ibareler, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesi ile bağdaşmadığından yukarıda (2)
numaralı başlık altında bildirilen nedenlerle
Anayasa’nın 90 ıncı maddesine de aykırıdır.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir
kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden
Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve
E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf.
225).
Açıklanan
nedenlerle
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı
“Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 63
üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendindeki “18
yaşını doldurmamış veya 45 yaşından gün almış kişilerin”
ibaresi ile “nın % 50’si.”
ibaresi Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 10 uncu, 11 inci, 56
ncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
14) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 63 üncü Maddesinin İkinci Fıkrasının Anayasa’ya
Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 63 üncü
maddesinin iptali istenen ikinci fıkrasının birinci
cümlesinde, Sosyal Güvenlik Kurumuna; finansmanı
sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi
yöntemleri ile bu maddenin (f) bendinde belirtilen
sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım
sürelerini Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirleme
yetkisi verilmiş ve Kurumun bu amaçla bilimsel
komisyonlar kuracağı, ulusal ve uluslararası tüzel
kişilerle işbirliği yapabileceği belirtilmiştir.
Böyle bir düzenleme sonucu,
sigortalılara verilecek sağlık hizmetlerinin yöntemini,
verilecek ilaçlar ile tıbbi malzemelerin miktar ve
süresini belirleme yetkisi ile donatılan Kurum, hastaya
verilecek kan ve kan ürünleri ile ilaçların, kişisel
tıbbi malzemelerin miktar ve süresini belirleyecek,
bunlarda kısıntıya gittiğinde de sigortalı hastanın tam
olarak sağlık hakkını kullanmasını önleyebilecektir.
Hastaya tedavisinin
gerektirdiği kadar değil Kurumun belirlediği kadar ilaç
vermenin, hastanın iyileşmesinin önünde bir engel
oluşturacağı açıktır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi 17.7.
1964 günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun
sağlık yardımlarını 18 ayla sınırlayan 34 üncü
maddesinin üçüncü fıkrasındaki “18 aya kadar “
sözcüklerini Anayasa’nın 17 nci, 56 ıncı ve 60 ıncı
maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir (17.1.1991 gün
ve E.90/17, 91/2 sayılı kararı).
Anayasa Mahkemesi’nin bu
kararında, şu görüşlere yer verilmiştir:
“Kişinin yaşama hakkı,
maddî ve manevî varlığını koruma hakkı;birbirleriyle
sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel
haklardandır.Bu haklara karşı olan her türlü engelin
ortadan kaldırılması da devlete ödev olarak verilmiştir.
Güçsüzleri güçlüler karşısında koruyacak olan devlet,
gerçek eşitliği sağlayacak, toplumsal dengeyi koruyacak,
böylece gerçek hukuk devleti niteliğine ulaşacaktır.
Hukuk devletinin amaç edindiği yaşama hakkının
korunması, sosyal güvenliğin sağlanmasıyla
gerçekleşecektir. Sosyal güvenliği sağlayacak olan
kuruluşların yasal düzenlemelerinin, “yaşama hakkı ile
maddi ve manevî varlığı koruma haklarını” zedeleyecek
veya ortadan kaldıracak hükümler içermemesi gerekir. Bu
konuda düzenlenen uluslararası kurallar da aynı amaca
yönelik hükümler taşımaktadır. 16.6.1989 günlü, 3581
sayılı Yasa’yla onaylanan Avrupa Sosyal Güvenlik
Sözleşmesi’nin 13. maddesi de hastalık durumunda gerekli
olan tüm bakımların sağlanmasını öngörmektedir.
506 sayılı Yasa’nın 34.
maddesinde öngörülen “18 aya kadar “ sınırlaması, sağlık
yardımı sonunda henüz iyileşmemiş ve tedavisi sürmekte
olan kişinin gerek yaşama hakkını gerekse maddî ve
manevî varlığını koruma hakkını özünden zedeler bir
nitelik taşıdığından Anayasa’nın 17. maddesine aykırı
görülmüştür.
Anayasa’nın 56. maddesinin
3., 4. ve 5. fıkraları yine devlete, kişilerin hayatını
beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmelerini sağlamak için
sağlık kuruluşlarının hizmetlerini, düzenleme, denetleme
ve organize etme gibi görevler yüklemiştir.
Anlaşılmaktadır ki, devlet, kişilerin yaşamlarını
sağlıklı biçimde sürdürmeyi sağlamak amacını çeşitli
sosyal güvenlik kuruluşları ile gerçekleştirecektir.
Devlet için bir görev, kişiler için de bir hak olan bu
amaç gerçekleştirilirken bu hakkı sınırlayıcı, bu haktan
yararlanmayı zayıflatıcı düzenlemeler Anayasa’nın 56.
maddesine de aykırıdır.
Anayasa’nın 65.
maddesindeki bu sınırlama ile 506 sayılı Yasa’nın 34.
maddesindeki itiraz konusu “18 aya kadar “ deyimi
arasında bir ilişki kurulamaz. Anayasa’nın 60. maddesi
kişilere “sosyal güvenlik hakkını” vermekle birlikte
ikinci fıkrasında bunun için alınacak tedbirleri devlete
görev olarak verirken 65. madde ile de bu göreve bazı
sınırlamalar getirmiştir. Ancak, 60. maddede belirtilen
bu sosyal hak, yine Anayasa’nın 17. maddesinde
düzenlenen “yaşama, maddi ve manevi ve varlığını koruma
hakkı” ile çok sıkı bağlantı içindedir. Dolayısıyla
devlet ekonomik ve sosyal alandaki görevlerini yerine
getirirken uygulayacağı sınırlamalarda “yaşama hakkını”
ortadan kaldıran düzenlemeler yapamayacaktır. Bu nedenle
Anayasa’nın 65. maddesindeki sınırlamaları, 506 sayılı
Yasa’nın 34. maddesindeki itiraz konusu “18 aya kadar”
sözcüklerine uygulama olanağı yoktur.
İtiraz konusu “18 aya
kadar” sözcükleri Anayasa’nın 60. maddesine aykırı
olduğundan iptali gerekir.”
Bu kararlar esas
alındığında, sağlık hakkını sınırlayan söz konusu
düzenlemenin, Anayasa’nın 17 nci, 56 ncı ve 60 ıncı
maddelerine aykırı düştüğünden kuşku duyulamaz.
Anayasaya aykırı bir hükmün hukuk devleti, Anayasanın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleri ve dolayısıyla
Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddeleriyle bağdaşmayacağı da
açıktır.
Öte yandan finansmanı
sağlanacak sağlık hizmetlerinin kapsamını belirleme
konusunda 5510 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin iptali
istenen ikinci fıkrası ile Sosyal Güvenlik Kurumuna
verilen yetki, Anayasa’nın 6, 7 ve 8 inci maddelerine ve
123 üncü maddesine aykırıdır.
Anayasa’nın 123 üncü
maddesi idarenin görevlerinin kanunla düzenleneceği
ilkesini ifade etmekte; Anayasa’nın 8 inci maddesinde de
yürütme yetki ve görevinin Anayasaya ve kanunlara uygun
olarak yerine getirileceği ilkesi yer almaktadır.
Anayasa’nın 8 inci
maddesinden anlaşılacağı gibi, yürütmenin-idarenin
Anayasada gösterilen ayrık haller dışında asli düzenleme
yetkisi yoktur. Bu yetki Anayasanın 7 nci maddesinde
yasamaya verilmiştir ve devredilemez. Devredildiği
taktirde kökenini Anayasadan almayacağı için,
Anayasa’nın 6 ncı maddesine aykırı bir yetki niteliğini
alır.
Anayasa’nın 123 üncü
maddesine göre idarenin yetkilerinin kanunla
gösterilmesi gerekir. İdareye kendi yetki ve görevlerini
kendi işlemleri ile belirleme yetkisi bırakılması, asli
düzenleme yetkisi verilmesi anlamına gelir ve bu tür bir
yetkilendirme Anayasa’nın 6,7 ve 8 inci maddelerine
aykırı bir yetki devri anlamını taşır.
Bu nedenle söz konusu
ikinci fıkranın birinci cümlesinde Sosyal Güvenlik
Kurumuna tanınan belirleme yetkisi Anayasa’nın 6,7,8 ve
123 üncü maddelerine aykırıdır.
Ayrıca bir hukuk devletinde
idarenin yetkilerinin ve görevlerinin, kişi hak ve
özgürlüklerinin kapsam ve sınırlarının açık ve seçik
biçimde hukuk kurallarıyla gösterilmesi, hukuk
devletinin gerçekleştirmek durumunda olduğu hukuki
güvenlik ve onun temelini oluşturan, hukuki belirliliğin
temel gereklerindendir. İdareye; görevlerini ve sağlık
hakkına ilişkin yükümlülüklerinin sınırlarını belirleme
konusunda, kanunda düzenleme yapılmaksızın verilecek bir
asli düzenleme yetkisi, keyfiliğe, belirsizliğe yol açar
ve hukuki güvenliği ortadan kaldırır. Böyle bir durumun,
Anayasa’nın 2 nci maddesi ile çelişeceği de açıktır. Bu
nedenle söz konusu cümle, Anayasa’nın 2 nci maddesine de
aykırı düşmektedir.
5510 sayılı Kanunun 63 üncü
maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi ile ikinci
cümlesi arasında uygulama bakımından ayrılamaz nitelikte
bir yakın ilişki vardır. Bu nedenle ikinci cümlenin de,
birinci cümle için söz konusu olan gerekçelerle
Anayasaya aykırı düştüğünü söylemek gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 63 üncü maddesinin ikinci
fıkrası Anayasa’nın 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci,11 inci,
17 nci, 56 ncı ,60 ıncı ve 123 üncü maddelerine aykırı
olup, iptali gerekmektedir.
15) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 67 nci Maddesinin Birinci Fıkrasının (b)
Bendinin Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 67 nci
maddesinin birinci fıkrasının iptali istenen (b)
bendinde; 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (a)
bendinin (2) numaralı alt bendi ile (b), (d) ve (g)
bentlerine tâbi olan genel sağlık sigortalısı ve
bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmetlerinden
ve diğer haklardan yararlanabilmeleri için; sağlık
hizmeti sunucusuna başvurdukları tarihten önceki son bir
yıl içinde toplam 30 gün genel sağlık sigortası prim
ödeme gün sayısının olması şartıyla birlikte sağlık
hizmeti sunucusuna başvurdukları tarihte kısa ve uzun
vadeli sigorta primleri dahil genel sağlık sigortası
prim borçlarının da bulunmaması öngörülmüştür.
Söz konusu (b) bendinde
belirtilen genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü
olduğu kişilerin sağlık hizmetlerinden ve diğer
haklardan yararlanabilmeleri için, diğer
sigortalılardan farklı olarak ayrıca sağlık hizmeti
sunucusuna başvurdukları tarihte kısa ve uzun vadeli
sigorta primleri dahil genel sağlık sigortası prim
borçlarının da bulunmaması şartının aranması, yukarıda
(2) numaralı başlık altında etraflıca açıklanan
nedenlerle “sosyal hukuk devleti”, “sosyal güvenlik” ve
“sosyal dayanışma” ilkelerine ters düşer.
Bu durumda iptali istenen
(b) bendinin Anayasa’nın 2 nci ve 60 ıncı maddelerine
aykırı düştüğü açıktır.
Öte yandan, Anayasa
Mahkemesinin 2 nci maddeyi 5 inci madde ile birlikte
değerlendirdiği ve sosyal güvenliğe ilişkin çerçeveyi
belirlediği 21.10.1986 gün ve E.1986/16, K. 1986/25
sayılı kararı esas alındığında, yukarıda gerekçede (1)
numaralı başlık altında belirtilen nedenlerle, iptali
istenen düzenlemenin Anayasa’nın 5 inci maddesine de
aykırı düştüğünü söylemek gerekmektedir.
İptali istenen düzenlemenin
Anayasa’nın 60 ıncı maddesinde ifade edilen sosyal
güvenlik hakkını, sosyal devlet ilkesi ve demokratik
toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacak biçimde,
ölçüsüzce ve özünü zedeleyerek sınırlandırdığı; bu
nedenle Anayasa’nın 13 üncü maddesine de aykırı düştüğü
yadsınamaz.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir
kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden
Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve
E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf.
225).
Öte yandan iptali istenen
bu kural, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesi ile bağdaşmadığından yukarıda (2)
numaralı başlık altında bildirilen nedenlerle
Anayasa’nın 90 ıncı maddesine de aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 67 nci maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendi, 1948 tarihli Birleşmiş
Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile
bağdaşmadığı gibi, Sosyal Devletin asli görevlerinden
olan vatandaşların sosyal güvenlik haklarını sağlama
ödevlini adil, makul ve ölçüsüzce sınırlandırdığından
“sosyal devlet”, demokratik toplum düzeninin gereklerine
uygunluk ve “ölçülülük” ilkeleri ile de bağdaşmamakta
Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11 inci, 13 üncü, 60 ıncı ve
90 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
16) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 68 inci Maddesinin İkinci Fıkrasının
Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 68 inci
maddesinin birinci fıkrasında, katılım payı alınacak
sağlık hizmetleri; iptali istenen ikinci fıkrasında da
katılım payı tutarı ve oranları belirtilmiştir.
İkinci fıkrada birinci
cümlesinde katılım payının, birinci fıkranın (a)
bendindeki sağlık hizmetleri (Ayakta tedavide hekim ve
diş hekimi muayenesi) için 2 Yeni Türk Lirası olarak
uygulanacağı belirtildikten sonra ikinci cümlesinde, (b)
ve (c) bendindeki sağlık hizmetleri için gereksiz
kullanımı azaltma, sağlık hizmetlerinin niteliği
itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kişilerin
prime esas kazançlarının, gelir ve aylıklarının tutarı
ve benzeri ölçütler dikkate alınarak % 10 ilâ % 20
oranları arasında olmak üzere Kurum tarafından
belirleneceği; son cümlesinde ise; birinci fıkranın (a)
bendindeki sağlık hizmetleri için belirlenen katılım
payını, birinci basamak sağlık hizmet sunucularında
yapılan muayenelerde almamaya ya da daha düşük
tutarlarda belirlemeye Sosyal Güvenlik Kurumunun yetkili
kılındığı ifade edilmiştir. Diğer bir anlatımla bu
fıkranın ikinci ve son cümlelerinde yapılan düzenlemeler
ile Kurum, katılım paylarının belirtilen sınırlar
altında belirlenmesi veya bu payı hiç almama yetkisi ile
donatılmıştır.
Anayasa’nın 73 üncü
maddesinin son fıkrasında “Vergi, resim, harç ve benzeri
mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve
indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun
belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik
yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.”
hükmüne yer verilmiştir.
İptali istenen düzenlemeyle
Kurum’a verilen yetkinin, Anayasanın Bakanlar Kurulunca
kullanılmasına imkan tanıdığı yetki alanı içinde kaldığı
açıktır. Çünkü Katılım paylarının da, Anayasa’nın anılan
hükmünde yer verilen vergi, resim, harç “benzeri mali
yükümlülükler” niteliğinde olduğu kuşkusuzdur. Vergi,
resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin
ortak özellikleri, yasayla konulmaları ve kamu gücüne
dayanılarak gerektiğinde zorla alınmalarıdır. Vergi,
resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler, devletin
“devlet” olmaktan kaynaklanan iradesi sonucu ortaya
çıkarlar. Bir mali yüküm, sorumlusunun isteğine bağlı
ise, onun iradesi uyarınca zorunluluk taşıyorsa tümüyle
yasadan gelen zorunluluk niteliğinde olmadığından, vergi
benzeri mali yüküm sayılması olanaksızdır. Katılım
payları ise, sorumlusunun isteğine bağlı olmayıp tümüyle
yasadan gelen zorunluluk niteliğindedir. Bu nedenle,
iptali istenen ikinci fıkranın söz konusu cümleleri
Anayasa’nın 73 üncü maddesine aykırıdır.
İptali istenen fıkranın
ikinci cümlesinde Kuruma tanınan katılım payını
belirleme ve son cümlesinde yine Kuruma tanınan katılım
payını almama ya da daha düşük tutarda belirleme
yetkilerinin asli düzenleme yetkisi niteliğini taşıdığı
da açıktır. Çünkü, ikinci cümlede katılım payının
belirlenmesine ilişkin esaslar gösterilirken “benzeri
ölçütler dikkate alınacağı” ifade edilerek, benzeri
ölçütlerin ne olacağı hususu tamamen Kurumun takdirine
bırakılmıştır. Son cümlede de katılım payının hangi hal
ve koşullarda alınmayacağının veya düşük tutulacağının
belirtilmemesi nedeniyle, bu hususlar da tamamen Kurumun
takdirine bırakılmıştır. Bu durum, söz konusu yetkilerin
asli düzenleme yetkisi niteliğini taşıdığında kuşku
bırakmamaktadır.
Anayasa’nın 8 inci
maddesinden yürütmenin idarenin Anayasada gösterilen
ayrık haller dışında asli düzenleme yetkisi olmadığı
anlaşılmaktadır. Asli düzenleme yetkisi, Anayasa’nın 7
nci maddesine göre yasamanındır ve devredilemez.
Bu durumda, söz konusu
ikinci fıkranın 2 nci cümlesi ile son cümlesinde Kuruma
tanınan yetkiler Anayasa’nın 7 ve 8 inci maddelerine
aykırıdır. Anayasadan kökenlenmeyen bir yetki ise,
Anayasa’nın 6 ncı maddesi ile de çelişecektir.
Diğer taraftan iptali
istenen “katılım payı alınması” başlıklı ikinci fıkrada,
bu fıkrada belirtilen sağlık hizmetleri için; çalışan
veya emekli - malüllük aylığı alanlar, dul aylığı
alanlar ve yetim aylığı alanlar ayrımı yapılmaksızın tüm
“genel sağlık sigortalıları”ndan (veya bakmakla yükümlü
olduğu kişilerden) katılım payı alınması öngörülmüştür.
Çünkü; 5510 sayılı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 3 üncü
maddesinin 9 uncu fıkrasında genel sağlık
sigortalısının; bu Kanunun 60 ıncı maddesindeki kişileri
ifade edeceği belirtildikten sonra anılan maddenin 26
ncı fıkrasında da katılım payı, “Sağlık hizmetlerinden
yararlanabilmek için, genel sağlık sigortalısı veya
bakmakla yükümlü olduğu kişiler tarafından ödenecek
tutarı” şeklinde tanımlanmıştır.
Yapılan bu düzenlemeyle
emekli ve malüllük aylığı alan, dul aylığı alan ve yetim
aylığı alan sigortalılardan katılım payı alınmasının
öngörülmüş olması, Anayasa’nın 2 nci, 5 inci ve 60 ıncı
maddelerine aykırı düşmektedir. Nitekim Anayasa
Mahkemesi’nin 8.10.2003 gün ve E.2003/31, K.2003/87
sayılı kararı ile; 4839 sayılı Kanunun (çerçeve) 6 ncı
maddesiyle 5434 sayılı Kanunun geçici 139 uncu maddesine
eklenen ve emekli ve malüllük aylığı alanlar, dul aylığı
alanlar ve yetim aylığı alanlar için “sağlık katkı payı”
adı altında yeni bir yükümlülük getiren ilk fıkrası,
Anayasa’nın 2 nci, 5 inci ve 60 ıncı maddelerine aykırı
bulunarak iptal edilmiştir (AMKD. 40/1, shf.152, R.G. T.
24.2.2004, S.25383).
Anayasa Mahkemesinin bu
kararında şu görüşlere yer verilmiştir:
“Anayasa’nın 2. maddesi
ile öngörülen hukuk devleti ilkesi ile devletin tüm
faaliyetlerinde hukukun egemen olması amaçlanmaktadır.
Kuşkusuz bu amacın gerçekleşmesi için, konulacak
kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerinin gözönünde
tutulması gerekir. Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu
bir devlette hukuk güvenliğinin sağlanması hukuk devleti
ilkesinin olmazsa olmaz koşuludur.
Anayasa’nın 5. maddesinde
de, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu
sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal
hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak
şekilde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmak, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi
için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak devletin
temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Herkesin
sosyal güvenlik hakkına sahip olduğunu öngören
Anayasa’nın 60. maddesinin gerekçesinde de, sosyal
güvenlik hakkının, çalışanların yarını ve güvencesi
olduğu belirtilmiştir.
Sosyal devlet, sosyal
adaletin, refahın ve güvenliğin gerçekleşmesini sağlayan
devlettir. Sosyal güvenlik kuruluşları, çalışanların
geleceğine ilişkin güvenliğini sağlamak durumundadır.
Sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı olarak çalışması
için de aktüeryal dengelerin korunması zorunludur. Bu
bağlamda sosyal güvenlik, ilgililerin katkısının
sağlandığı primli ve karşılıksız yardıma dayanan primsiz
rejim olarak ifade edilen sosyal yardım ve hizmetlerden
oluşmaktadır.
Herkesin sosyal güvenliğini
sağlamakla görevli olan Devlet, bu işlevini Sosyal
Sigortalar Kurumu, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur gibi ilke
olarak primli rejime dayanan kuruluşları aracılığıyla
yerine getirmektedir.
Sosyal güvenlik
kurumlarında iştirakçi olan kişiler aktif çalışma
yaşamları boyunca miktarı ve süresi yasa tarafından
belli edilmiş primleri ödemekte ve belli yaşa geldikten
sonra da emekli statüsüne geçerek bu statünün sağladığı,
başta yaşlılık aylığı olmak üzere çeşitli sosyal
haklardan yararlanmaktadırlar. Primli rejime dayalı
sosyal güvenlik sisteminin esası, önceden alınan payın
(primin) yeniden dağıtımına dayanmaktadır.
Bu sistem içinde belli
aktüeryal hesaplara dayalı olarak belirlenmiş olan
emeklilik keseneklerini aktif çalışma hayatı boyunca
ödemiş olan ve bu ödemelere bağlı olarak belli süre
sonunda yaşlılık aylığı almayı hakeden iştirakçilerin,
bir de emekli olduktan sonra sağlık yardımları için prim
benzeri sürekli bir ödemeyle (kesintiyle) yükümlü
tutulmaları, sosyal güvenlik hakkını zedeleyici nitelik
taşıdığı gibi hukuk devletinin gerektirdiği hukuki
güvenlik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesine
aykırılık oluşturmakta, aynı zamanda Devletin, kişilerin
huzur ve mutluluğunu sağlama amaç ve göreviyle de
bağdaşmamaktadır.
Belirtilen nedenlerle
kural, Anayasanın 2., 5. ve 60. maddelerine aykırıdır.
İptali gerekir.”
Bu nedenle, 68 inci
maddenin iptali istenen ikinci fıkrası, emekli ve
malüllük aylığı alan, dul aylığı alan ve yetim aylığı
alan sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2 nci, 5 inci ve
60 ıncı maddelerine de aykırıdır.
İkinci fıkranın birinci ve
üçüncü cümleleri ile ikinci ve son cümleleri arasında
uygulama açısından ayrılmaz bir beraberlik olduğu için,
söz konusu birinci ve üçüncü cümlelerin de ikinci ve son
cümleler için geçerli olan gerekçelerle Anayasaya aykırı
düştüğünü söylemek gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 68 inci maddesinin
ikinci fıkrası tüm genel sağlık sigortalıları yönünden
Anayasa’nın 2 nci, 5 inci,11 inci ve 60 ıncı
maddelerine; ikinci ve son cümleleri de, Anayasa’nın 6,7
ve 8 inci maddelerinin yanı sıra emekli ve malüllük
aylığı alan, dul aylığı alan ve yetim aylığı alan
sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2 nci, 11 inci ve 73
üncü maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
17) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 73 üncü Maddesinin Dördüncü Fıkrasının
Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 73 üncü
maddesinin iptali istenen dördüncü fıkrasında,
“Sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları, genel sağlık
sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden
sözleşmeli olduğu sağlık hizmetleri için otelcilik
hizmetleri ile öğretim üyesi tarafından sağlanan sağlık
hizmetleri dışında, herhangi bir fark ödemesi talep
edemez. Otelcilik hizmeti ile öğretim üyesi tarafından
sağlanan sağlık hizmetleri için genel sağlık sigortalısı
ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden alınabilecek fark
ödemesi, 72 nci maddeye göre belirlenen tutarın iki
katını geçemez. Bu farkın alınabilmesi için, kişilerin
fark ödemeyi kabul ettiğinin yazılı olarak belgelenmesi
zorunludur. Otelcilik hizmeti ile öğretim üyesi
tarafından sağlanan sağlık hizmetleri dışında veya
belirlenen tavanın üzerinde fark alınması halinde,
sözleşmeli sağlık hizmeti sunucularının sözleşmeleri bir
yıl süreyle feshedilir. “ hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükümde sözleşmeli
sağlık hizmeti sunucularının, genel sağlık sigortalısı
veya bakmakla yükümlü oldukları kişilerden sözleşmeli
olduğu sağlık hizmetleri için, otelcilik hizmetleri ile
öğretim üyesi tarafından sağlanan sağlık hizmetleri
dışında, herhangi bir fark talep edemeyeceği belirtilmek
suretiyle hasta sigortalının istismarına olanak
sağlanmış olmaktadır.
Sosyal hukuk devletinde,
devletin yurttaşlarının sağlık hakkının istismar
edilmemesi için onu koruyacak önlemleri alması temel
görevidir. Sistemin öngördüğü koşulları yerine getirmiş
olan sigortalı hastadan başkaca hiçbir ücret alınmadan
sağlık yardımının yapılması gerekirken “otelcilik
hizmeti” adı altında fark ücretinin ve “öğretim üyesi
muayene ücreti”nin alınması hastaların istismarına
olanak sağlayacak, muhtemelen fark ücreti ödemek
istemeyen sigortalı hastalar tedavi edilmeyeceklerdir.
Bu durumda, söz konusu
düzenlemenin sağlık hakkını ölçüsüzce ve özünden
zedeleyerek Anayasa’nın 13 üncü maddesine aykırı biçimde
sınırlandırdığı kabul edilmelidir.
Bu nedenle iptali istenen
kural, yukarıda (14) numaralı başlık altında etraflıca
belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 17 nci, 56 ncı ve 60
ıncı maddelerine de aykırıdır. Anayasaya aykırı bir
hükmün de hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleri ve dolayısıyla Anayasa’nın 2 ve
11 inci maddeleriyle bağdaşmayacağı açıktır.
Öte yandan, 73 üncü
maddenin dördüncü fıkrasının sağlık hakkını kısıtlayan
birinci cümlesi ile bu fıkranın diğer cümleleri arasında
uygulama bakımından ayrılmaz bir ilişki vardır. Bu
nedenle fıkranın birinci cümlesi için söz konusu olan
Anayasaya aykırılık gerekçelerinin diğer cümleleri için
de geçerli olacağı söylenmelidir.
Açıklanan nedenlerle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 73 üncü maddesinin
dördüncü fıkrası Anayasa’nın 2 nci, 11 inci, 17 nci, 56
ncı ve 60 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
18) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 80 inci Maddesinin Birinci Fıkrasının (a)
Bendinde yer alan “ile prim,ikramiye ve bu nitelikteki
her çeşit istihkaktan o ay için yapılan ödemelerin brüt
toplamı” İbaresinin TC Emekli Sandığı İştirakçisi
Sigortalılar yönünden Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun “Prime
esas kazançlar” madde başlıklı 80 inci maddesinin
birinci fıkrasına göre 506 sayılı ve 5434 sayılı Yasaya
göre sigortalıların prime esas kazançlarının hesabında
(a) bendi çerçevesinde hak edilen ücretler ile iptali
istenen ibare uyarınca prim, ikramiye ve bu nitelikteki
her çeşit istihkaktan o ay için yapılan ödemelerin brüt
toplamı esas alınmaktadır. Aynı fıkranın (b) ve ( c)
bendinde prime esas kazanca tabi tutulmayacak ödemeler
sayılmıştır.
5434 sayılı Kanunun “Emekli
keseneğine esas tutulacak aylık, ücret ve ödenekler”
madde başlıklı 15 inci maddesi ile karşılaştırıldığında
kamu çalışanlarının prim matrahlarında önemli bir
artışın gerçekleşmesinin öngörüldüğü ve gelirlerinde bir
yılın ardından ciddi oranlarda azalmaların yaşanması
sonucu doğabilir. Çünkü, Geçici 4 üncü maddenin
dokuzuncu fıkrası uyarınca bu Kanuna göre belirlenen
prime esas kazanç matrahı ile 5434 sayılı Kanuna göre
keseneğe tabi kazançları arasındaki matrah farkına ait
sigorta primi sadece iki yıl süre ile kurumlarınca
karşılanacaktır.
Bu durumda, TC Emekli
Sandığı iştirakçileri yönünden, çalışanlar için prim
oranı % 14’e düşürülmesine karşın, prime esas matrahın
artması nedeniyle görev aylıklarında azalma olması
kaçınılmazdır.
Memurlarda prime esas ücret
tavanı olmayacağı için, asgari ücretin 6.5 katını aşan
aylık ücret alan yüksek gelirli kamu çalışanlarının
ödeyeceği prim miktarı daha da artacaktır. Diğer
sigortalıların prime esas kazanç matrahı asgari ücretin
6.5 katı olan 3 bin 451.5 YTL ile sınırlanacak iken,
prim, tazminat ve diğer gelirleriyle birlikte toplam
geliri bu rakamı aşan memurların tüm kazançları prime
esas kazanç olarak kabul edilecektir.
Böyle bir düzenlemenin ise,
Anayasa’nın sosyal hukuk devleti ve eşitlik ilkeleriyle
bağdaşmadığı açıktır.
Sosyal hukuk devleti,
toplum ve çalışma yaşamında adalete ve eşitliğe dayalı
bir hukuk düzeni kurmak durumundadır. Böyle bir hukuk
düzeni ise, her alanda olduğu gibi, sosyal güvenliğe
ilişkin düzenlemelerde de, eşitlik, hukuk istikrarı,
hukuk güvenliği ve kazanılmış hakların korunması
ilkelerinin gözetilmesini zorunlu kılmaktadır.
Bir sosyal güvenlik
kuruluşu olan Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamı içinde
bulunan, aynı sosyal risklere karşı asgari ölçülerde
güvence altına alınan ve aynı kurallara bağlı olan
sigortalılar, aynı hukuki statü içinde özdeş durumda
bulunan kişilerdir. Aynı durumda bulunan kişilerin
yasanın öngördüğü haklardan aynı esaslara göre
yararlandırılmaları da Anayasa’nın 10 uncu maddesinde
ifade edilen eşitlik ilkesinin gereğidir.
Öte yandan, Anayasa
Mahkemesi’nin 06.01.2005 günlü, E.2001/479, K.2005/1
sayılı kararında belirtildiği gibi, Anayasa’nın 2 nci ve
60 ıncı maddeleri uyarınca, Devlet’çe, sosyal güvenliğin
ve sosyal adaletin sağlanmasına elverişli ortamın
yaratılması ve bu anlamda sosyal güvenlik alanında
getirilecek bir haktan, aynı sosyal güvenlik kurumu
içinde yer alan ve temelde birbirine yakın konumda
bulunan tüm sigortalıların “dengeli ve makul” ölçüler
içinde yararlanmalarını öngören düzenlemelerin
gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen
nedenlerle iptali istenen ibare, TC Emekli Sandığı
iştirakçisi sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2 nci, 10
uncu ve 60 ıncı maddelerine aykırı düşmektedir.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir
kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden
Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve
E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf.
225).
Yine (1) numaralı başlık
altında etraflıca açıklandığı üzere Anayasa
Mahkemesi’nin sosyal güvenliğe ilişkin çerçeveyi 2 nci
maddeyi 5 inci madde ile birlikte değerlendirerek çizmiş
oduğu, 21.10.1986 tarih ve E.1986/16, K. 1986/25
sayılı kararı göz önünde tutulduğunda, iptali istenen
söz konusu kural Anayasa’nın 5 inci maddesine de aykırı
düşmektedir.
Açıklanan nedenlerle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 80 inci maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “ile
prim,ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaktan o
ay için yapılan ödemelerin brüt toplamı” ibaresi, TC
Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden Anayasa’nın 2 nci,
5 inci, 10 uncu, 11 inci ve 60 ıncı maddelerine aykırı
olup iptali gerekmektedir.
19) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 81 inci Maddesinin Birinci Fıkrasının (c)
Bendinin Anayasa’ya Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510
Kanunun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının iptali
istenen (c) bendinde, “Kısa vadeli sigorta kolları prim
oranı, yapılan işin iş kazası ve meslek hastalığı
bakımından gösterdiği tehlikenin ağırlığına göre % 1 ilâ
% 6,5 oranları arasında olmak üzere, 83 üncü maddeye
göre Kurumca belirlenir. Bu primin tamamını işveren
öder.” hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere bu düzenleme ile,
Sosyal Güvenlik Kurumu kısa vadeli sigorta kolları prim
oranını, yapılan işin iş kazası ve meslek hastalığı
bakımından gösterdiği tehlikenin ağırlığına göre
alt ve üst sınırlar altında
belirlenme yetkisi ile
donatılmıştır.
Primin, Anayasa’nın 73 üncü
maddesinde belirtilen türden bir mali yükümlülük olduğu
kuşkusuzdur.
Anayasa’nın 73 üncü
maddesinin son fıkrasında “Vergi, resim, harç ve benzeri
mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve
indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun
belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik
yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.” hükmüne
yer verilmiştir.
İptali istenen düzenlemeyle
Kurum’a verilen bu yetkinin de; kısa vadeli sigorta
kolları priminin, yasayla konulması ve kamu gücüne
dayanılarak gerektiğinde zorla alınması nedeniyle
Anayasa’nın anılan hükmünde yer verilen vergi, resim,
harç “benzeri mali yükümlülükler” niteliğinde olması
nedeniyle Anayasa ile Bakanlar Kurulu’na verilen yetki
içinde kaldığı açıktır.
Bu nedenle 5510 Kanunun 81
inci maddesinin birinci fıkrasının iptali istenen (c)
bendi de, yukarıda (15) numaralı başlık altında
etraflıca açıklandığı üzere Anayasa’nın 2 nci, 6 ncı, 11
inci ve 73 üncü maddelerine aykırı düşmektedir.
Diğer yandan, (c) bendinin
birinci cümlesi ile ikinci cümlesi arasında uygulama
bakımından ayrılamaz nitelikte bir ilişki vardır. Bu
nedenle birinci cümle için söz konusu olan Anayasaya
aykırılık gerekçeleri, ikinci cümle için de geçerlidir.
Açıklanan nedenlerle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 81 inci maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi Anayasa’nın 2 nci, 6 ncı ,
11 inci ve 73 üncü maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
20) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 81 inci Maddesinin Birinci Fıkrasının (e)
Bendinin Anayasa’ya Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510
Kanunun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının iptali
istenen (e) bendinde, “Yaşlılık aylığı almakta iken bu
Kanuna tâbi bir işte çalışanlara uygulanacak sosyal
güvenlik destek primi oranı (a), (c) ve (f) bentlerinde
belirtilen prim oranlarının toplamı kadardır. Sigortalı
ve işveren hissesi bu bentlerde belirtilen
oranlardadır.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu düzenlemeye göre,
yaşlılık aylığı almakta iken bu Kanuna tabi bir işte
çalışanlara uygulanacak sosyal güvenlik destek primi
oranı 81 inci maddenin (a), (c) ve (f) bentlerinde
belirtilen prim oranlarının toplamı kadar olup sigortalı
ve işveren hisseleri de bu bentlerde belirtilen
oranlardadır. Bu durumda emekli olup, basit ve gerçek
usulde vergi mükellefi olarak işyeri çalıştıranlardan 81
inci maddenin;
- (a) bendine
göre…………………………………………………….. % 20,
- (c) bendine
göre……………………………………..….. %1 veya % 6,5,
- (f) bendine
göre………….................................................................%
12,5
oranlarında olmak üzere
sosyal güvenlik primi kesintisi toplamı: % 33,5 ve %
39’dur.
Emekli olup, basit ve
gerçek usulde vergi mükellefi olarak işyeri
çalıştıranların bu derece yüksek oranda sosyal güvenlik
destek primi ödemekle yükümlü tutulmaları; çalışma hak
ve özgürlüğünü zedelemesinin yanı sıra sigortalılar
açısından koruma düzeyini önemli ölçüde geriletip sosyal
dışlayıcılığı engelleyen asgari bir sınırın varlığını
göz önünde tutmayarak vatandaşların sosyal güvenlik
haklarını adil ve makul olmayan bir biçimde, ölçüsüzce
ve özünden zedeleyerek sınırlandırmaktadır. Bu durum
“sosyal devlet” ve “ölçülülük” ilkeleri ile
bağdaşmamakta; Anayasanın 49 uncu maddesinde belirtilen
çalışma hakkına, 60 ıncı maddesinde belirtilen sosyal
güvenlik hakkına ve yine Anayasanın 13 üncü maddesinde
belirtilen ilkelere aykırı düşmektedir.
Anayasa Mahkemesinin
20.7.1999 tarih ve E.1999/1, K.1999/33 sayılı kararında
“ölçülülük ilkesi”nin çerçevesi açık bir biçimde ortaya
konulmaktadır.
“… bir sınırlamanın
demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğundan
söz edilebilmesi için hakkın özüne dokunmaması, makul ve
kabul edilebilir ölçüyü aşmaması gerekir. Başka bir
anlatımla, temel hak ve hürriyetler sınırlanırken
sınırlama ile öngörülen amaç arasında makul ve adaletli
bir denge kurulmalıdır.”(AMKD Sayı:36, s.579).
Öte yandan bir devletin
“sosyal bir hukuk devleti” olma düzeyi ekonomik ve
sosyal hakların gerçekleştirilme derecesi ile yakından
ilişkili olmakla birlikte, sosyal dışlayıcılığı
engelleyen asgari bir sınırın varlığı göz önünde
bulundurulmalıdır. Bu çerçevede sosyal devleti, herkes
için, insan haysiyetine yaraşır asgari bir hayat
düzeyini gerçekleştirmekle yükümlü devlet olarak
tanımlamak da olanaklıdır.
Anayasaya aykırı bir hükmün
hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı
ilkeleri ve dolayısıyla Anayasanın 2 ve 11 inci
maddeleriyle bağdaşmayacağı da açıktır.
31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi
Anayasa’nın 2 nci , 11 inci, 13 üncü, 49 uncu ve 60 ıncı
maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
21) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 106 ncı Maddesinin İkinci Fıkrasındaki “diğer
maddeleri,” İbaresinin Bağ-Kur kapsamındaki sigortalılar
yönünden Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun
“Yürürlükten kaldırılan hükümler” başlıklı 106 ncı
maddesinin iptali istenen ibareyi de içeren ikinci
fıkrasında, “2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve
Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kurumu Kanununun, 1 ilâ 23 üncü, geçici 10
uncu ve geçici 11 inci maddeleri hariç diğer maddeleri,”
hükmüne yer verilmiştir.
İptali istenen “diğer
maddeleri” ibaresi ile, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar
ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu
Kanunu’nun yaşlılık aylığından yararlanma koşullarının
düzenlendiği 35 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Buna karşın 5510 sayılı Kanun’da 08.09.1999-01.01.2007
günleri arasında ilk kez Bağ-Kur’a tabi olmayı
gerektiren etkinliklere başlayanların ise “tam yaşlılık
aylığı”na hak kazanabilmeleri için, sigortalı oldukları
gün geçerli olan koşullara bağlı olduklarını belirten
bir geçiş kuralına yer verilmemiştir.
Bu durumda olanların tam
yaşlılık aylığına hak kazanmasında yaş sınırı, fiili
hizmet süresi ve prim ödeme gün sayısı gibi koşulları
belirleyen herhangi bir düzenleme kalmamakta; diger bir
anlatımla, 08.09.1999-01.01.2007 günleri arasında
Bağ-Kur kapsamında sigortalı olanların nasıl ve hangi
koşullarla emeklilik haklarına kavuşacakları konusu
belirsiz bırakılmaktadır.
Anayasa’nın 2 nci maddesinde
belirtilen hukuk devletinin unsurlarından biri de,
vatandaşlarına hukuk güvenliği sağlamasıdır. Hukuk
güvenliği, kurallarda
<<belirlilik>>
ve <<öngörülebilirlik>> gerektirir. Hukuk devletinde
yargı denetiminin sağlanabilmesi için yönetimin görev ve
yetkilerinin sınırının yasalarda açıkça gösterilmesi bir
zorunluluktur.
Bu durumda, iptali istenen
kural belirlilik ve öngörülebilirlik özelliklerini
taşımaması nedeniyle de hukuk devleti ilkesi ile de
bağdaşmamaktadır.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir
kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden
Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve
E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf.
225).
Bu durumda 31.5.2006 tarih
ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunun 106 ncı Maddesinin İkinci Fıkrasındaki
“diğer maddeleri,” ibaresi, Bağ-Kur kapsamındaki
sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2 nci ve 11 inci
maddelerine aykırı olup iptali gerekmektedir.
22) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun 106 ncı Maddesinin Sekizinci Fıkrasındaki “30
ila 39 uncu maddeleri,” İbaresinin TC Emekli Sandığı
iştirakçileri yönünden Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun
“Yürürlükten kaldırılan hükümler” başlıklı 106 ncı
maddesinin sekizinci fıkrasındaki iptali istenen ibare
ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Yasası’nın emekli aylığı bağlanacak durumların
belirlendiği 39 uncu maddesi yürürlükten
kaldırılmaktadır.
Buna karşın 5510 sayılı
Kanun’da 08.09.1999-01.01.2007 günleri arasında ilk kez
iştirakçi olanların “emeklilik aylığı”na hak
kazanabilmeleri için, sigortalı oldukları gün geçerli
olan koşullara bağlı olduklarını belirten bir geçiş
kuralına yer verilmemiştir.
Bu durumda,
08.09.1999-01.01.2007 günleri arasında iştirakçi
olanların emeklilik ya da tam yaşlılık aylığına hak
kazanmasında yaş sınırı, fiili hizmet süresi ve prim
ödeme gün sayısı gibi koşulları belirleyen herhangi bir
düzenleme kalmamakta; başka bir anlatımla, söz konusu
TC Emekli Sandığı iştirakçilerinin nasıl ve hangi
koşullarla emeklilik haklarına kavuşacakları konusu
belirsiz bırakılmaktadır.
Bu durumda, 31.5.2006 tarih
ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunun 106 ncı maddesinin sekizinci
fıkrasındaki “30 ila 39 uncu maddeleri,” ibaresi,
yukarıda (20) numaralı başlık altında belirtilen
nedenlerle TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden
Anayasa’nın 2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı olup
iptali gerekmektedir.
23) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun Geçici Madde 1’inin Beşinci Fıkrasının
Anayasa’ya Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Kanunun geçici madde 1’inin beşinci fıkrasında
“Bağlanmış aylık ve gelirler, 55 inci maddenin ikinci
fıkrasına göre artırılır.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu hüküm, yalnızca eski ve
yeni emekli aylıklarının aynı esasa göre, yani 55 inci
maddenin ikinci fıkrası uyarınca enflasyon oranında
artırılmasını öngörmektedir.
5510 sayılı Kanunun 55
inci maddesinin ikinci fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci, 10
uncu, 11 inci ve 153 üncü maddelerine aykırı olduğuna ve
iptali gerektiğine ilişkin gerekçemiz, yukarıda (12)
numaralı başlık altında etraflıca belirtilmiştir. İptali
istenen geçici madde 1’in beşinci fıkrasında, sadece
iptali istenen 55 inci maddenin ikinci fıkrasına atıfta
bulunulmuş olduğundan bu kural da (12) numaralı başlık
altında belirtilen aynı nedenlerle Anayasaya aykırı
düşmektedir.
Bu nedenle, 31.5.2006 tarih
ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunun geçici madde 1’inin beşinci fıkrası
Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu, 11 inci ve 153 üncü
maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
24) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun Geçici Madde 4’ünün Dokuzuncu Fıkrasının
Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 46 ncı
maddesinin yukarıda (8) nolu başlık altında iptali
istenmiş olan dördüncü fıkrası ile arasında uygulama
bakımından yakın ilişki bulunan, 5510 sayılı Kanunun
geçici madde 4’ünün dokuzuncu fıkrasında, “Bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten önce 8/6/1949 tarihli ve 5434
sayılı Kanuna tâbi olan iştirakçilerin, bu Kanuna göre
belirlenen prime esas kazanç matrahı ile 8/6/1949
tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre keseneğe tâbi
kazançları arasındaki matrah farkına ait sigorta primi
iki yıl süre ile kurumlarınca karşılanır.” hükmüne yer
verilmiştir.
TC Emekli Sandığı
iştirakçilerinin prime esas kazançlarının 5434 sayılı
Kanuna göre belirlenmesi onlar için kazanılmış bir hak
oluşturmaktadır
Cumhuriyetin nitelikleri
arasında yer alan hukuk devleti, bütün işlem ve
eylemlerinin hukuk kurallarına uygunluğunu başlıca
geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli bir hukuk
düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına
saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa özen
gösteren, yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde
yasa koyucunun da uymak zorunda olduğu temel hukuk
ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan
devlettir.
Anayasa’da yer alan hukuk
devleti ilkesi, Anayasa’nın temel ilkelerinden biridir.
Hukuk devleti; yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan,
adaletli bir hukuk sistemine dayanan devlet düzeninin
adıdır. Hukuka güvenin, kamu düzeninin ve istikrarın
korunması da kazanılmış hakların korunması ilkesine
bağlılık ile mümkündür.
Kazanılmış haklar, hukuk
devleti kavramının temelini oluşturan en önemli
unsurdur. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte
sonuçlara yol açan uygulamalar Anayasa’nın 2 nci
maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir
hukuk devletidir.” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi,
toplumsal kararlılığı ve hukuksal güvenceyi ortadan
kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul
edilemez.
Her şeyden önce yasa ile
yapılan düzenlemelerde, Anayasa’nın kanun önünde eşitlik
ilkesine, hukuk devleti ilkesine uygun hareket edilmesi
ve ilgililerin kazanılmış haklarına dokunulmaması
gerekir. Kazanılmış hakların korunması, hukuk devleti
ilkesinin gereğidir. Hukuk devletinde bütün devlet
faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygun olması önemli ve
temel bir ilkedir.
İptali istenen söz konusu
kural uyarınca TC Emekli Sandığı iştirakçilerinin bu
Kanuna göre belirlenen prime esas kazanç matrahı ile
5434 sayılı Kanuna göre keseneğe tabi kazançları
arasındaki matrah farkına ait sigorta primi sadece iki
yıl süre ile sınırlı olarak kurumlarınca
karşılanacaktır. Diğer bir anlatımla yapılan bu
düzenleme kazanılmış hakların korunmasına süre
sınırlaması getirdiğinden, Anayasa’nın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Diğer taraftan, bir yasa
kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine
de aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa
Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16
sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun geçici madde 4’ünün
dokuzuncu fıkrası Anayasa’nın 2 nci ve 11 inci
maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
24) 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunun Geçici Madde 9’ un Birinci Fıkrasının TC Emekli
Sandığı iştirakçisi Sigortalılar ile Bağ-Kur kapsamında
Sigortalılar yönünden Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun geçici
madde 9’ un birinci fıkrasında,
“4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (a) bendi kapsamında olup da 8/9/1999
tarihinden bu Kanunun yürürlük tarihine kadar ilk defa
sigortalı sayılanlar; kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını
doldurmak ve 7000 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla veya kadın ise
58, erkek ise 60 yaşını doldurmak ve 25 yıldan beri
sigortalı bulunmak ve en az 4500 gün malûllük, yaşlılık
ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla yaşlılık
aylığından yararlanırlar.
4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (b) bendi kapsamında olup da 8/9/1999
tarihinden bu Kanunun yürürlük tarihine kadar ilk defa
sigortalı sayılanlar; kadın ise 60, erkek ise 62 yaşını
doldurmak ve en az onbeş tam yıl malûllük, yaşlılık ve
ölüm sigortaları primi ödemek şartıyla kısmî yaşlılık
aylığından yararlanırlar.
17/10/1983 tarihli ve 2925
sayılı Kanun kapsamında sigortalı olup da 8/9/1999
tarihinden bu Kanunun yürürlük tarihine kadar ilk defa
sigortalı sayılanlar; kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını
doldurmak ve onbeş yıldan beri sigortalı olup 3600 gün
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemek
şartıyla yaşlılık aylığından yararlanırlar.”
hükmüne yer verilmiştir.
Bu düzeleme ile, 08.09.1999
ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe gireceği 01.01.2007
günleri arasında, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu
ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu
kapsamında ilk kez sigortalı olanların, sigortalı
oldukları günde geçerli koşullarla yaşlılık aylığına hak
kazanma olanakları korunmuştur.
Yine aynı günler arasında
ilk kez Bağ-Kur kapsamında sigortalı olanların, kadın
için 60, erkek için 62 yaşını doldurmak ve en az onbeş
tam yıl malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi
ödemek koşuluyla “kısmi yaşlılık aylığı”ndan yararlanma
olanakları da korunmuştur.
Buna karşılık, 5510 sayılı
Kanun’da aynı günler arasında ilk kez Emekli Sandığı ile
ilgilendirilmelerini gerektiren görevlere atananların
emekli aylığına, yine ilk kez Bağ-Kur’a tabi olmayı
gerektiren etkinliklere başlayanların ise “tam yaşlılık
aylığı”na hak kazanabilmeleri için, iştirakçi ya da
sigortalı oldukları gün geçerli olan koşullara bağlı
olduklarını belirten bir geçiş kuralına yer
verilmemiştir.
Öte yandan, 5434 sayılı
Emekli Sandığı Kanunu’nun emekli aylığı bağlanacak
durumların belirlendiği 39 uncu maddesi ile 1479 sayılı
Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kanunu’nun yaşlılık aylığından yararlanma
koşullarının düzenlendiği 35 inci maddesi, 5510 sayılı
Kanunun 106 ncı maddesinin 2 inci ve 8 inci fıkralarıyla
yürürlükten kaldırılmıştır.
Bu durumda olanların
emeklilik ya da tam yaşlılık aylığına hak kazanmasında
yaş sınırı, fiili hizmet süresi ve prim ödeme gün sayısı
gibi koşulları belirleyen herhangi bir düzenleme
kalmamakta; diger bir anlatımla, 08.09.1999-01.01.2007
günleri arasında TC Emekli Sandığı iştirakçisi olanlar
ile Bağ-Kur kapsamında sigortalı olanların nasıl ve
hangi koşullarla emeklilik haklarına kavuşacakları
konusu belirsiz bırakılmaktadır.
Söz konusu kişilerin
emeklilik koşullarının 5510 sayılı Kanun’un 28 inci
maddesiyle düzenlendiğinden söz edilmesi de
olanaksızdır. Çünkü, anılan 28 inci maddesinde, bu
Kanun’un yürürlüğe girmesinden, yani 01.01.2007 gününden
sonra ilk kez sigortalı olacakların yaşlılık aylığından
yararlanma koşulları düzenlenmektedir.
Sonuç olarak,
08.09.1999-01.01.2007 günleri arasında TC Emekli Sandığı
iştirakçisi olanlar ile Bağ-Kur kapsamında sigortalı
olanların nasıl ve hangi koşullarla emeklilik haklarına,
bu bağlamda yaşlılık aylığına kavuşacakları belirsiz
bırakılmıştır.
Anayasa’nın 2 nci maddesinde
belirtilen hukuk devletinin unsurlarından biri de,
vatandaşlarına hukuk güvenliği sağlamasıdır. Hukuk
güvenliği, kurallarda
<<belirlilik>>
ve <<öngörülebilirlik>> gerektirir. Hukuk devletinde
yargı denetiminin sağlanabilmesi için yönetimin görev ve
yetkilerinin sınırının yasalarda açıkça gösterilmesi bir
zorunluluktur.
Bu durumda, iptali istenen
kural belirlilik ve öngörülebilirlik özelliklerini
taşımaması nedeniyle de hukuk devleti ilkesi ile de
bağdaşmamaktadır.
Yapılan söz konusu
düzenlemelerle, iptali istenen kuralın belirlilik ve
öngörülebilirlik özelliklerini taşımaması ve dolayısıyla
hukuk güvenliğini sağlayamaması sonucunda, TC Emekli
Sandığı iştirakçisi olanlar ile Bağ-Kur kapsamında
sigortalı olanlar sosyal güvenlik haklarının belki de en
önemli öğesi olan emeklilik hakkını kullanamaz duruma
getirilmişlerdir.
Bu nedenle iptali istenen
kural, sosyal dışlayıcılığı engelleyen asgari bir
sınırın varlığını göz önünde tutmadığı için “sosyal
devlet” ilkesi ile de bağdaşmadığından ve vatandaşların
sosyal güvenlik haklarının gerçekleştirilmesine engel
oluşturduğundan, yukarıda (1) ve (2) numaralı başlıklar
altında etraflıca belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 2
nci , 5 inci, 13 üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine
aykırı düşmektedir.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir
kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden
Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve
E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf.
225).
Açıklanan nedenlerle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun geçici madde 9’ un
birinci fıkrası, TC Emekli Sandığı iştirakçisi
Sigortalılar ile Bağ-Kur kapsamında sigortalılar
yönünden Anayasa’nın 2 nci , 5 inci, 11 inci, 13 üncü,
60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup iptali
gerekmektedir.
V. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA
İSTEMİNİN GEREKÇESİ
31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunundaki Anayasa’ya açıkça aykırı olan ve iptali
istenen düzenlemelerle çalışanların Cumhuriyetin sosyal
devlet olma niteliğinin gereği ve demokrasi
mücadelelerinin sonucu olarak, sınırlı da olsa, elde
ettikleri sosyal güvenliğe yönelik birikimli kazanımları
geri alınmaktadır.
Bu Kanun ile; 1964 tarihli
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, 1971 tarihli 1479
sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar
Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun, 1983 tarihli 2926
sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kanununun,1949 tarihli 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ve çeşitli
kanunların birçok hükmü yürürlükten kaldırılmaktadır.
Yapılan söz konusu düzenlemeler, ülkemizde çağımıza
uygun standartların esasen gerisinde sunulmakta olan
sosyal güvenliği, temel insan hakkı olmaktan çıkararak
yalnızca çalışma hakkını kullanabilenlerden belirli bir
geliri aşanların, ödedikleri primler ölçüsünde
yararlanabilecekleri bir çerçeveye sıkıştırmıştır. Bu
Kanunun temel amacının, sosyal güvenlik sistemine
girişleri olabildiğince engellemek, geçmiş açıkların
yükünü mevcut sigortalılara bindirmek olduğu çok
açıktır.
İptali istenen kurallar ile
sosyal güvenlik sisteminde yapılan değişiklikler; hukuk
devletinde olması gereken hukuk güvenliğini, sosyal
güvenlik ve çalışma haklarını özünden zedelediği gibi
adil, makul ve ölçülü olmadıklarından, sosyal güvenliği
temel insan hakkı olmaktan çıkaran düzenlemeler niteliği
taşımakta ve uygulanmaları halinde giderilmesi olanaksız
durum ve zararlara yol açacağında duraksama
bulunmamaktadır.
Bu nedenle yukarıda iptali
istenilen kuralların yürürlüklerinin de durdurulması
gerekli görülmüştür.
V. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan
gerekçelerle, 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun;
1) 3 üncü maddesinin
yirmidokuzuncu fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11
inci, 13 üncü ve 60 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
2) 18 inci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan “genel sağlık sigortası dahil
prim ve her türlü borçlarının ödenmiş olması şartıyla”
ibaresinin, Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11 inci, 13 üncü,
60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
3) 19 uncu maddesinin
dördüncü fıkrasının, Anayasa’nın 2 nçi, 5 inci, 11 inci,
13 üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı
olduğundan,
4) 19 uncu maddesinin
beşinci fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci, 10 inci ve 11
inci maddelerine aykırı olduğundan,
5) 27 inci maddesinin birinci
fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci ve 5. inci , 11 inci, 13
üncü , 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine
aykırı olduğundan,
6) 28 inci maddesinin ikinci
fıkrasının, Anayasa’nın 2
nci ve 5. inci , 11 inci, 13 üncü , 60 ıncı ve 90 ıncı
maddelerine aykırı
olduğundan,
7) 29 uncu maddesinin
ikinci ve üçüncü fıkralarının, Anayasa’nın 2 nci, 5
inci, 11 inci, 13 üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine
aykırı olduğundan,
8) 30 uncu maddesinin
dördüncü fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11 inci,
13 üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı
olduğundan,
9) 40 ıncı maddesinde yer
verilen Cetvelin, 8 inci,12 nci, 13 üncü ve 14 üncü
sırasındaki düzenlemelerin, Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu
ve 11 inci maddelerine aykırı olduğundan,
10) Kanunun 46 ncı
maddesinin dördüncü fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci, 5
inci, 10 uncu, 11 inci, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine
aykırı olduğundan,
11) 46 ncı maddesinin
beşinci fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu ve 11
inci maddelerine aykırı olduğundan,
12) 55 inci maddesinin
ikinci fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu, 11 inci
ve 153 üncü maddelerine aykırı olduğundan,
13) 63 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendindeki “18 yaşını doldurmamış veya 45
yaşından gün almış kişilerin” ibaresi ile “nın % 50’si.”
İbaresinin, Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 10 uncu, 11 inci,
56 ncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı
olduğundan,
14) 63 üncü maddesinin
ikinci fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8
inci,11 inci, 17 nci, 56 ncı, 60 ıncı ve 123 üncü
maddelerine aykırı olduğundan,
15) 67 nci maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendinin,Anayasa’nın 2 nci, 5
inci, 11 inci, 13 üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine
aykırı olduğundan,
16) 68 inci maddesinin
ikinci fıkrasının, tüm genel sağlık sigortalıları
yönünden Anayasa’nın 2 nci, 5 inci,11 inci ve 60 ıncı
maddelerine; ikinci ve son cümlelerinin de, Anayasa’nın
6,7 ve 8 inci maddeleri yanı sıra emekli ve malüllük
aylığı alan, dul aylığı alan ve yetim aylığı alan
sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2 nci, 11 inci ve 73
üncü maddelerine aykırı olduğundan,
17) 73 üncü maddesinin
dördüncü fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci, 11 inci, 17 nci,
56 ncı ve 60 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
18) 80 inci maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “ile
prim,ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaktan o
ay için yapılan ödemelerin brüt toplamı” ibaresi, TC
Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden Anayasa’nın 2 nci,
5 inci, 10 uncu, 11 inci ve 60 ıncı maddelerine aykırı
olduğundan,
19) 81 inci maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendinin, Anayasa’nın 2 nci, 6
ncı , 11 inci ve 73 üncü maddelerine aykırı olduğundan,
20) 81 inci maddesinin
birinci fıkrasının (e) bendinin, Anayasa’nın 2 nci , 11
inci, 13 üncü, 49 uncu ve 60 ıncı maddelerine aykırı
olduğundan,
21) 106 ncı Maddesinin
İkinci Fıkrasındaki “diğer maddeleri,” ibaresinin,
Bağ-Kur kapsamındaki sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2
nci ve 11 maddelerine aykırı olduğundan,
22) 106 ncı maddesinin
sekizinci fıkrasındaki “30 ila 39 uncu maddeleri,”
ibaresinin, TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden
Anayasa’nın 2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı
olduğundan,
23) geçici madde 1’inin
beşinci fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu, 11 inci
ve 153 üncü maddelerine aykırı olduğundan,
24) geçici madde 4’ünün
dokuzuncu fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci ve 11 inci
maddelerine aykırı olduğundan,
25) geçici madde 9’ un
birinci fıkrasının, TC Emekli Sandığı iştirakçisi
Sigortalılar ile Bağ-Kur kapsamında sigortalılar
yönünden Anayasa’nın 2 nci , 5 inci, 11 inci, 13 üncü,
60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
iptallerine
ve uygulanmaları halinde sonradan giderilmesi güç yada
olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası
sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına
karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz
ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A - İptali İstenilen Yasa
Kuralları
31.5.2006 günlü, 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunu’nun 3. maddesinin (29) numaraları bendi ile
iptali istenilen diğer fıkra, bent, düzenleme ve
bölümlerini içeren 18., 19., 27., 28., 29., 30., 31.,
40., 46., 55., 63., 67., 68., 73., 80., 81. 106., geçici
1., geçici 2., geçici 4., geçici 6. ve geçici 9.
maddeleri şöyledir:
1- “MADDE 3-
Bu Kanunun uygulanmasında;…29) Güncelleme katsayısı:
4 üncü madde kapsamında sigortalı sayılanların, her
yılın Kasım ayına ait kanunî süresi içinde verilen
belgelerindeki prim tahakkukları üzerinden bulunacak
ortalama prime esas günlük kazancın, bir önceki yılın
aynı ayına ait ortalama prime esas günlük kazanca göre
değişim oranı ile her yılın Aralık ayına göre Türkiye
İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel
yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim
oranının toplamının yarısına (1) tam sayısının ilave
edilmesi sonucunda bulunan değeri,
ifade eder.”
2- “MADDE 18-
Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından
istirahat raporu alınmış olması şartıyla;
a) İş kazası veya meslek
hastalığı nedeniyle iş göremezliğe uğrayan sigortalıya
her gün için,
b) 4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (a) ve (c) bentleri ile 5 inci madde
kapsamındaki sigortalıların hastalık sebebiyle iş
göremezliğe uğraması halinde, iş göremezliğin başladığı
tarihten önceki bir yıl içinde en az doksan gün kısa
vadeli sigorta primi bildirilmiş olması şartıyla geçici
iş göremezliğin üçüncü gününden başlamak üzere her gün
için,
c) Sigortalı kadının
analığı halinde, doğumdan önceki bir yıl içinde en az
doksan gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması
şartıyla, doğumdan önceki ve sonraki sekizer haftalık
sürede, çoğul gebelik halinde ise doğumdan önceki sekiz
haftalık süreye iki haftalık süre ilave edilerek
çalışmadığı her gün için,
d) Sigortalı kadının isteği
ve hekimin onayı ile doğuma üç hafta kalıncaya kadar
çalışılması halinde, doğum sonrası istirahat süresine
eklenen süreler için,
geçici iş göremezlik
ödeneği verilir.
4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (b) bendine göre sigortalı sayılanlara
hastalıkları halinde geçici iş göremezlik ödeneği,
genel sağlık sigortası dahil prim ve her türlü
borçlarının ödenmiş olması şartıyla yatarak tedavi
süresince veya yatarak tedavi sonrası bu tedavinin
gereği olarak istirahat raporu aldıkları sürede ödenir.
İş kazası, meslek
hastalığı, hastalık ve sigortalı kadının analığı halinde
verilecek geçici iş göremezlik ödeneği, 17 nci maddeye
göre hesaplanacak günlük kazancının üçte ikisidir. Ancak
geçici iş göremezlik ödeneğinin güncellenmemiş tutarı,
sigortalının ödenek hesabına esas alınan döneme ilişkin
kazanç üzerinden vergi, sosyal sigorta, genel sağlık
sigortası ve işsizlik sigortası primleri kesintileri
sonrası hesaplanan günlük net kazancını geçemez.
Sigorta prim ve
ödeneklerinin hesabına esas tutulacak günlük kazançların
alt sınırında meydana gelecek değişikliklerde, yeniden
tespit edilen alt sınırın altında bir günlük kazanç
üzerinden ödenek almakta bulunanların veya almaya hak
kazanmış veya kazanacak olanların bu ödenekleri, günlük
kazançlarının alt sınırındaki değişikliklerin yürürlüğe
girdiği tarihten başlayarak değiştirilmiş günlük
kazançların alt sınırına göre ödenir.
Bir sigortalıda iş kazası,
meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinden birkaçı
birleşirse, geçici iş göremezlik ödeneklerinden en
yükseği verilir.
Geçici iş göremezlik
ödenekleri, toplu iş sözleşmesi yapılan işyerleri ile
kamu idarelerinin işverenleri tarafından Kurumca
belirlenen usûl ve esaslara göre Kurum adına
sigortalılara ödenerek, daha sonra Kurum ile
mahsuplaşmak suretiyle tahsil edilebilir.
Geçici iş göremezlik
ödeneklerinin ödeme zamanı ile bu maddenin uygulanmasına
ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından
çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
3- “MADDE 19-
İş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık
ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık
hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından
verilen raporlarda meslekte kazanma gücü en az % 10
oranında azalmış bulunduğu belirtilen ve Kurum Sağlık
Kurulunca bu durumu onaylanan sigortalı, sürekli iş
göremezlik gelirine hak kazanır.
Sürekli iş göremezlik
geliri bağlanmış olan sigortalının yeniden tedavi
ettirilmesi halinde meslekte kazanma gücünü ne oranda
yitirdiği, birinci fıkrada belirtilen sağlık
kurullarından alınacak raporlara göre yeniden tespit
olunur.
Sürekli iş göremezlik
geliri, sigortalının mesleğinde kazanma gücünün kaybı
oranına göre hesaplanır. Sürekli tam iş göremezlikte
sigortalıya, 17 nci maddeye göre hesaplanan aylık
kazancının % 70’i oranında gelir bağlanır. Sürekli kısmî
iş göremezlikte sigortalıya bağlanacak gelir, tam iş
göremezlik geliri gibi hesaplanarak bunun iş göremezlik
derecesi oranındaki tutarı kendisine ödenir. Sigortalı,
başka birinin sürekli bakımına muhtaç ise gelir bağlama
oranı % 100 olarak uygulanır.
4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (b) bendine göre sigortalı sayılanlara,
sürekli iş göremezlik geliri bağlanabilmesi için, kendi
sigortalılığından dolayı, genel sağlık sigortası dahil
prim ve her türlü borçlarının ödenmiş olması zorunludur.
Bu Kanunun 4 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında
bulunan sigortalılardan, kurumlarınca sürekli iş
göremezlik nedeniyle görevlerine son verilenlerden;
a) Malûllük veya yaşlılık
aylığına hak kazanamayan sigortalılara sürekli tam iş
göremezlik geliri bağlanarak sürekli iş göremezlik
derecesine göre hesaplanacak sürekli iş göremezlik gelir
tutarı ile sürekli tam iş göremezlik geliri arasındaki
fark, sigortalının görevine son veren kurum tarafından,
Kuruma ödenir. Bunların bu Kanun kapsamında tekrar
çalışması halinde, sürekli işgöremezlik geliri, sürekli
iş göremezlik derecesine göre ödenmeye devam edilir.
b) Malûllük veya yaşlılık
aylığına hak kazanan sigortalılara ise sürekli iş
göremezlik derecesine göre gelir bağlanır.
Başka birinin sürekli
bakımına muhtaç olanlar hariç, sürekli iş göremezlik
gelirinin güncellenmemiş aylık tutarı; sigortalının
sürekli iş göremezlik geliri hesabına esas alınan döneme
ilişkin kazancı üzerinden vergi, sosyal sigorta, genel
sağlık sigortası ve işsizlik sigortası primleri
kesintileri sonrası hesaplanan aylık net kazancını
geçemez.
Yukarıdaki fıkralara göre
hesaplanan gelir, günlük kazanç hesabına giren son ay
ile gelir başlangıç tarihi arasında
55 inci maddenin ikinci
fıkrası hükmüne göre artırılarak belirlenir.
Sigortalının sürekli iş
göremezlik geliri;
a) Geçici iş göremezlik
ödeneğinin sona erdiği tarihi,
b) Geçici iş göremezlik
tespit edilemeden sürekli iş göremezlik durumuna
girilmişse, buna ait sağlık kurulu raporu tarihini,
takip eden ay başından
başlar.
Sürekli iş göremezlik
geliri bağlanmış sigortalılardan, aynı özürlülük veya
meslek hastalığı nedeniyle istirahat raporu alanlara,
yazılı istek tarihinden itibaren 18 inci maddeye göre
hesaplanacak bir günlük geçici iş göremezlik ödeneği ile
aylık sürekli iş göremezlik gelirinin otuzda biri
arasındaki fark, her gün için geçici iş göremezlik
ödeneği olarak verilir.
Sigortalının yeniden bir iş
kazasına uğraması veya yeni bir meslek hastalığına
tutulması halinde, meydana gelen özürlerin bütünü göz
önüne alınarak kendisine, sürekli iş göremezliğini
doğuran son iş kazası veya meslek hastalığı sırasındaki
kazancı üzerinden gelir hesaplanır. Ancak, sigortalının
son iş kazası veya meslek hastalığı sırasındaki günlük
kazancına göre bulunacak geliri, hesaplanan ilk
gelirinden az ise sigortalının sürekli iş göremezlik
geliri ilk kazanç üzerinden ödenir.
İş kazası ve meslek
hastalığı sonucu sürekli iş göremezlik hallerinde
meslekte kazanma gücündeki kayıp oranının belirlenmesine
ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve
esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle
düzenlenir.”
4- “MADDE 27-
Malûllük aylığı; prim ödeme gün sayısı 9000 günden az
olan sigortalılar için 9000 gün üzerinden, 9000 gün ve
daha fazla olanlar için ise toplam prim ödeme gün sayısı
üzerinden, 29 uncu madde hükümlerine göre hesaplanır.
Sigortalı başka birinin sürekli bakımına muhtaç ise
tespit edilen aylık bağlama oranı 10 puan artırılır.
4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamındaki
sigortalılar için ayrı ayrı olmak üzere, malûllük
sigortasından dosya bazında her yıl bağlanan aylıkların
aylık başlangıç tarihinin ait olduğu yılın Ocak ayı
itibarıyla yıl içine ait artışlar uygulanmaksızın
hesaplanacak tutarları, yaşlılık sigortasından bir
önceki yılın son ödeme ayında söz konusu sigortalılar
için ayrı ayrı dosya bazında ödenen en düşük yaşlılık
aylığından az olamaz.
Malûllük aylığı,
sigortalının;
a) Malûl sayılmasına esas
tutulan rapor tarihi yazılı istek tarihinden önce ise
yazılı istek tarihini,
b) Malûl sayılmasına esas
tutulan rapor tarihi yazılı istek tarihinden sonra ise
rapor tarihini,
c) 4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamında bulunanların
çalıştıkları işyerine müracaatları halinde,
görevlerinden ayrıldıkları tarihi,
takip eden ay başından
itibaren başlar.
Sigortalı, aylığın
başlangıç tarihinde geçici iş göremezlik ödeneği almakta
ise malûllük aylığı geçici iş göremezlik ödeneği verilme
süresinin sona erdiği tarihten sonraki ay başından
başlar. Ancak, bağlanacak malûllük aylığı, sigortalının
almakta olduğu geçici iş göremezlik ödeneğinin aylık
tutarından fazla ise aradaki fark, bu maddenin üçüncü
fıkrasına göre tespit edilecek tarihten başlanarak
verilir.
Malûllük aylığı almakta
iken sigortalı olarak yeniden çalışmaya başlayanların
veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya veya
ikamete dayalı sosyal yardım almaya başlayanların
malûllük aylıkları, çalışmaya başladıkları veya ikamete
dayalı sosyal yardım almaya başladıkları tarihi takip
eden ödeme dönemi başında kesilir.
Bu Kanuna göre sigortalı
olmayı gerektiren bir işte çalışması nedeniyle malûllük
aylıkları kesilenlerden çalışması sona erip, malûllük
aylığı bağlanması için yazılı istekte bulunanlara,
kontrol muayenesine tâbi tutulmak ve malûllüğünün devam
ettiği anlaşılmak şartıyla eski malûllük aylığı, yazılı
istekte bulunduğu tarihten sonraki ay başından itibaren
ödenmeye başlanır. Ancak, bu durumdaki sigortalılar için
yazılı istek tarihlerine göre yeniden malûllük aylığı
hesaplanır ve bu aylık önceden bağlanan malûllük
aylığından fazla ise hesaplanan yeni aylık üzerinden
ödeme yapılır.”
5- “MADDE 28-
Yaşlılık sigortasından sigortalıya sağlanan haklar
şunlardır:
a) Yaşlılık aylığı
bağlanması.
b) Toptan ödeme yapılması.
İlk defa bu Kanuna göre
sigortalı sayılanlara;
a) Kadın ise 58, erkek ise
60 yaşını doldurmuş olmaları ve en az 9000 gün malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması
şartıyla yaşlılık aylığı bağlanır.
b) (a) bendinde belirtilen
yaş şartı;
1) 1/1/2036 ilâ 31/12/2037
tarihleri arasında kadın için 59, erkek için 61,
2) 1/1/2038 ilâ 31/12/2039
tarihleri arasında kadın için 60, erkek için 62,
3) 1/1/2040 ilâ 31/12/2041
tarihleri arasında kadın için 61, erkek için 63,
4) 1/1/2042 ilâ 31/12/2043
tarihleri arasında kadın için 62, erkek için 64,
5) 1/1/2044 ilâ 31/12/2045
tarihleri arasında kadın için 63, erkek için 65,
6) 1/1/2046 ilâ 31/12/2047
tarihleri arasında kadın için 64, erkek için 65,
7) 1/1/2048 tarihinden
itibaren ise kadın ve erkek için 65,
olarak uygulanır.
Sigortalılar, ikinci
fıkranın (a) ve (b) bentlerinde yer alan yaş hadlerine
üç yıl eklenmek ve adlarına en az 5400 gün malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olmak
şartıyla da yaşlılık aylığından yararlanabilirler.
Sigortalı olarak ilk defa
çalışmaya başladığı tarihten önce 25 inci maddenin
ikinci fıkrasına göre malûl sayılmayı gerektirecek
derecede hastalık veya özürü bulunan ve bu nedenle
malûllük aylığından yararlanamayan sigortalılara, en az
onbeş yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 3960 gün
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş
olmak şartıyla yaşlılık aylığı bağlanır.
Kurumca yetkilendirilen
sağlık hizmet sunucularının sağlık kurullarınca usûlüne
uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin
incelenmesi sonucu, Kurum Sağlık Kurulunca çalışma
gücündeki kayıp oranının;
a) % 50 ilâ % 59 arasında
olduğu anlaşılan sigortalılar, en az 16 yıldan beri
sigortalı olmaları ve 4320 gün,
b) % 40 ilâ % 49 arasında
olduğu anlaşılan sigortalılar, en az 18 yıldan beri
sigortalı olmaları ve 4680 gün,
malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primi bildirilmiş olmak şartıyla ikinci
fıkranın (a) bendindeki yaş şartları aranmaksızın
yaşlılık aylığına hak kazanırlar. Bunlar 94 üncü madde
hükümlerine göre kontrol muayenesine tâbi
tutulabilirler.
Bakanlıkça tespit edilen
maden işyerlerinin yeraltı işlerinde sürekli veya
münavebeli olarak en az 20 yıldan beri çalışan
sigortalılar için ikinci fıkrada belirtilen yaş şartı 55
olarak uygulanır.
50 yaşını dolduran ve erken
yaşlanmış olduğu tespit edilen sigortalılar, yaş
dışındaki diğer şartları taşımaları halinde yaşlılık
aylığından yararlanırlar.
Yukarıdaki fıkralarda
belirtilen yaşlılık aylıklarından yararlanabilmek için,
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde
belirtilen sigortalının çalıştığı işten ayrıldıktan, (b)
bendinde belirtilen sigortalının sigortalılığa esas
faaliyete son verip vermeyeceğini beyan ettikten, (c)
bendinde belirtilen sigortalıların ise Kurumun aylık
bağlanma hakkı olduğuna dair yazısı üzerine yetkili
makamdan emekliye sevk onayı aldıktan ve ilişiği
kesildikten sonra yazılı istekte bulunması şarttır.
4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (b) bendinde belirtilen sigortalılara
yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için ayrıca, yazılı
talepte bulunduğu tarih itibarıyla genel sağlık
sigortası primi dahil kendi sigortalılığı nedeniyle prim
ve her türlü borcunun olmaması zorunludur.
Bu maddenin uygulamasına
ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak
yönetmelikle düzenlenir.
6- “MADDE 29- Yaşlılık
aylığına hak kazanan sigortalıların aylığı, aşağıdaki
hükümlere göre belirlenecek ortalama aylık kazancı ile
aylık bağlama oranının çarpımı sonucunda bulunan
tutardır.
Ortalama aylık kazanç,
sigortalının her yıla ait prime esas kazancının,
kazancın ait olduğu yıldan itibaren aylık talep tarihine
kadar geçen yıllar için, her yıl gerçekleşen güncelleme
katsayısı ile güncellenerek bulunan kazançlar
toplamının, itibarî hizmet süresi ile fiilî hizmet
süresi zammı hariç toplam prim ödeme gün sayısına
bölünmesi suretiyle hesaplanan ortalama günlük kazancın
otuz katıdır.
Aylık bağlama oranı,
sigortalının malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına
tâbi geçen toplam prim ödeme gün sayısının her 360 günü
için 2015 yılı sonuna kadar % 2,5; 2016 yılı başından
itibaren ise % 2 olarak uygulanır. Bu hesaplamada 360
günden eksik süreler orantılı olarak dikkate alınır.
Ancak aylık bağlama oranı % 90’ı geçemez.
28 inci maddenin dördüncü
ve beşinci fıkralarına göre aylığa hak kazanan
sigortalılar için hesaplanacak aylık bağlama oranı, prim
ödeme gün sayısı 9000 günden az olanlar için çalışma
gücü kayıp oranının 9000 gün prim ödeme gün sayısı ile
çarpımı sonucu bulunan rakamın % 60’a bölünmesi
suretiyle hesaplanan gün sayısına göre, üçüncü fıkra
uyarınca tespit edilen orandır. Prim ödeme gün sayısı
9000 günden fazla olanlar için ise toplam prim ödeme gün
sayısına göre aylık bağlama oranı belirlenir.
Yukarıdaki şekilde
hesaplanan aylığın başlangıç tarihinin yılın ilk altı
aylık dönemine rastlaması halinde 55 inci maddenin
ikinci fıkrasına göre Ocak ödeme dönemi için gelir ve
aylıklara uygulanan artış oranı kadar artırılarak, yılın
ikinci altı aylık dönemine rastlaması halinde ise
öncelikle Ocak ödeme dönemi, daha sonra Temmuz ödeme
dönemi için gelir ve aylıklara uygulanan artış oranları
kadar artırılarak, sigortalının aylık başlangıç
tarihindeki aylığı hesaplanır.”
7- “MADDE 30-
4 üncü maddenin birinci fıkrasının;
a) (a) ve (b) bentlerinde
belirtilen sigortalılardan yaşlılık aylığına hak
kazananlara, yazılı istek tarihinden sonraki,
b) (c) bendinde belirtilen
sigortalılardan yetkili makamdan emekliye sevk onayı
aldıktan ve görevleriyle ilişiği kesildikten sonra
Kuruma başvuranlara, ilişiğinin kesildiği tarihi takip
eden,
c) (c) bendinde belirtilen
sigortalılardan her ne şekilde olursa olsun sigortalı
olmayı gerektiren görevinden ayrılmış olanlara ise istek
tarihini takip eden,
ay başından itibaren aylık
bağlanır.
Aylığın ödenmesine
başlanacağı tarihte hastalık sigortasından geçici iş
göremezlik ödeneği almakta olan sigortalının yaşlılık
aylığı, geçici iş göremezlik ödeneği verilme süresinin
sona erdiği tarihi takip eden ay başından başlar. Ancak,
bağlanacak yaşlılık aylığı geçici iş göremezlik
ödeneğinin aylık tutarından fazla ise, aradaki fark
birinci fıkraya göre tespit edilecek tarihten başlanarak
verilir.
Yaşlılık aylığı almakta iken
sigortalı olarak yeniden çalışmaya başlayanların veya
yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya veya
ikamete dayalı sosyal yardım almaya başlayanların
yaşlılık aylıkları, çalışmaya başladıkları veya ikamete
dayalı sosyal yardım almaya başladıkları tarihi takip
eden ödeme dönemi başında kesilir. Yaşlılık aylıkları
kesilenlerden, bu Kanuna tâbi olarak yeniden çalışmaya
başlayanlardan çalıştıkları süre zarfında 80 inci
maddeye göre
belirlenen prime esas kazançları
üzerinden 81 inci madde gereğince kısa ve uzun vadeli
sigorta kollarına ait prim alınır. Çalışmaya başlaması
nedeniyle yaşlılık aylıkları kesilenlerden, işten
ayrılarak veya işyerini kapatarak yeniden yaşlılık
aylığı bağlanması için yazılı istekte bulunan
sigortalıya, yazılı istek tarihini takip eden ay
başından itibaren yeniden yaşlılık aylığı hesaplanarak
bağlanır. Bu durumda olanların yeniden hesaplanan
yaşlılık aylığı, 55 inci maddenin ikinci fıkrasına göre
yeni talep tarihine kadar yükseltilen eski aylıklarının
altında olamaz.
Yaşlılık aylığı almakta
iken bu Kanuna tâbi sigortalı olarak yeniden çalışmaya
başlayanlardan veya 4 üncü maddenin birinci fıkrasının
(b) bendine tâbi faaliyete devam edeceğini beyan
edenlerden aylıklarının kesilmemesi için yazılı istekte
bulunanların yaşlılık aylıklarının ödenmesine devam
edilir. Bunlardan 80 inci maddeye göre tespit edilen
prime esas kazançlar üzerinden 81 inci maddenin (e)
bendi gereğince sosyal güvenlik destek primi alınır.
Sosyal güvenlik destek primi ödenmiş veya bildirilmiş
süreler bu Kanuna göre malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları prim ödeme gün sayısına ilave edilmez, 31
inci ve 36 ncı madde hükümlerine göre toptan ödeme
yapılmaz.
Üçüncü fıkraya göre
yaşlılık aylığı kesilenler, bu Kanuna tâbi olarak
yeniden çalıştıkları süre içinde dördüncü fıkra
hükümlerinin uygulanmasını; dördüncü fıkraya göre
yaşlılık aylığı kesilmeden çalışanlar ise çalıştıkları
süre içinde haklarında üçüncü fıkra hükümlerinin
uygulanmasını isteyebilirler.”
8- “MADDE 31- Sigortalı
olarak çalıştığı işten ayrılan veya işyerini kapatan ve
yaşlılık aylığı bağlanması için gerekli yaş şartını
doldurduğu halde malûllük ve yaşlılık aylığı
bağlanmasına hak kazanamayan sigortalıya, bu Kanunun 4
üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bendi
kapsamında ise kendi adına bildirilen, (b) bendi
kapsamında ise ödediği malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primlerinin her yıla ait tutarı, primin ait
olduğu yıldan itibaren yazılı istek tarihine kadar geçen
yıllar için, her yılın gerçekleşen güncelleme katsayısı
ile güncellenerek toptan ödeme şeklinde verilir.
Bu Kanun veya bu Kanundan
önce yürürlükte bulunan sosyal güvenlik kanunlarına göre
toptan ödeme yapılarak hizmetleri tasfiye edilmiş
bulunanlardan, yeniden bu Kanuna tâbi olarak yahut bu
Kanunla yürürlükten kaldırılmış kanunlara göre malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olanlar,
yazılı olarak müracaat etmeleri halinde, aldıkları
toptan ödemenin ödeme tarihi ile yazılı istek tarihi
arasında geçen yıllar için her yılın gerçekleşen
güncelleme katsayısı ile güncellenerek bulunan tutarını
talep tarihini takip eden ayın sonuna kadar ödemeleri
halinde, bu hizmetler ihya edilerek bu Kanunun
uygulanmasında dikkate alınır.”
9- “MADDE 40-
Aşağıda belirtilen işyerlerinde ve/veya işlerde çalışan
sigortalıların, hizmet sürelerine, bu işyerlerinde
ve/veya işlerde geçen çalışma sürelerinin her 360 günü
için karşılarında gösterilen prim gün sayıları, fiilî
hizmet süresi zammı olarak eklenir. 360 günden eksik
sürelere ait fiilî hizmet süresi zammı, 360 gün için
eklenen fiilî hizmet süresi ile orantılı olarak
belirlenir.
Aşağıdaki bentlerden birden
fazlasına dahil olanlar için, en yüksek olan bentten
fiilî hizmet süresi zammı uygulanır.
|
Kapsamdaki
Sigortalılar |
Kapsamdaki
İşyerleri ve/veya İşler |
Eklenecek Gün
Sayısı |
|
1) Fabrika, atölye,
havuz ve depolarda, trafo binalarında
çalışanlar.
|
1) Çelik, demir,
pirinç ve tunç döküm işlerinde.
2) Zehirli, boğucu,
yakıcı, öldürücü ve patlayıcı gaz, asit, boya
işleri ile gaz maskesiyle çalışmayı gerektiren
başka işlerde.
3) Patlayıcı
maddeler yapılması işlerinde.
4) Lokomotif ve
gemi kazanlarının onarılması ve temizlenmesi
işlerinde.
5) Gemilerin
sintine, Dabilbotom gibi kapalı sarnıçlar
içindeki raspa ve boya işlerinde.
6) Oksijen veya
elektrik kaynağı, keski, tabanca ve perçin,
takım sertleştirilmesi ve kum püskürtme
suretiyle raspa işlerinde. |
90 gün
|
|
2) Basım ve
gazetecilik işyerlerinde 4857 sayılı İş Kanununa
göre çalışanlar. |
1) Solunum ve cilt
yoluyla vücuda geçen gaz veya diğer zehirleyici
maddelerle çalışılan işyerleri.
2) Fazla gürültülü
ve ihtizaz yapıcı makine ve aletlerle çalışarak
iş yapılan işyerleri.
3) Tabii ışığın hiç
olmadığı veya münhasıran suni ışık altında
çalışılan işyerleri.
4) Günlük mesainin
yarıdan fazlası saat 20.00’den sonra çalışılarak
yapılan işyerleri.
5) Doğrudan doğruya
yüksek hararete maruz bulunarak çalışılan
işyerleri.
6) Fazla ve devamlı
fiziki gayret sarf edilerek iş yapılan
işyerleri. |
90 gün |
|
3) Gemi adamları,
gemi ateşçileri, gemi kömürcüleri, dalgıçlar. |
Denizde
|
90 gün |
|
4) Yeraltı
işlerinde sürekli veya münavebeli çalışanlar. |
Maden işyerleri |
180 gün |
|
5) Mesleği icabı;
röntgen, radyum ve benzeri iyonizan
radyasyonlarında fiilen çalışan hekim, diş
hekimi, teknisyen, sağlık memuru, radyasyon
fizikçisi ve teknisyeni ve iyonizan radyasyonla
fiilen çalışan bilumum personel ve yardımcıları. |
Röntgen, radyum ve
benzeri iyonizan radyasyon laboratuvarları
işlerinde. |
90 gün
|
|
6) Havayollarının
uçucu personeli, lokomotif makinistleri
|
Fiilen uçakta ve
lokomotifte
|
90 gün |
|
7) Subay, yedek
subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman
erbaşlar. |
Türk Silâhlı
Kuvvetlerinde |
90 gün |
|
8) Asaleti
onaylanmış olmak şartıyla adaylıkta geçirilen
süreler dahil polis, komiser yardımcısı,
komiser, baş komiser, emniyet amiri, emniyet
müdürleri ile bu ve daha yukarı maaş ve
derecelerdeki emniyet mensupları, Milli
İstihbarat Teşkilatı mensupları. |
Emniyet ve polis
mesleğinde, Milli İstihbarat Teşkilatında |
90 gün |
|
9) 13/6/1952
tarihli ve 5953 sayılı Kanuna tâbi olarak
çalışan sigortalılar ile Basın Kartı
Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak
suretiyle gazetecilik yaparken kamu kurumlarına
giren ve bu kurumlarda meslekleriyle ilgili
görevde istihdam edilenler. |
5953 sayılı Kanun
kapsamındaki işyerlerinde. |
90 gün |
|
10) İnfaz koruma
memurları, baş memurları ve diğer personel |
Ceza ve
tutukevlerinde fiilen hükümlü ve tutuklularla
irtibat içinde olan görevliler. |
90 gün |
|
11) PTT
dağıtıcıları |
Posta dağıtımı
işyerlerinde yaya olarak yapılan işlerde. |
90 gün |
|
12) Türkiye Radyo-
Televizyon Kurumunda haber hizmetini yapan ve
haber hizmetlerinde fiilen çalışan; Daire
Başkanı, Başkan Yardımcısı, Müdür, Müdür
Yardımcısı, Şef, Muhabir, Stajyer Muhabir,
Başspiker, Redaktör Spiker, Spiker, Stajyer
Spiker, Masa Şefi, Başkameraman, Şef Kameraman,
Kameraman, Kamera Asistanı, Başmontajcı, Şef
Montajcı, Montajcı, Stajyer Montajcı, Redaktör,
Mütercim, Fotoğrafçı, Işıkçı, Sesçi,
Başteknisyen, Şef Teknisyen, Teknisyen,
Başteleksçi, Şef Teleksçi, Teleks Operatörü. |
Türkiye Radyo ve
Televizyon Kurumu haber hizmetlerinde. |
90 gün |
|
13) Tarım Bakanlığı
Ziraî Mücadele ve Karantina Teşkilatı ile
Veteriner Teşkilatında vazife gören memur ve
hizmetliler. |
Ziraî mücadele ve
ziraî karantina teknik ve idarî işleri ile
salgın, bulaşıcı, paraziter hayvan hastalıkları
ile mücadele işlerinde. |
60 gün |
|
14) Devlet
Tiyatrosu sanatkârları, Cumhurbaşkanlığı Senfoni
Orkestrasının şef ve üyeleri. |
Devlet Tiyatroları
ile Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasında |
90 gün |
Yukarıdaki hükümlere
göre hesaplanan fiilî hizmet süresi zammı sekiz yılı
geçmemek üzere uzun vadeli sigorta kolları uygulamasında
prim ödeme gün sayısına eklenir ve emeklilik yaş
hadlerinden üç yılı geçmemek üzere yarısı indirilir.
Yukarıda yer verilen tablonun (4) numaralı sırasında yer
alan ve 180 gün fiilî hizmet zammı süresi verilen
sigortalılar için sekiz yıllık süre sınırı uygulanmaz.
Bu maddenin uygulanmasına
ilişkin usûl ve esaslar Kurumun önerisi üzerine
Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile düzenlenir.”
10- “MADDE 46-
Harp okulları ile fakülte ve yüksek okullarda silâhlı
kuvvetler hesabına okuyanların ve astsubay meslek yüksek
okulu öğrencilerinin öğrenci harçlıkları ile ilgisine
göre en az aylık alan teğmen veya astsubay çavuşun prime
esas kazançları arasındaki farkın primi; polis akademisi
ile fakülte ve yüksek okullarda Emniyet Genel Müdürlüğü
hesabına okuyan veya kendi hesabına okumakta iken
Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına okumaya devam eden
öğrencilerin öğrenci harçlıkları ile komiser yardımcısı
veya polis memuru prime esas kazançları arasındaki
farkın primi, öğrenciler adına kurumlarınca ödenir.
Fakülte veya yüksek
okullarda kendi hesabına okuduktan sonra subay
naspedilen veya yedek subaylık hizmetini takiben
subaylığa geçirilenler ile fakülte ve yüksekokullarda
kendi hesabına okuduktan sonra, komiser yardımcısı veya
polis memuru olarak atananların yüksek öğrenim süresinin
fiilî hizmetten sayılması nedeni ile doğacak borçlanma
bedeli, ilgisine göre talep tarihindeki en az aylık alan
teğmenin veya komiser yardımcısının prime esas kazancı
üzerinden, sigortalı prim hissesi kendilerince, işveren
prim hissesi de kurumlarınca verilmek suretiyle borcun
tebliğ tarihinden itibaren iki yıl içinde eşit taksitler
halinde ödenir.
Talim ve manevra için rütbe
ile silâh altına alınan 4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamında olan sigortalılardan
rütbelerinin prime esas kazançları, vazifelerinin prime
esas kazancından fazla olanların prime esas kazanç
farklarına ait primleri vazife gördükleri kurumlarınca
ve seferberlik ve harp için silâh altına alınanlardan
vazifelerinin prime esas kazançları, rütbelerinin prime
esas kazancından fazla olanların prime esas kazançları
arasındaki farkın primleri de, rütbelerinin prime esas
kazancını ödeyen kamu idaresince kesilerek Kuruma
ödenir.
Kamu görevlilerinin kısa ve
uzun vadeli sigorta kollarının uygulaması bakımından
prime esas kazançlarının tespitinde 82 nci maddede
belirtilen üst sınır aranmaz. Ancak yurt dışında geçici
ya da sürekli göreve gönderilen kamu görevlilerinin
prime esas kazancı olarak, Türkiye’deki emsali
kadrodaki sigortalının prime esas kazancı ile yurt
dışında görevlendirme öncesindeki görevlerinin prime
esas kazancından yüksek olanı esas alınır.
4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamında bulunanlara geçici iş
göremezlik ödeneği verildiği sürece, bunların uzun
vadeli sigorta kolları primleri ile genel sağlık
sigortası primleri işverenlerince ödenmeye devam
edilir.”
11- “MADDE 55-
Bu Kanuna göre gelir veya aylık bağlanan sigortalı ile
hak sahibi kişilerin durumlarının, kendilerine veya
başka hak sahiplerine bağlanmış bulunan gelir veya aylık
tutarının düzeltilmesini gerektirir bir şekilde
değişmesi halinde gelir veya aylık tutarları,
değişikliğin meydana geldiği tarihten sonraki ödeme
dönemi başından başlanarak yeni duruma göre düzeltilir.
Bu Kanuna göre bağlanan
gelir ve aylıklar, her yılın Ocak ve Temmuz ödeme
tarihlerinden geçerli olmak üzere, bir önceki altı aylık
döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından
açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel
indeksindeki değişim oranı kadar artırılarak belirlenir.
Sigortalıya veya hak
sahiplerine bağlanan gelir veya aylıklar, her ay peşin
olarak ödenir. Gelir ve aylıkların ödeme dönemleri,
ödeme tarihleri, ödeme şekli ve ödeme merkezleri Kurumca
belirlenir.
Gelir ve aylık alma
şartlarının devam edip etmediğine yönelik yoklama
işlemlerine ilişkin usûl ve esaslar ile bu maddenin
uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum
tarafından çıkarılacak yönetmelik ile düzenlenir.”
12- “MADDE 63-
Genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu
kişilerin sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde
sağlıklarını kazanmalarını; iş kazası ile meslek
hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli
görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş
göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya
azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı
sağlanacak sağlık hizmetleri şunlardır:
a) Kişilerin
hastalanmalarına bakılmaksızın kişiye yönelik koruyucu
sağlık hizmetleri ile insan sağlığına zararlı madde
bağımlılığını önlemeye yönelik koruyucu sağlık
hizmetleri.
b) Kişilerin hastalanmaları
halinde ayakta veya yatarak; hekim tarafından yapılacak
muayene, hekimin göreceği lüzum üzerine teşhis için
gereken klinik muayeneler, laboratuvar tetkik ve
tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise
dayalı olarak yapılacak tıbbî müdahale ve tedaviler,
hasta takibi ve rehabilitasyon hizmetleri, organ, doku
ve kök hücre nakline ve hücre tedavilerine yönelik
sağlık hizmetleri, acil sağlık hizmetleri, ilgili
kanunları gereğince sağlık meslek mensubu sayılanların
hekimlerin kararı üzerine yapacakları tıbbî bakım ve
tedaviler.
c) Analık sebebiyle ayakta
veya yatarak; hekim tarafından yapılacak muayene,
hekimin göreceği lüzum üzerine teşhis için gereken
klinik muayeneler, doğum, laboratuvar tetkik ve
tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise
dayalı olarak yapılacak tıbbî müdahale ve tedaviler,
hasta takibi, rahim tahliyesi, tıbbî sterilizasyon ve
acil sağlık hizmetleri, ilgili kanunları gereğince
sağlık meslek mensubu sayılanların hekimlerin kararı
üzerine yapacakları tıbbî bakım ve tedaviler.
d) Kişilerin hastalanmaları
halinde ayakta veya yatarak; ağız ve diş muayenesi, diş
hekiminin göreceği lüzum üzerine ağız ve diş
hastalıklarının teşhisi için gereken klinik muayeneler,
laboratuvar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı
yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak
tıbbî müdahale ve tedaviler, diş çekimi, konservatif diş
tedavisi ve kanal tedavisi, hasta takibi, travmaya ve
onkolojik tedaviye bağlı protez uygulamaları, ağız ve
diş hastalıkları ile ilgili acil sağlık hizmetleri, 18
yaşını doldurmamış kişilerin ortodontik diş tedavileri
ile 18 yaşını doldurmamış veya 45 yaşından gün almış
kişilerin diş protezlerinin 72 nci maddeye göre
belirlenen tutarının % 50’si.
e) Evli olmakla birlikte
çocuk sahibi olmayan genel sağlık sigortalısı kadın ise
kendisinin, erkek ise karısının;
1) Yapılan tıbbî tedavileri
sonrasında normal tıbbî yöntemlerle çocuk sahibi
olamadığının ve ancak yardımcı üreme yöntemi ile çocuk
sahibi olabileceğinin Kurumca yetkilendirilen sağlık
hizmet sunucuları sağlık kurulları tarafından tıbben
mümkün görülmesi,
2) 23 yaşından büyük, 39
yaşından küçük olması,
3) Son üç yıl içinde diğer
tedavi yöntemlerinden sonuç alınamamış olduğunun Kurumca
yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları sağlık
kurulları tarafından belgelenmesi,4) Uygulamanın
yapıldığı tıbbî merkezin Kurum ile sözleşme yapmış
olması,
5) En az beş yıldır genel
sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olunan kişi
olup, 900 gün genel sağlık sigortası prim gün sayısının
olması,
şartlarının birlikte
gerçekleşmesi halinde en fazla iki deneme ile sınırlı
olmak üzere yardımcı üreme yöntemi tedavileri ile bir
hastalığın tedavisinin başka tıbbî bir yöntemle mümkün
olmaması ve Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet
sunucuları sağlık kurulları tarafından tıbben zorunlu
görülmesi halinde yardımcı üreme yöntemi tedavileri.
f) Yukarıdaki bentler
gereğince sağlanacak sağlık hizmetleriyle ilgili teşhis
ve tedavileri için gerekli olabilecek kan ve kan
ürünleri, kemik iliği, aşı, ilaç, ortez, protez, tıbbî
araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbî cihaz,
tıbbî sarf, iyileştirici nitelikteki tıbbî sarf
malzemelerinin sağlanması, takılması, garanti süresi
sonrası bakımı, onarılması ve yenilenmesi hizmetleri.
Kurum, finansmanı
sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi
yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık
hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım
sürelerini Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak
belirlemeye yetkilidir. Kurum, bu amaçla bilimsel
komisyonlar kurar, ulusal ve uluslararası tüzel
kişilerle işbirliği yapabilir.
60 ıncı maddede sayılan
genel sağlık sigortalısı sayılma şartlarının yitirilmesi
halinde, devam etmekte olan tedavi nedeniyle sağlanacak
sağlık hizmetleri kişinin iyileşmesine kadar sürer.
Bu maddenin uygulanmasına
ilişkin usûl ve esaslar, Sağlık Bakanlığının görüşü
üzerine Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle
düzenlenir.”
13- MADDE 67-
18 yaşını doldurmamış olan kişiler, tıbben başkasının
bakımına muhtaç olan kişiler, acil haller, iş kazası ile
meslek hastalığı halleri, bildirimi zorunlu bulaşıcı
hastalıklar, 63 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve
(c) bentleri gereğince sağlanan sağlık hizmetleri, 75
inci maddede sayılan afet ve savaş ile grev ve lokavt
hali hariç olmak üzere sağlık hizmetlerinden ve diğer
haklardan yararlanabilmek için;
a) 60 ıncı maddenin birinci
fıkrasının (f) bendi hariç diğer bentleri gereği genel
sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin,
sağlık hizmeti sunucusuna başvurduğu tarihten önceki son
bir yıl içinde toplam 30 gün genel sağlık sigortası prim
ödeme gün sayısının olması, b) 60 ıncı maddenin
birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi
ile (b), (d) ve (g) bentlerine tâbi olan genel sağlık
sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin
yukarıdaki bentte sayılan şartla birlikte, sağlık
hizmeti sunucusuna başvurduğu tarihte kısa ve uzun
vadeli sigorta primleri dahil genel sağlık sigortası
prim borcunun bulunmaması,şarttır.Ayrıca genel
sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin
sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan
yararlanabilmeleri için sağlık hizmet sunucularına
başvurduklarında acil haller hariç olmak üzere (acil
hallerde ise acil halin sona ermesinden sonra); nüfus
cüzdanı, sürücü belgesi, evlenme cüzdanı, pasaport veya
Kurum tarafından verilen resimli sağlık kartı
belgelerinden birinin gösterilmesi zorunludur.Bu
maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Kurum
tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
14- “MADDE 68-
63 üncü maddede sayılan sağlık hizmetlerinden katılım
payı alınacak olanlar şunlardır:a) Ayakta tedavide hekim
ve diş hekimi muayenesi.
b) Ortez, protez,
iyileştirme araç ve gereçleri.
c) Ayakta tedavide sağlanan
ilaçlar.
Katılım payı, birinci
fıkranın (a) bendindeki sağlık hizmetleri için 2 Yeni
Türk Lirası olarak uygulanır. Katılım payı, (b) ve (c)
bendindeki sağlık hizmetleri için gereksiz kullanımı
azaltma, sağlık hizmetlerinin niteliği itibarıyla hayati
öneme sahip olup olmaması, kişilerin prime esas
kazançlarının, gelir ve aylıklarının tutarı ve benzeri
ölçütler dikkate alınarak % 10 ilâ % 20 oranları
arasında olmak üzere Kurumca belirlenir. Birinci
fıkranın (a) bendindeki sağlık hizmetleri için
belirlenen katılım payı tutarı, 4/1/1961 tarihli ve 213
sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca belirlenen yeniden
değerleme oranı kadar her yıl artırılır. Birinci
fıkranın (a) bendi gereği belirlenen katılım payını,
birinci basamak sağlık hizmet sunucularında yapılan
muayenelerde almamaya ya da daha düşük tutarlarda
belirlemeye Kurum yetkilidir.
İkinci fıkrada belirtilen
katılım payı tutarı ve oranları, genel sağlık
sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sevk
zincirine uymadan, diğer basamaktaki sağlık hizmet
sunucularına doğrudan müracaatları halinde % 50 oranında
artırılarak uygulanır.
Genel sağlık sigortalısı ve
bakmakla yükümlü olduğu kişilerin birinci fıkranın (b)
bendi gereği ödeyecekleri katılım payının tutarı, sağlık
hizmetinin alındığı tarihteki asgarî ücretin % 75’ini
geçemez.
63 üncü maddenin birinci
fıkrasının (e) bendi gereğince sağlanan ve bir
hastalığın tedavisinin başka tıbbî bir yöntemle mümkün
olmaması nedeniyle yapılacak yardımcı üreme yöntemi
tedavisi dışındaki, yardımcı üreme yöntemi tedavisinde
katılım payı ilk denemede % 30, ikinci denemede % 25
oranında uygulanır. Ancak katılım payında dördüncü fıkra
gereği uygulanan üst limit dikkate alınmaz.60 ıncı
maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (1), (2) ve (3)
numaralı alt bentleri gereği genel sağlık sigortalısı
sayılanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu
kişilerin ödemiş oldukları katılım payları, talepleri
halinde, 29/5/1986 tarihli ve 3294 sayılı Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümlerine
göre kendilerine geri ödenir.
Katılım paylarını, gelir
veya aylık alan kişilerin gelir veya aylıklarından,
çalışanların ücret veya maaşlarından mahsup edilmek
suretiyle tahsile ve katılım paylarının ödenme usûlünü
belirlemeye Kurum yetkilidir. Sözleşmeli sağlık hizmeti
sunucularına, tahsil ettikleri katılım payı düşüldükten
sonra kalan tutar ödenir.Katılım paylarının
hesaplanmasında 72 nci maddeye göre tespit edilen sağlık
hizmeti tutarları esas alınır. Kurumca belirlenen
katılım paylarını tahsil etmeyen sağlık hizmet
sunucularına 102 nci maddenin (j) bendi gereğince idarî
para cezası uygulanır.
Katılım paylarının ödenme
usûlleri ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer
usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak
yönetmelikle düzenlenir.”
15- “MADDE 73-
Bu Kanuna göre sağlık hizmetleri, Kurum ile yurt
içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları
arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun
hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve
bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık
hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti
giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanır.
Kurum, sağlık hizmet
sunucularının sözleşme başvurularının
değerlendirilmesinde, sonuçlandırılmasında ve
uygulanmasında sağlık hizmeti sunucuları arasında;
sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın
aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi
aşamasında ise genel sağlık sigortalıları ve bakmakla
yükümlü olduğu kişiler arasında tarafsızlık, hakkaniyet
ve açıklık ilkelerine uymak ve bunun uygulandığının
izlenebileceği bir sistem kurmak ve tıbbî etik ve
deontoloji kurallarına uygunluğu aramak zorundadır.
Kurum, provizyon
işlemlerini yürütmek üzere sağlık hizmeti sunucularının
mahallinde provizyon merkezi açabilir ve personel
çalıştırabilir. Sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları, bu
amaçla Kuruma uygun bağımsız mekân tahsis etmek
zorundadır.
Sözleşmeli sağlık hizmeti
sunucuları, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü
olduğu kişilerden sözleşmeli olduğu sağlık hizmetleri
için otelcilik hizmetleri ile öğretim üyesi tarafından
sağlanan sağlık hizmetleri dışında, herhangi bir fark
ödemesi talep edemez. Otelcilik hizmeti ile öğretim
üyesi tarafından sağlanan sağlık hizmetleri için genel
sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden
alınabilecek fark ödemesi, 72 nci maddeye göre
belirlenen tutarın iki katını geçemez. Bu farkın
alınabilmesi için, kişilerin fark ödemeyi kabul
ettiğinin yazılı olarak belgelenmesi zorunludur.
Otelcilik hizmeti ile öğretim üyesi tarafından sağlanan
sağlık hizmetleri dışında veya belirlenen tavanın
üzerinde fark alınması halinde, sözleşmeli sağlık
hizmeti sunucularının sözleşmeleri bir yıl süreyle
feshedilir.
Sözleşmesiz sağlık hizmeti
sunucularından acil hallerde alınan sağlık hizmeti
bedeli, 72 nci madde gereği sözleşmeli sağlık hizmeti
sunucuları için belirlenen bedeller esas alınarak genel
sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere
fatura karşılığı ödenir. Sözleşmesiz sağlık hizmeti
sunucuları, acil hallerde genel sağlık sigortalısı ve
bakmakla yükümlü olduğu kişilerden veya Kurumdan
herhangi bir fark talep edemez.
70 inci maddedeki hükümlere
uyulmak şartıyla, sözleşmesiz sağlık hizmeti
sunucularından sağlık hizmeti almayı tercih eden genel
sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere,
72 nci madde gereği sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları
için belirlenen bedellerin % 70’i fatura karşılığı
ödenir. 70 inci madde hükümlerine uymaksızın sözleşmesiz
sağlık hizmeti sunucularından sağlık hizmeti almayı
tercih eden genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü
olduğu kişilere, 72 nci madde gereği sözleşmeli sağlık
hizmeti sunucuları için belirlenen bedellerin % 50’si
fatura karşılığı ödenir.
Sözleşmesiz sağlık hizmeti
sunucularından satın alınan sağlık hizmeti bedelinin bu
maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarına göre Kurumca
ödenebilmesi için; Sağlık Bakanlığı veya ilgili kamu
idareleri tarafından ödenecek sağlık hizmetine ilişkin
sağlık hizmeti sunucularına ruhsat veya izin verme
uygulamasının olması halinde ruhsat veya izin alınmış
olması, ayrıca Kurumca sözleşmesiz sağlık hizmeti
sunucusunun şartlarının sözleşmeli sağlık hizmeti
sunucusunda aranan şartlara uygun olduğunun kabul
edilmesi şarttır.
Sağlık hizmeti sunucuları,
genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu
kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanmaya müstahak
olup olmadığını, Kurumun elektronik veya diğer
ortamlarda sağlayacağı yöntemlere uygun olarak kontrol
etmek ve belgelemek zorundadır.
Sağlık hizmeti satın alma
sözleşmelerinin hazırlanması ve akdedilmesi, sağlık
hizmeti giderlerinin ödenmesi ve bu maddenin
uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum
tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
16- “MADDE 80-
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c)
bentleri kapsamındaki sigortalıların prime esas
kazançlarının hesabında; a) Hak edilen ücretler ile
prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaktan o
ay için yapılan ödemelerin brüt toplamı esas alınır.
b) Ölüm, doğum ve evlenme
yardımları, görev yollukları, kıdem tazminatı, iş sonu
tazminatı veya kıdem tazminatı mahiyetindeki toplu
ödeme, keşif ücreti, ihbar ve kasa tazminatları, emekli
ikramiyesi ile Bakanlıkça tutarları yıllar itibarıyla
belirlenecek yemek, çocuk ve aile zamları, özel sağlık
sigortalarına ve bireysel emeklilik sistemine ödenen ve
aylık toplamı asgarî ücretin % 30’unu geçmeyen özel
sağlık sigortası primi ve bireysel emeklilik katkı
payları tutarları, görevin yerine getirilmesi için
zorunlu olarak yapılan aynî yardımlar ile Bakanlıkça
belirlenecek diğer aynî yardımların asgarî ücretin %
30’unu geçmeyen kısmı, prime esas kazanca tâbi tutulmaz.
c) Bu Kanunun 4 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tâbi
sigortalılara ödenen döner sermaye katkı payları ve
döner sermayelerden başka adla yapılan bu nitelikteki
her türlü ödemeler ile ikramiyeler ve benzeri
ödemelerden en yüksek Devlet memuru aylığının % 200’ünü
aşan kısmı prime esas kazanca tâbi tutulmaz.
Yukarıdaki fıkranın (b) ve
(c) bentlerinde belirtilen istisnalar dışında her ne
adla yapılırsa yapılsın tüm ödemeler prime esas kazanca
tâbi tutulur. Diğer kanunlardaki prime tâbi tutulmaması
gerektiğine dair muafiyet ve istisnalar bu Kanunun
uygulanmasında dikkate alınmaz.
Ücretler hak edildikleri
aya mal edilmek suretiyle prime tâbi tutulur. Diğer
ödemeler ise öncelikle ödendiği ayın kazancına dahil
edilir ve ücret dışındaki bu ödemelerin üst sınırı aşan
kısmı, ödemenin yapıldığı ayı takip eden aydan
başlanarak oniki ayı geçmemek üzere üst sınırın altında
kalan sonraki ayların prime esas kazançlarına ilave
edilir. Toplu iş sözleşmelerine tâbi işyerleri
işverenlerince veya kamu idareleri veya yargı
mercilerince verilen kararlara istinaden, sonradan
ödenen ücret dışındaki ödemelerin hizmet akdinin mevcut
olmadığı veya askıda olduğu bir tarihte ödenmesi
durumunda, 82 nci madde hükmü de nazara alınmak
suretiyle prime esas kazancın tâbi olduğu en son ayın
kazancına dahil edilir. Bu durumlarda sigorta
primlerinin, yukarıda belirtilen mercilerin kararlarının
kesinleşme tarihini izleyen ayın sonuna kadar ödenmesi
halinde, gecikme cezası ve gecikme zammı alınmaz ve 102
nci madde hükümleri uygulanmaz.
Saatlik, günlük, haftalık
veya aylık olarak belirli bir ücrete dayanmış olmayıp da
komisyon ücreti ve kâra katılma gibi belirsiz zaman ve
tutar üzerinden ücret alan sigortalıların prim ve
ödeneklerinin hesabında esas tutulacak günlük
kazançları, 82 nci madde hükmüne göre belirlenen alt
sınırdır.Bir işverene tâbi olarak çalışan sigortalının
belirli ücretinin dışında ayrıca yukarıdaki fıkra
kapsamında ücret alması halinde, prime esas günlük
kazancı bunların toplamından oluşur.
Bu Kanun gereğince
primlerin hesabına esas tutulacak günlük kazanç,
sigortalının, bir ay için prime esas tutulan kazancının
otuzda biridir. Ancak günlük kazancın hesabına esas
tutulan ay içindeki bazı günlerde çalışmamış ve
çalışmadığı günler için ücret almamış sigortalının
günlük kazancı, o ay için prime esas tutulan kazancının
ücret aldığı gün sayısına bölünmesi suretiyle
hesaplanır.
Sigortalıların günlük
kazançlarının hesabında esas tutulan gün sayıları, aynı
zamanda, bunların prim ödeme gün sayılarını gösterir.
Ancak, işveren ve sigortalı arasında kısmî süreli hizmet
akdinin yazılı olarak yapılmış olması kaydıyla, ay
içerisinde günün bazı saatlerinde çalışan ve çalıştığı
saat karşılığında ücret alan sigortalının ay içindeki
prim ödeme gün sayısı, ay içindeki toplam çalışma saati
süresinin 4857 sayılı İş Kanununa göre belirlenen
haftalık çalışma süresine göre hesaplanan günlük çalışma
saatine bölünmesi suretiyle bulunur. Bu şekildeki
hesaplamada gün kesirleri bir gün kabul edilir.
İşveren ve sigortalı
arasında çağrı üzerine çalışmaya dayalı yazılı iş
sözleşmesinde taraflar arasında çalışma süresi gün,
hafta ve ay olarak belirlenmemiş ise, sigortalının ay
içindeki prim ödeme gün sayısı yukarıdaki fıkra hükmüne
göre hesaplanır.4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b)
bendi kapsamındaki sigortalıların aylık prime esas
kazançları, 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas
günlük kazanç alt sınırı ile üst sınırı arasında kalmak
şartı ile kendileri tarafından beyan edilecek günlük
kazancın otuz katıdır. Bu sigortalılar tarafından
Kurumca belirlenen sürelerde aylık prime esas kazanç
beyan edilir. Ancak beyan edilen kazançta bir değişiklik
olması durumunda, sigortalının yeniden beyan ettiği
kazanç üzerinden hesaplanan prim tahsil edilir.
4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı sayılan kişi,
aynı zamanda işveren ise beyan edeceği aylık kazancı,
çalıştırdığı sigortalıların kazancının en yükseğinden az
olamaz. Beyanda bulunmayan sigortalının primleri, prime
esas asgarî aylık kazanç üzerinden hesap ve tahsil
edilir. Beyanda bulunmayan veya beyan ettiği kazancın
düşük olduğu tespit edilen sigortalıların prime esas
kazançları, tespit edilen kazanç düzeyine çıkartılarak
beyan edilen kazançla arasındaki farkın primi 89 uncu
madde hükümlerine göre gecikme cezası ve gecikme zammı
uygulanmak suretiyle tahsil edilir.
Sigortalı olmayı gerektiren
şekilde birden fazla işte çalışılması halinde, bu Kanun
gereğince alınacak primlerine esas tutulacak aylık ve
günlük kazancının tespitinde, yalnızca bu Kanunun 53
üncü maddesine göre belirlenen 4 üncü maddenin ilgili
bendi kapsamındaki işlerden elde ettiği aylık ve günlük
kazanç tutarı ayrı ayrı dikkate alınır ve primler buna
göre hesaplanır. Yalnızca genel sağlık sigortasına tâbi
olanlar bakımından prime esas aylık kazancın tespitinde;
60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (d) ve (g)
bentlerinde sayılan kişiler için 82 nci maddeye göre
belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının iki
katının otuz günlük tutarı, 60 ıncı maddenin birinci
fıkrasının (c) bendinde belirtilen kişiler için asgarî
ücret, 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (e) bendi ile
5 inci maddenin (f) bendinde belirtilen kişiler için ise
prime esas asgarî kazanç tutarı esas alınır.
Bu maddenin uygulamasına
ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak
yönetmelikle düzenlenir.”
17- “MADDE 81-
Bu Kanun gereğince alınacak sigorta prim oranları
aşağıdaki şekildedir:
a) Malûllük, yaşlılık ve
ölüm sigortaları prim oranı, sigortalının prime esas
kazancının % 20’sidir. Bunun % 9’u sigortalı hissesi, %
11’i işveren hissesidir.
b) Bu Kanunda belirtilen
fiilî hizmet zammı uygulanan işlerde çalışan
sigortalılar için uygulanacak malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları prim oranı, (a) bendinde belirtilen % 20
oranının, her yıl için 40 ıncı maddeye göre eklenen
fiilî hizmet gün sayısının 360’a bölümü sonucu bulunacak
oranda artırılması suretiyle belirlenir. Bu şekilde
bulunan oran ile (a) bendinde belirtilen % 20 oranı
arasındaki farka ait primin tamamı işveren tarafından
ödenir.
c) Kısa vadeli sigorta
kolları prim oranı, yapılan işin iş kazası ve meslek
hastalığı bakımından gösterdiği tehlikenin ağırlığına
göre % 1 ilâ % 6,5 oranları arasında olmak üzere, 83
üncü maddeye göre Kurumca belirlenir. Bu primin tamamını
işveren öder.
d) 5 inci maddenin birinci
fıkrasının (b) bendinde belirtilen öğrenciler ile (e)
bendinde belirtilen kursiyerler için prim oranı prime
esas kazançlarının % 1’idir. Kursiyerlerin prime esas
günlük kazançlarının hesaplanmasında prime esas günlük
kazanç alt sınırı dikkate alınır. Aday çırak, çırak ve
meslekî eğitim gören öğrencilerin prime esas kazancı
ilgili kanunlarında belirtilen şekilde uygulanır.
e) Yaşlılık aylığı almakta
iken bu Kanuna tâbi bir işte çalışanlara uygulanacak
sosyal güvenlik destek primi oranı (a), (c) ve (f)
bentlerinde belirtilen prim oranlarının toplamı
kadardır. Sigortalı ve işveren hissesi bu bentlerde
belirtilen oranlardadır.
f) Genel sağlık sigortası
primi, kısa ve uzun vadeli sigorta kollarına tâbi
olanlar için 82 nci maddenin birinci fıkrasına göre
hesaplanan prime esas kazancın % 12,5’idir. Bu primin %
5’i sigortalı, % 7,5’i ise işveren hissesidir. Yalnızca
genel sağlık sigortasına tâbi olanların genel sağlık
sigortası primi, prime esas kazancın % 12’sidir.g) 4
üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki
sigortalılar (a), (c) ve (f) bentlerindeki prim
oranlarının toplamı üzerinden, şayet sosyal güvenlik
destek primi ödemek suretiyle çalışıyorlar ise (e)
bendinde belirtilen prim oranlarının toplamı üzerinden
primlerini öderler. Devlet, sigortalının prime esas
kazancı esas alınarak; malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları için % 5 oranında; genel sağlık sigortası
için ise % 3 oranında katkı yapar. Devlet katkısı,
Kurumun ay itibarıyla tahsil ettiği malûllük, yaşlılık
ve ölüm sigortaları ile genel sağlık sigortası priminin
dörtte biri olarak hesaplanır. Devlet katkısının
ödenmesine ilişkin usûl ve esaslar, Bakanlar Kurulu
kararıyla belirlenir.”
18- “MADDE 106-
1) 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanununun, geçici 20 inci, geçici 81 inci, geçici 82 nci
ve geçici 87 nci ve geçici 89 uncu maddeleri hariç diğer
maddeleri,
2) 2/9/1971 tarihli ve 1479
sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar
Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun, 1 ilâ 23 üncü,
geçici 10 uncu ve geçici 11 inci maddeleri hariç
diğer maddeleri,
3) 29/8/1977 tarihli ve
2108 sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının 4
üncü ve 5 inci maddeleri,
4) 17/10/1983 tarihli ve
2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar
Sosyal Sigortalar Kanunu,
5) 24/5/1983 tarihli ve
2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak
Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun,
6) 17/10/1983 tarihli ve
2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununun 1
ilâ 5 inci, 13 ilâ 17 nci maddeleri,
7) 14/7/1965 tarihli ve 657
sayılı Devlet Memurları Kanununun 107 nci, 188 inci, 209
uncu ve ek 22 nci maddeleri,
8) 8/6/1949 tarihli ve 5434
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun, 12
ilâ 19 uncu maddeleri, 23 üncü maddesi, 30 ilâ 39
uncu maddeleri, 41 ilâ 55 inci maddeleri, 57 ilâ 59
uncu maddeleri, 61 ilâ 64 üncü maddeleri, 66 ilâ 71 inci
maddeleri, 72 nci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü
fıkraları, 73 ilâ 77 nci maddeleri, 80 inci maddesi, 82
inci maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) bentleri, 83 ilâ 88
inci maddeleri, 90 ıncı ve 91 inci maddeleri, 93 ilâ 100
üncü maddeleri, 102 nci maddesi, 105 ilâ 107 nci
maddeleri, 112 ilâ 124 üncü maddeleri, 127 ilâ 129 uncu
maddeleri, 131 ilâ 135 inci maddeleri, ek 2 ilâ ek 4
üncü maddeleri, ek 8 ve ek 9 uncu maddeleri, ek 11 inci
maddesi, ek 13 ilâ ek 18 inci maddeleri, ek 21 ilâ ek 23
üncü maddeleri, ek 25 ilâ ek 27 nci maddeleri, ek 29 ve
ek 30 uncu maddeleri, ek 31 inci maddesinin (a) ve (b)
bentleri, ek 32 ilâ 34 üncü maddeleri, ek 37 nci
maddesi, ek 39 uncu maddesi, ek 41 ilâ ek 47 nci
maddeleri, ek 48 inci maddesinin son fıkrası hariç diğer
fıkraları, ek 49 uncu maddesi, ek 56 ve ek 57 nci
maddeleri, ek 59 uncu maddesi, ek 69 uncu maddesi, ek 72
nci maddesi, ek 74 ve ek 75 inci maddeleri, ek 80 inci
maddesi, geçici 8 inci maddesi, geçici 15 inci maddesi,
geçici 16 ncı maddesi, geçici 54 üncü, geçici 65 inci,
geçici 85 inci, geçici 86 ncı, geçici 88 inci, geçici 96
ilâ geçici 98 inci, geçici 103, geçici 104, geçici 109
ilâ geçici 113 üncü, geçici 115 ilâ geçici 118 inci,
geçici 120 nci, geçici 121 inci, geçici 139 ilâ geçici
141 inci, geçici 146 ncı, geçici 147 nci, geçici 150 ilâ
geçici 151 nci, geçici 153 üncü, geçici 157 nci, geçici
159 uncu, geçici 161 ilâ geçici 166 ncı, geçici 170
inci, geçici 171 inci, geçici 173 üncü, geçici 176 ncı,
geçici 180 inci, geçici 182 ilâ geçici 186 ncı, geçici
190 ilâ geçici 192, geçici 195 ilâ geçici 200 üncü,
geçici 203 üncü, geçici 204 üncü, geçici 207 nci ve
geçici 208 inci, geçici 210 ilâ geçici 212 nci, geçici
218 ilâ geçici 220 nci, ek geçici 1 inci, ek geçici 2
nci, ek geçici 7 nci, ek geçici 8 inci, ek geçici 11
inci, ek geçici 19 uncu, ek geçici 20 nci, ek geçici 22
nci ve ek geçici 23 üncü maddeleri,
9) 1/10/1992 tarihli ve
3841 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi, 24/11/1994
tarihli ve 4049 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi ve
13/6/2001 tarihli ve 4677 sayılı Kanunun geçici 1 inci
maddesi,
10) 14/1/1988 tarihli ve
311 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlileri ile İlgili
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Hükmünde Kararnamenin geçici 3 üncü maddesi,
11) 25/8/1999 tarihli ve
4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun 56 ncı
maddesinin (C) fıkrası,
12) 19/3/1969 tarihli ve
1136 sayılı Avukatlık Kanununun 186 ilâ 188 inci ve 191
inci maddeleri,
13) 18/1/1972 tarihli ve
1512 sayılı Noterlik Kanununun 201 ilâ 203 üncü
maddeleri,
14) 7/5/1987 tarihli ve
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3 üncü
maddesinin (d) bendi ile geçici 3 üncü maddesi,
15) 22/1/1990 tarihli ve
399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin
Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin
Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun
Hükmünde Kararnamenin 32 nci maddesindeki “resmî ve özel
sağlık kuruluşlarında ayakta ve yatarak tedavileri ile”
ibaresi,
16) 4/6/1937 tarihli ve
3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 89 uncu maddesi,
17) 4/2/1924 tarihli ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun ek 23 üncü maddesi,
18) 1/11/1983 tarihli ve
2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli
İstihbarat Teşkilatı Kanununun 18 inci maddesi,
19) 12/4/1991 tarihli ve
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 21 inci
maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi ile (g) bendinde
yer alan “ve tedavileri yaptırılır” ibaresi,
20) 23/4/1981 tarihli ve
2453 sayılı Yurt Dışında Görevli Personele Nakdi
Tazminat Verilmesi ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun
4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ile
yaralanan veya sakat kalanların tedavi giderleri”
ibaresi,
21) 15/5/1959 tarihli ve
7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle
Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun
10 uncu maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları,
22) 1/7/1976 tarihli ve
2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve
Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında
Kanunun 7 nci maddesi,
23) 24/2/1968 tarihli ve
1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara
Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması
Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrası,
24) 10/2/1954 tarihli ve
6245 sayılı Harcırah Kanununun 18 inci maddesinin (c)
bendi ile 20 nci maddesi,
25) 8/5/1985 tarihli ve
3201 sayılı Kanunun 7 nci , 11 inci, geçici 1 ilâ geçici
4 üncü maddeleri ile aynı kanunda geçen “döviz”
ibareleri,
26) 18/6/1992 tarihli ve
3816 sayılı Kanunun birinci maddesinde yer alan “Genel
Sağlık Sigortası uygulamasına geçilinceye kadar”
ibaresi,
yürürlükten
kaldırılmıştır.”
19- “GEÇİCİ MADDE 1-
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri
Sosyal Sigortalar Kanununa tâbi olanlar her türlü hak ve
yükümlülükleri ile bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve
Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı
Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kanununa tâbi olanlar her türlü hak ve
yükümlülükleri ile bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tâbi olanlar her
türlü hak ve yükümlülükleri ile bu Kanunun 4 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul
edilir.
Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce çalışmaya başlayıp bu tarihten
sonra aylık talebinde bulunanlardan, birinci fıkrada
belirtilen sigortalılık hallerinden birden fazlasına
tâbi olanlara yaşlılık aylığına hak kazanma şartlarından
hangisinin uygulanacağı, en son sigortalı sayıldığı
tarihten geriye doğru son yedi yıllık fiilî hizmet
süresi içinde en fazla hizmetin geçtiği sigortalılık
hali, hizmet sürelerinin eşit olması halinde ise son
sigortalılık durumu esas alınarak belirlenir.
17/7/1964 tarihli ve 506
sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983
tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983
tarihli ve 2926 sayılı ve 8/6/1949 tarihli ve 5434
sayılı kanunlara göre bağlanan veya talepte bulunulan;
aylık, gelir, tazminat, harp malûllüğü zammı ve diğer
ödenekler ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1
inci maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin
verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların durum
değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması,
kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır.
Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarih itibarıyla 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı
ve 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı kanunlara göre
ödenmekte olan sosyal yardım zammı ile telafi edici
ödeme tutarları, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu gereğince emekli
aylığı almakta olanlara ödenmekte olan makam ve yüksek
hâkimlik tazminatı, görev ve temsil tazminatı ile ek
ödemeler ve yardımlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihte ödenen tutarlar esas alınarak, ilgililerin gelir
ve aylıklarına ilave edilerek ödenir.
Bağlanmış aylık ve
gelirler, 55 inci maddenin ikinci fıkrasına göre
artırılır.
Sosyal yardım zammının
ilavesinde tamamı dağıtılacak şekilde, hak sahiplerinin
gelir ve aylıklardaki hisseleri esas alınır.
Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce ölen, ancak bu Kanunla yürürlükten
kaldırılan ilgili Kanun hükümlerine göre ölüm aylığının
bağlanabilmesi için yeterli prim ödeme gün sayısı
olmayan sigortalının hak sahiplerinin, bu Kanun
hükümlerine göre ölüm aylığına hak kazanması halinde
ölüm aylığına bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren hak kazanılmış sayılır.
Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanuna tâbi olanlardan
44 üncü maddenin ikinci fıkrası kapsamında emekliye sevk
edilenler hakkında yaş haddi, 8/6/1949 tarihli ve 5434
sayılı Kanunun geçici 205 inci maddesi esas alınarak
uygulanır.
3 üncü maddenin (29) uncu
bendinde belirtilen güncelleme katsayısında yer verilen
ortalama günlük prime esas kazançtaki değişim oranı, bu
Kanunun yürürlük tarihinden sonraki ilk yıl için, o yıl
gerçekleşen asgarî ücretteki artış oranı olarak kabul
edilir.”
20- “GEÇİCİ MADDE 2-
Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı,
2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve
2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926
sayılı, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlara ve
17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci
maddesine tâbi sandıklara tâbi olanlara bağlanacak
yaşlılık aylıkları aşağıdaki şekilde hesaplanır:
a) Sigortalının veya
iştirakçinin bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar
geçen sürelerdeki prim ödeme gün sayılarına veya fiilî
hizmet süresine ait aylık; bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önceki kanun hükümlerine göre, aylık talep
tarihindeki toplam prim ödeme gün sayısı veya fiilî
hizmet süresi üzerinden, bu Kanunun yürürlük tarihi
itibarıyla hesaplanacak aylığının bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihe kadarki prim ödeme gün sayısı veya fiilî
hizmet süresi ile orantılı bölümü, aylık başlangıç
tarihine kadar geçen yıllar için, her yıl gerçekleşen
güncelleme katsayısı ile çarpılarak hesaplanır.
b) Sigortalının veya
iştirakçinin bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra
geçen sürelerdeki prim ödeme gün sayılarına ait aylığı,
aylık talep tarihindeki toplam prim ödeme gün sayısı
üzerinden 29 uncu madde hükümlerine göre hesaplanacak
aylığının, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonraki prim
ödeme gün sayısına orantılı bölümü kadardır.
c) Aylık, (a) ve (b)
bentlerine göre hesaplanan kısmî aylıkların toplamından
oluşur. Aylıklar ayrıca 29 uncu maddenin son fıkrasına
göre artırılarak belirlenir.
d) 8/6/1949 tarihli ve 5434
sayılı Kanunun ek 48 inci maddesi ile ek 68 inci, ek 73
üncü ve 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Kanunun ek 18
inci maddesi ve ilgili diğer maddeleri esas alınarak hak
edilen makam veya yüksek hâkimlik, temsil veya görev
tazminatları ve ek göstergeler, bu maddenin (a) bendinde
belirtilen kısmî aylıkların hesabında dikkate alınır.
Ancak (a) bendine göre yapılacak hesaplama açısından bu
hükmün uygulanması sonucu daha yüksek ek göstergeye hak
kazanılmış olması, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı
Kanunun ek 70 inci maddesinin birinci fıkrasının (b)
bendinin uygulanmasında esas alınacak ek göstergelerin
yükseltilerek uygulanması hakkını doğurmaz.
e) Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarih itibarıyla 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı
Kanunun geçici 82 nci maddesinin (a) bendine göre
gösterge sistemi içinde hesaplanacak kısmî aylıklara
esas gösterge, sigortalıların ortalama yıllık kazanç
hesabına giren takvim yılı sayısı esas alınmak suretiyle
hazırlanacak olan gösterge ve üst gösterge tespit
tabloları esas alınarak belirlenir. Bu Kanunun yürürlük
tarihinden sonra 8/5/1985 tarihli ve 3201 sayılı Kanuna
göre yurt dışı hizmet borçlanması yapan sigortalıların
bu sürelerinin, bu Kanuna göre hangi sigortalılık haline
göre geçmiş sayılacağının belirlenmesinde; şayet
borçlanma yapılan sürelerden önce sigortalılıkları varsa
en son sigortalılık haline göre, şayet sigortalılıkları
yoksa, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendi kapsamında geçmiş sigortalılık süresi olarak
kabul edilir.
Bu Kanunun yürürlük
tarihine kadar geçen sürelere ilişkin aylığın hesabında
esas alınan asgarî aylık tutarı ile 17/7/1964 tarihli ve
506 sayılı Kanunun geçici 82 nci maddesinin ikinci
fıkrasına göre belirlenen eski tam aylık tutarı, toplam
prim ödeme gün sayısı içinde bu Kanunun yürürlük
tarihine kadar geçen prim ödeme gün sayısının oranına
tekabül eden tutar üzerinden esas alınır.
Yurt dışı hizmet
borçlanması yapanların aylıkları da yukarıda belirtilen
fıkralara göre hesaplanır.
Malûllük ve ölüm aylıkları,
yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümler esas alınarak,
27 nci veya 33 üncü madde hükümlerine göre hesaplanır.”
21- “GEÇİCİ MADDE 4-
Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce sakatlık
kontenjanından göreve başlayan ve T.C. Emekli Sandığına
tâbi bir göreve devam edip bu Kanunun malûlen emeklilik
şartlarını taşımayanlardan onbeş yıl hizmeti
bulunanlara, istekleri halinde yaşlılık aylığı bağlanır.
Kamu görevlilerinin
emeklilik ikramiyeleri, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı
Kanun hükümlerince hesaplanarak bu Kanunun yürürlük
tarihinden itibaren bir yıl süreyle, 8/6/1949 tarihli ve
5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi ve bu Kanunla mülga
24/5/1983 tarihli ve 2829 sayılı Kanun ile personel
kanunlarına göre Kurumca ödenir ve ilgili kurumlardan
tahsilât, anılan maddedeki usûlle yapılır. Bir yıllık
sürenin dolmasından itibaren emekli ikramiyeleri
8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi
hükümlerine göre kamu görevlisinin son defa çalıştığı
kurumunca, çalıştığı son kurumun özelleştirilmesi
halinde ise Hazinece ödenir.
Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihe kadar 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı
Kanunun mülga 12 nci maddesi uyarınca isteğe bağlı
iştirakçi olarak T.C. Emekli Sandığı ile
ilişkilendirilenler ile aynı tarihe kadar isteğe bağlı
iştirakçi olmak üzere başvuruda bulunanlardan gerekli
koşulları sağladıkları anlaşılanların bu Kanuna göre
isteğe bağlı sigortalı olmaya devam etmeleri durumunda
emekli ikramiyeleri hakkında anılan madde hükümlerinin
uygulanmasına devam olunur.
49 uncu maddede düzenlenen
itibarî hizmet süreleri, emeklilik ikramiyelerinin
hesabında dikkate alınmaz.
8/6/1949 tarihli ve 5434
sayılı Kanuna göre aylığa hak kazanamayıp bu Kanunda
yapılan düzenlemelere göre aylığa hak kazananların prime
esas kazancı olarak, bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihteki emsali sigortalının prime esas kazancı kabul
edilir.
Bu durumdakilerin aylık
veya gelirleri, yukarıdaki fıkraya göre hesap edilecek
prime esas kazanca, bu Kanuna göre hak edilen aylık ve
kazancın hesap edilmesine ilişkin maddelerinin
uygulanması suretiyle bulunur.
Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihte kamu idarelerinde hizmet akdi ile veya
sözleşmeli olarak çalışanlardan; ilgili kanunları gereği
8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun ile
ilgilendirilenler aynı statüde çalışmaya devam ettikleri
sürece bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendine göre sigortalı sayılırlar. Ancak, bunların
prime esas kazançları ile emekli ikramiyeleri, bu
Kanunun yürürlük tarihinden önce uygulanan hükümlere
göre tespit olunmaya devam olunur.
8/6/1949 tarihli ve 5434
sayılı Kanunun mülga geçici 191 inci ve mülga geçici 192
nci maddeleri uyarınca, istekleri üzerine 399 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi kurumlarda sözleşmeli
olarak çalışmakta iken anılan Kanun Hükmünde
Kararnamenin 12 nci ve geçici 1 inci maddelerine göre
zorunlu olarak, özelleştirilen kurumlarda sözleşmeli
olarak çalıştırılmakta iken 28/5/1986 tarihli ve 3291
sayılı Kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen
16 ncı ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun ek 71
inci maddeleri uyarınca ve sözleşmeli olarak
çalıştıkları kurumun özel kanunundaki hükümler nedeniyle
T.C. Emekli Sandığı ile ilgilendirilmiş olanların söz
konusu hizmetleri, bu Kanuna tâbi olarak geçmiş sayılır.
Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı
Kanuna tâbi olan iştirakçilerin, bu Kanuna göre
belirlenen prime esas kazanç matrahı ile 8/6/1949
tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre keseneğe tâbi
kazançları arasındaki matrah farkına ait sigorta primi
iki yıl süre ile kurumlarınca karşılanır.
8/9/1999 tarihi ile bu
Kanunun yürürlük tarihi arasında T.C. Emekli Sandığı
iştirakçisi olanlardan, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı
Kanunun 32 nci maddesine göre fiilî hizmet sürelerine
zam yapılanların yaş hadlerinden, eklenilen sürenin, üç
yıldan çok olmamak üzere, yarısı indirilir.
Kamu görevlilerinden
personel kanunlarına göre aylıksız izinli sayılanlardan,
aylıksız izinli olarak geçen süreleri esnasında isteğe
bağlı sigortalılık primi ödemeyenlerin, istekleri
halinde başvuru tarihindeki prime esas kazanç tutarı
üzerinden % 32 oranında hesap edilecek primleri defaten
ödemeleri halinde, aylıksız geçen izin süreleri hizmet
sürelerine eklenir.
Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce ek göstergeli veya daha yüksek ek
göstergeli görevlere atanan T.C. Emekli Sandığı
iştirakçilerinin bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra
bu görevlerde geçen süreleri, 8/6/1949 tarihli ve 5434
sayılı Kanunun ek 68 inci maddesi ile ek 73 üncü
maddesinde belirtilen sürelerin doldurulmasında dikkate
alınır.
Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihte, Emniyet Hizmetleri sınıfında çalışmakta
olanlarla daha önce bu sınıflarda çalışmış bulunan
personelden halen 4 üncü madde kapsamında çalışmaya
devam edenlerin istekleri halinde; 4 üncü maddenin
üçüncü fıkrasının (e) bendinde belirtilen okullarda
geçen başarılı eğitim süreleri, ilgilinin talep
tarihindeki en az aylık alan komiser yardımcısının
prime esas kazancı üzerinden sigortalı prim
hissesi kendilerince, işveren prim hissesi de
kurumlarınca verilmek suretiyle borcun tebliğ edildiği
tarihten itibaren dört yıl içinde eşit taksitler halinde
ödenir.
Bu Kanunun yürürlük
tarihinden önce, seçimler neticesinde belediye başkanı
olarak görev yapmış olup, bu Kanunun yürürlük tarihinden
önce 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanunu haricindeki diğer sosyal güvenlik kanunlarına
göre malûllük veya yaşlılık aylığı almakta olanlardan;
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun
mülga 39 uncu maddesine göre aylık bağlanması şartlarını
haiz olanlara, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren,
bu kişilerden bu Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla 5434
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun
mülga 39 uncu maddesine göre aylık bağlanması şartlarını
haiz olmayanlara ise bu şartları haiz oldukları tarihten
itibaren 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanununun ek 68 inci maddesinde belirtilen şartlar da
dikkate alınarak, emsali belediye başkanının almakta
olduğu makam tazminatı ve buna bağlı olarak temsil veya
görev tazminatı tutarı, bu Kanunun geçici 1 inci maddesi
çerçevesinde almakta oldukları malûllük veya yaşlılık
aylıklarına ilave edilmek suretiyle ödenir. Bu Kanunun
yürürlük tarihinden önce seçimler neticesinde belediye
başkanı olarak görev yapmış olup, bu Kanuna göre
sigortalı iken malûllük veya yaşlılık aylığı
bağlananlardan; 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli
Sandığı Kanununun mülga 39 uncu maddesine göre aylık
bağlanması şartlarını haiz olanlara bu Kanunun geçici 2
nci maddesi hükümleri de dikkate alınarak bu fıkrada
belirtilen şartlar dahilinde söz konusu tazminatlar
aylıklarına ilave edilmek suretiyle ödenir. Bu Kanunun
yürürlük tarihinden önce seçimler neticesinde belediye
başkanı olarak görev yapmış olanlardan ölenlerin bu
Kanunun 32 nci maddesinde belirtilen şartlara sahip
olmaları halinde, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli
Sandığı Kanununun ek 68 inci maddesinde belirtilen
şartlar da dikkate alınarak, hak sahiplerine bu Kanunun
34 üncü, geçici 1 inci ve geçici 2 nci maddeleri
hükümlerine göre söz konusu tazminatlar bu Kanunun
yürürlük tarihinden önce ölenler için bu Kanunun
yürürlük tarihinden itibaren, bu Kanunun yürürlük
tarihinden sonra ölenler için ise ölüm tarihinden
itibaren ölüm aylıklarına eklenmek suretiyle ödenir. Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce seçimler
neticesinde belediye başkanı olarak görev yapmış
olanlardan; malûllük aylığı almakta olanlar ile malûllük
aylığına hak kazanacaklar 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun mülga 39 uncu
maddesinde belirtilen aylık bağlamaya ilişkin şartlar
dikkate alınmaksızın yukarıda belirtilen tazminat
haklarından yararlandırılır.”
22- “GEÇİCİ MADDE 6-
17/7/1964 tarihli ve
506 sayılı Kanuna göre 1/4/1981 tarihinden önce
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tescil edilmiş
olanlar hakkında, bu Kanunun 38 inci maddesinin ikinci
fıkrasındaki sigortalılık süresinin 18 yaşın
doldurulduğu tarihten başlayacağına ilişkin hükmü
uygulanmaz.
506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanununun mülga ek 24 üncü maddesinde sayılan
kurum ve kuruluşlarca, Kuruma ödenmeyen sosyal yardım
zamları, Hazine tarafından ilgili kurum ve kuruluşlardan
tahsil edilmek üzere Kuruma ödenir.
17/7/1964 tarihli ve 506
sayılı Kanun hükümlerine göre yapılmış olan işyeri
tescilleri, bu Kanun hükümlerine göre yapılmış sayılır.
Kamu idarelerinden bu şekilde işyeri tescili
bulunmayanlar, 11 inci maddede belirtilen işyeri
bildirgesini bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren
onbeş gün içinde Kuruma vermek zorundadır. İşyeri
bildirgesinin bu süre içinde Kuruma verilmemesi
durumunda, 102 nci maddenin (b) bendi gereğince idarî
para cezası uygulanır.
506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanununun mülga 86 ncı maddesi hükmüne göre
topluluk sigortasına tâbi olanların ödedikleri iş
kazası, meslek hastalığı, hastalık, analık, malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri genel sağlık
sigortası dahil bu Kanuna göre ödenmiş sayılır. Bu
süreler yatırıldıkları sigorta kolları bakımından
başlangıç süresi ve prim ödeme gün sayısı olarak kabul
edilir.
Bu Kanunun yürürlük tarihi
itibarıyla 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun mülga
86 ncı maddesine göre malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları bakımından topluluk sigortasına devam
edenler, bu Kanunun 4 üncü maddesi kapsamında durumları
değerlendirilerek, durumlarına uyan bent kapsamında
sigortalı sayılırlar. Bunların kendileri veya
işverenleri tarafından verilmesi gereken belgeler en geç
üç ay içinde Kuruma verilmek zorundadır.
506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanununun mülga 96 ncı maddesinin ikinci
fıkrasına göre Sosyal Sigortalar Kurumuna devir olan
sandıklardan 23/1/1968 tarihli ve 991 sayılı Kanunun
geçici 2 nci maddesine göre bağlanmış emekli, adi
malûllük veya vazife malûllüğü aylıkları ile 23/1/1968
tarihli ve 991 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin
birinci fıkrasına göre Kurumca bağlanan aylıklarla dul
ve yetim aylıkları (aylık alan tek kişi de olsa)
toplamı, net asgarî ücretin % 70’inden aşağı olamaz.
Aylık bağlama şartları
bakımından bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılarak
aylık bağlanacaklar için;
a) 28 inci maddenin ikinci
fıkrasının (a) bendinde belirtilen 9000 günlük süre ilk
defa;
1) 1/1/2007 ilâ 31/12/2007
tarihleri arasında sigortalı sayılanlar için 7100 gün
olarak,
2) 1/1/2008 tarihinden
itibaren sigortalı sayılanlar için ise her takvim yılı
başında 7100 güne 100 gün eklenmek suretiyle 9000 günü
geçmemek üzere,
b) 28 inci maddenin üçüncü
fıkrasında belirtilen 5400 günlük süre ilk defa;
1) 1/1/2007 ilâ 31/12/2007
tarihleri arasında sigortalı sayılanlar için 4600 gün
olarak,
2) 1/1/2008 tarihinden
itibaren sigortalı sayılanlar için ise her takvim yılı
başında 4600 güne 100 gün eklenmek suretiyle 5400 günü
geçmemek üzere,
c) 28 inci maddenin
dördüncü fıkrasında belirtilen 3960 günlük süre ilk
defa;
1) 1/1/2007 ilâ 31/12/2007
tarihleri arasında sigortalı sayılanlar için 3700 gün
olarak,
2) 1/1/2008 tarihinden
itibaren sigortalı sayılanlar için ise her takvim yılı
başında 3700 güne 100 gün eklenmek suretiyle 3960 günü
geçmemek üzere,d) 28 inci maddenin beşinci fıkrasının
(a) bendinde belirtilen 4320 günlük süre ilk defa;
1) 1/1/2007 ilâ 31/12/2007
tarihleri arasında sigortalı sayılanlar için 3700 gün
olarak,
2) 1/1/2008 tarihinden
itibaren sigortalı sayılanlar için ise her takvim yılı
başında 3700 güne 100 gün eklenmek suretiyle 4320 günü
geçmemek üzere,
e) 28 inci maddenin beşinci
fıkrasının (b) bendinde belirtilen 4680 günlük süre ilk
defa;
1) 1/1/2007 ilâ 31/12/2007
tarihleri arasında sigortalı sayılanlar için 4100 gün
olarak,
2) 1/1/2008 tarihinden
itibaren sigortalı sayılanlar için ise her takvim yılı
başında 4100 güne 100 gün eklenmek suretiyle 4680 günü
geçmemek üzere,
uygulanır.”
23- “GEÇİCİ MADDE 9-
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi
kapsamında olup da 8/9/1999 tarihinden bu Kanunun
yürürlük tarihine kadar ilk defa sigortalı sayılanlar;
kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmak ve 7000 gün
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş
olmak şartıyla veya kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını
doldurmak ve 25 yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az
4500 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi
ödemiş olmak şartıyla yaşlılık aylığından yararlanırlar.
4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (b) bendi kapsamında olup da 8/9/1999
tarihinden bu Kanunun yürürlük tarihine kadar ilk defa
sigortalı sayılanlar; kadın ise 60, erkek ise 62 yaşını
doldurmak ve en az onbeş tam yıl malûllük, yaşlılık ve
ölüm sigortaları primi ödemek şartıyla kısmî yaşlılık
aylığından yararlanırlar.
17/10/1983 tarihli ve 2925
sayılı Kanun kapsamında sigortalı olup da 8/9/1999
tarihinden bu Kanunun yürürlük tarihine kadar
ilk defa sigortalı sayılanlar; kadın ise 58, erkek ise
60 yaşını doldurmak ve onbeş yıldan beri sigortalı olup
3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi
ödemek şartıyla yaşlılık aylığından yararlanırlar.
Bu
Kanunun yürürlük tarihinden önce bazı hükümleri
yürürlükten kaldırılan 506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanununa göre sigortalı sayılanlardan;
a) En az 20 yıldan beri
Bakanlıkça tespit edilen maden işyerlerinin yeraltı
işyerlerinde sürekli çalışan ve bu işlerde en az 5000
gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödeyen
sigortalılara yazılı talepleri halinde 28 inci maddenin
ikinci fıkrasının (a) bendindeki yaş şartları
aranmaksızın yaşlılık aylığı bağlanır.
b) En az 25 yıldan beri
Bakanlıkça tespit edilen maden işyerlerinin yeraltı
işyerlerinde yeraltı münavebeli işlerinde çalışan ve bu
işlerde en az 4000 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primi ödeyen sigortalılara da 28 inci
maddenin ikinci fıkrasının (a) bendindeki yaş şartları
aranmaksızın 8100 gün prim ödemiş sigortalılar gibi
yaşlılık aylığı bağlanır.c) 50 yaşını dolduran ve
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi
çalışmalarının en az 1800 gününü Bakanlıkça tespit
edilen maden işyerlerinin yeraltı işlerinde geçirmiş
olan sigortalılara da birinci fıkrada belirtilen diğer
şartlarla yaşlılık aylığı bağlanır.Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce sigortalı olanların, bu Kanunun
yürürlük tarihinden sonra dördüncü fıkrada belirtilen
şekilde geçen prim ödeme gün sayılarına, her bir yıl
için 90 gün fiilî hizmet süresi zammı eklenir.”
B- Dayanılan Anayasa
Kuralları
Dava dilekçelerinde,
Anayasa’nın 2., 5., 6., 7., 8., 10., 11., 13., 17., 49.,
56., 60., 73., 90., 123. ve 153. maddelerine
dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, 29.6.2006 ve 20.7.2006
tarihlerinde yapılan ilk inceleme toplantılarında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki
raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına
oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV- BİRLEŞTİRME KARARI
20.7.2006 günlü ilk
inceleme toplantısında, 31.5.2006 günlü, 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’un
yukarıda belirtilen maddelerinin iptali istemiyle açılan
2006/100 Esas sayılı davanın, aralarındaki hukuki
irtibat nedeniyle, 2006/111 Esas sayılı dava ile
BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas
incelemenin 2006/111 Esas sayılı dosya üzerinden
yürütülmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri,
işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa
kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 30.
maddesinin birinci fıkrası gereğince Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Murat Başeskioğlu, Sosyal Güvenlik
Kurumu Başkan Vekili Birol Aydemir, Başkan Yardımcısı
Tahsin Güney, Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Özyer,
Danışman Hüseyin Çelik, Emekli Sandığı Tahsisler Daire
Başkanı Veysel Uyar ve Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali
Kontrol Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Önder İnce’nin
5.12.2006 günlü sözlü açıklamaları dinlendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
A- GENEL OLARAK
5510 sayılı Yasa ile 506
sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, 1479 sayılı Esnaf ve
Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kurumu Kanunu, 2925 sayılı Tarım İşçileri
Sosyal Sigortalar Kanunu, 2926 sayılı Tarımda Kendi
Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu
kapsamında bulunanlar sosyal güvenlik ve sağlık
hizmetleri yönünden aynı sisteme bağlı tutulmuşlardır.
Yasa’nın genel gerekçesinde
konuyla ilgili olarak, “yeni emeklilik sigortası
rejimi ile halen devlet memurları, hizmet akdine göre
ücretle çalışanlar, tarım işlerinde ücretle çalışanlar,
kendi hesabına çalışanlar ve tarımda kendi hesabına
çalışanları kapsayan beş farklı emeklilik rejiminin,
aktüeryal olarak hak ve yükümlülüklerin eşit olacağı tek
bir emeklilik rejimine dönüştürülmesi planlanmaktadır.”
denilmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesine
göre, Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına
saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve
sosyal bir hukuk Devletidir. Bu maddede nitelikleri
belirtilen sosyal hukuk devleti, insan haklarına
dayanan, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde
yaşamalarını güvence altına alan, kişi hak ve
özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil bir denge
kurabilen, çalışma hayatını geliştirmek ve ekonomik
önlemler alarak çalışanlarını koruyan, onların insan
onuruna uygun hayat sürdürmelerini sağlayan, milli
gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması için gereken
önlemleri alan, sosyal güvenlik hakkını yaşama
geçirebilen, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak
sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir.
Çağdaş devlet anlayışı sosyal hukuk devletinin tüm kurum
ve kurallarıyla Anayasa’nın özüne ve ruhuna uygun
biçimde kurularak işletilmesini, bu yolla bireylerin
refah, huzur ve mutluluğunun sağlanmasını gerekli kılar.
Sosyal hukuk devletinin
somut göstergelerinden biri olan sosyal güvenlik
hakkının yer aldığı, Anayasa’nın 60. maddesinde,
“Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu
güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve
teşkilatı kurar” denilmektedir.
Sosyal güvenlik, bireylerin
istek ve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin,
kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları
kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama
artırıcı etkilerini en aza indirmek, ayrıca sağlıklı ve
asgari hayat standardını güvence altına alabilmektir. Bu
güvencenin gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik
kuruluşları oluşturularak, kişilerin yaşlılık, hastalık,
malûllük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere karşı asgari
yaşam düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır.
Anayasa’nın 5. maddesinde,
“İnsanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için
gerekli koşulları hazırlamaya çalışmak” devletin temel
amaç ve görevleri arasında sayılmış olup, bu kapsam
içinde kişileri mutlu kılmak, onların hayat mücadelesini
kolaylaştırmak, insan haysiyetine yaraşır onurlu bir
hayat sürdürmelerini sağlamak gibi hususların da yer
aldığı kuşkusuzdur.
Kişilere sağlanan bu
anayasal güvencelerin yaşama geçirilebilmesi için Devlet
tüm çalışanlara sosyal güvenlik hakkını sağlamak ve
bunun için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Ancak,
bu doğrultuda düzenlemeler yapılırken, sosyal güvenlik
hakkından yararlanacak olanların hukuksal konumları
gözetilerek aynı statüde bulunmayanların bu statülerinin
gerekli kıldığı kurallara bağlı tutulmaları Anayasa’nın
10. maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesinin
doğal bir sonucudur. Bu ilke, hukuksal durumları aynı
olanlar için söz konusudur. Eşitlik ilkesinin amacı,
aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı
işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını
ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı
durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar
uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi
yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden
aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez.
Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı
hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Çalışma yaşamında
kimilerinin hukuksal konumlarından kaynaklanan değişik
kurallara bağlı tutulmaları, diğer çalışanlardan
ayrıcalıklı duruma getirilmeleri anlamına gelmez.
Yaptıkları işin özelliği nedeniyle aynı kurallara bağlı
tutulamayanlar için de koşut düzenlemeler getirilerek
ekonomik ve mali haklar yönünden eşitlik sağlanabilir.
Bu durumda, 5510 sayılı
Yasa kapsamında bulunan memurlar ve diğer kamu
görevlileri ile diğer sigortalıların aynı hukuksal
konumda bulunup bulunmadıklarının saptanması Anayasal
denetim yönünden önem taşımaktadır.
Anayasa’nın 128. maddesinde
Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle
yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli
ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görüleceği, memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve
ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla
düzenleneceği belirtilerek, memurlar ve diğer kamu
görevlileri maddede sayılan özlük hakları bakımından
yasal güvenceye kavuşturulmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin
önceki kararlarında da belirtildiği gibi, memur statüsü
ile emekli statüsü arasında organik bir bağ
bulunduğundan memur statüsünde yapılan değişiklikler
doğal olarak emekli statüsünde de etkisini
göstermektedir. Bu nedenle memurun sosyal güvenlik
haklarından biri olarak emeklilik de Anayasa’nın 128.
maddesinde belirtilen memurların ve diğer kamu
görevlilerinin “diğer özlük işleri” kapsamında aynı
yasal güvence içindedir.
Kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yürüten Devlet
memurlarının hukuki rejimi çağdaş personel hukukuna
uygun olarak sınıflandırma, kariyer ve liyakat
esaslarına dayanmaktadır. Devlet memurları, görevlerinin
gerektirdiği niteliklere ve mesleklerine göre sınıflara
ayrılmakta, kariyerlerine, yürüttükleri hizmet için
gerekli bilgilerine ve yetişme şartlarına uygun biçimde,
sınıflarında en yüksek derecelere kadar ilerleme imkanı
sağlamaktadır. Kamu hizmetlerine alınmada ve görevde
yükselmede ise kamu personelinin nitelikleri,
başarıları, işe bağlılıkları gibi liyakat ölçütleri
dikkate alınmaktadır. Ayrıca, memurlar ve diğer kamu
görevlileri atama işlemiyle idarenin tek taraflı olarak
idare hukuku esaslarına göre önceden nesnel kurallarla
belirlediği statü içine girmekte ve kamu gücünü kullanma
yetkisine sahip bulunmaktadırlar. Bunlara üstlendikleri
kamu hizmetinin karşılığı olarak Devlet bütçesinden
maaş, ücret, ödenek gibi isimler altında ödeme
yapılmaktadır. Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin
hukuksal konumlarından kaynaklanan özellikleri, Anayasa
kurallarına da yansımış, Anayasa’nın 51. maddesinde işçi
niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki
haklarının kapsam, istisna ve sınırlarının
düzenlenmesinin gördükleri hizmetin niteliğine uygun
olarak kanunla yapılması öngörülmüş, 53. maddesinde kamu
görevlilerine ilişkin toplu görüşmelerle ilgili son
karar Bakanlar Kurulu’nun takdirine bırakılmış, 54.
maddesinde grev hakkı yalnız işçilere tanınmış; 68.
maddede sayılan kamu görevlileri için siyasi partilere
üye olma yasağı getirilmiş, 70. maddede kamu
hizmetlerine girme hakkına yer verilmiş, 76. maddede
belirlenen kamu çalışanlarının görevlerinden
çekilmedikçe aday olmalarına ve milletvekili
seçilmelerine izin verilmemiş, 129. maddede memurların
ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken
işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının
kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak idareye karşı
açılabileceği, ceza kovuşturmasının ise kanunla
belirlenen istisnalar dışında kanunun göstereceği
merciin iznine bağlı olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da
ayrıca Cumhurbaşkanı, yasama organı üyeleri, bakanlar,
yükseköğretim kurumları üyeleri, hakim ve savcılar,
yüksek mahkeme üyeleriyle ilgili özel düzenlemeler
öngörülmüştür.
|